Günah yuvası Kilise
Nadir Öperli 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Son İstanbul Film Festivali'nde "Rahip Amaro'nun Günahı" adıyla izlediğimiz "El Crimen del Padre Amaro", bu hafta "Günah" adıyla vizyonda. Meksika'nın son dönemdeki en popüler yıldızlarından olan, "Paramparça Aşklar-Köpekler" ve "Ananı Da!"dan tanıdığımız Gael García Bernal'ın başrolde yer aldığı film, Kilise'nin çürümüşlüğüne ışık tutan, yer yer klişelere yer verse de sürükleyici bir anlatıma sahip bir yapım.
22. İstanbul Film Festivali’nde ‘Ulusal Yarışma’ bölümü filmlerinden biri olması sebebiyle “Günah filmini hatırlayan hatırlayacaktır” diye bir giriş yapma niyetindeydim. Ama, sıkı festival takipçilerinin bile “Günah mı? Hangi filmdi o?” demelerinden çekindim. Türkiye’de dağıtımcıların filmlere gelişigüzel isim vermeleri, yeni bir şey değil; ama, Türkiye’de sinema gündemini belirleme açısından çok önemli olan festival ve benzeri etkinliklerde gösterilmiş bir filmin, vizyon adının değiştirilmesi uygulamasına yeni yeni tanık olmaya başladık. Düşünün bir, orijinal adı “El Crimen del Padre Amaro” olan bu film, Türkiye’nin en önemli sinema etkinliği olan İstanbul Film Festivali’nde, doğru bir çeviriyle “Rahip Amaro’nun Günahı” adıyla, neredeyse kapalı gişe oynamış; gerek basında gerekse festival afiş, broşür ve kitapçıklarında o adla tanıtımı yapılmış; filmi izleyip beğenenler arkadaşlarına o adla tavsiyede bulunmuşlar, vs. Filmin dağıtımcısı da, bu durumun, zaten küçük olan tanıtım bütçesini ne kadar rahatlattığına sevineceğine ne yapmış? Kalkıp filmin adını değiştirmiş, yani tanıtım açısından neredeyse sil baştan yapmış. Benzer bir duruma, en son Peter Mullan’ın yine kiliseyi yerden yere vuran filmi “Magdelene Sisters”da da rastlamıştık. Daha önce Türsak’ın düzenlediği Sinema-Tarih Buluşması’nda “Magdelene Rahibeleri” adıyla oynamış olan film, Türkiye’de ticari açıdan hâlâ önemli bir potansiyel taşıdığından şüphe duyduğumuz, Yeşilçam’daki seks furyası döneminden kalma, ‘masculin’ yaz izleyici kitlesini sinemalara çekmek için tasarlanmış olduğunu düşündüğümüz bir hamleyle “Günahkâr Rahibeler” adıyla vizyona girmişti. Ticari açıdan bir bildikleri vardır diye, dağıtımcılara fazla yüklenmek istemiyoruz, ama filmlere Türkçe isim verirken “iki kere düşünmekte” fayda var. Filmin kendisiyle doğrudan ilgisi olmayan bu uzun girişten sonra, dağıtımcı çevirisiyle “Günah” filmine geri dönecek olursak, elimizde şöyle veriler olduğunu görüyoruz: ***Meksika tarihinin en iyi gişe yapan filmi. ***Meksika’nın en önemli sinema ödüllerine adeta ipotek koymuş, ‘Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’na aday olmuş bir film. ***Sert Kilise eleştirisi nedeniyle yasaklanması için Katolik Kilisesi’ne bağlı çeşitli gruplar tarafından yoğun baskılarla karşılaşmış bir film. ***Ülkemizde de vizyona giren “Paramparça Aşklar-Köpekler” ve 1. !f İstanbul Bağımsız Film Festivali’nde gösterilen “Ananı Da!” filmleri sayesinde yakından tanıdığımız, Meksika’nın en popüler