Şimdi de bir uzay aracı...

Eddie Murphy'nin yaşamına çocukluk günlerinden bakmaya başladığınızda, sadece görünenle yetinirseniz, böyle bir çocukluğun komediden çok ama çok uzaklara giden bir geleceği işaret ettiğini düşünebilirsiniz. 1961'in 3 Nisan'ında, Brooklyn'de dünyaya gelen Eddie'nin yaşamı gerçekten de trajik bir biçimde başladı: Polis olan babası ve de bir telefon operatörü olan annesi, o henüz 3 yaşındayken boşanınca, zaten pek parlak olmayan aile ekonomisi iyice tepetaklak oldu. Bu da yetmiyormuş gibi, boşanmalarının beş yıl sonrasında, babası, annesinden sonra birlikte olduğu sevgilisi tarafından vurularak öldürüldü.
Eddie, kardeşi Charles Q'yle birlikte, iki yıl daha Brooklyn'de kaldı ve 1971'de, annesinin yeni kocası, boksör Vernon Lynch ve oğlu ile birlikte, ağırlıklı olarak orta sınıf beyazların yaşadığı Roosevelt?e taşındı. Yaşadığı onca travmatik olay yetmiyormuş gibi, artık bir de ırkçılıkla mücadele etmesi gerekecekti.
Tüm bunları çıplak veriler olarak alırsanız, dediğimiz gibi, bu yaşamdan komedi çıkarmanın zor olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak bu verileri, sinema tarihinin diğer önemli komedyenlerinin yaşamlarıyla karşılaştırınca, aslında, bu alandaki yeteneğin, genelde kişinin kendi yaşamındaki deneyimlerine zıt geliştiğini görebilirsiniz.
Eddie Murphy de pek çok komedyen gibi, yaşadığı trajik olayların kendisini ezmesini seyretmek yerine, küçük yaştaki bu büyük acı deneyimlerin karşıtlarını geliştirerek, komedi konusundaki yeteneğini çarçur etmeme yolunu seçti. Özellikle Brooklyn sokaklarının ona bu konuda büyük yardımı dokunuyordu. Bullwinkle ve Slyvester gibi karakterlerden dönemin popüler isimlerine kadar pek çok karakter ve kişiyi taklit ettiği gibi, kendi özgün karakterlerini de yaratıyor ve hayli tutulan sokak gösterileri düzenliyordu.
Bu yeteneği sayesinde, lise yıllarında düzenlediği başarılı stand-up gösterileriyle hep okulun en popüler çocukları arasında yer alıyordu. Aynı zamanda müziğe de yoğun bir ilgisi vardı Eddie'nin, yerel bir grup olan R&B'yle müzik yapmaya lise yıllarında başladı. Süpermarketten aşırdıkları alışveriş sepetlerini, aletlerini taşımak amacıyla kullandıkları bilgisini vermek, grup elemanlarının taşıdıkları amatör ruha dair bir fikir veriyor olsa gerek.
Reşit olduğu yıl, Roosevelt Gençlik Merkezi'nde, ilk sahne deneyimini de yaşadı. Yaşamının sonraki aşamalarında olduğu gibi, istediği bir şeye başladı mı, kendini durduramıyordu Eddie. Liseden sonra üniversiteyi seçen pek çok arkadaşının aksine, sahnelerde olmayı seçen Eddie, gençlik merkezleri ve barlarda, genelde tek kişilik şovlar yapmaya başladı