aktörlerinden olan, yıldızı günden güne yükselen Gael García Bernal’nın başrolde yer aldığı bir film... Tüm bunları satırlara dökünce adımlarınızın sinema salonuna doğru yönelmemesi için hiçbir gerekçeniz kalmıyor. Gerçekten de “Günah”, Katolik Kilisesi’nin kokuşmuşluğuna fazlasıyla cesur biçimde bakmayı başarmış, oyuncularının çok iyi performansları sayesinde sıkılmadan, rahatça izlenen bir film. Ancak, bu rahatça izleme durumu, oyuncularının performansı kadar, filmin yukarıda saydığım çarpıcı özelliklerinin pek çoğunu edinmesinde büyük pay sahibi olan Hollywood tarzı anlatımından da kaynaklanıyor. Dini eğitimini üst düzey başarıyla tamamlayan ve Vatikan’a gitmeden önce, biraz pişmek için Los Reyes’e gelen genç Rahip Amaro’yla birlikte, biz de, buradaki kilisenin başında olan Papaz Benito’nun yozlaşmışlığını şöyle bir görüyoruz. Ancak film, dikkatimizi bu noktaya yoğunlaştırmak yerine, Rahip Amaro’nun Amelia’yle arasındaki aşka odaklanmamızı istiyor. Böylece filmde, Amaro’yla Amelia arasındaki aşk ön plana çıkarken, filmin sansasyonel boyutunu oluşturan Kilise eleştirisi arka planda kalıyor. Bu noktada, yönetmen Carlos Carrera, filmin anlatımını aşk eksenine oturtsa da, bu aşkı işleyiş biçiminin de pek çok kişinin iddia ettiği gibi Hollywood tarzı veya yüzeysel olduğunu söyleyemeyiz. Öyle ki, Carrera, kendini, yıldız oyuncusu Gael García Bernal’ın popülerliğinden ya da genç aktris Ana Claudia Talancón’un güzelliğinden faydalanma kolaycılığına kaptırmadan, bu aşkı da, Kilise’yi eleştirme yolunda kullanmayı başarıyor. İlişkide Rahip Amaro’yu daha öne çıkararak, onun yeminini bozup bakirliğini yitirdikten sonra, bunun duyulmaması için ne kadar küçülebildiğinin, Kilise içinde yükselmenin genç rahip için aşk dahil her şeyden önemli olduğunun altını çizen Carrera, böylece filmin başlarında saf ve masum olduğunu düşündüğümüz Amaro karakterinin, zihnimizde oluşan bu imgesinin parçalanmasını sağlıyor. Bu parçalanışla birlikte, filmde Kilise’ye dair tek iyi şey gibi gözüken öğe de elimizden kayıyor ve işlevini tamamıyla yitirmiş, insanların iyiliği ve huzuru yerine onları sömürmek için çalışan, Karanlık Ortaçağ’ın yoz dinsel örgütlerini hatırlatan bir Kilise tablosu kalıyor elimizde... “Günah”ı mutlaka izleyin. Filmde, farklı yerlerde defalarca duyduğunuz sert Kilise eleştirisinin yanında, sürükleyici bir öykü ve iyi oyunculuklar da bulacaksınız. Bir Meksika filmine gittiği için kendini yeni bir anlatım tarzı beklediğini düşünen izleyicileri de bir kez daha uyaralım: “Günah”, ticari hedefleri doğrultusunda Hollywood tarzı anlatımı benimsemiş bir film, üslup konusundaki beklentilerinizi fazla yüksek tutmayın!
Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.4/10
TV'de bugün
Sessiz Tepe (9 Temmuz 2008 21:40 Kanal 1)
Radha Mitchell, Sean Bean ve Laurie Holden'ın oynadığı Sessiz Tepe adlı korku filmi bu akşam Kanal 1 ekranlarında...
Replik
Kayıp Nişanlı
Gözyaşları söyleyemediğin şeyleri anlatır.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com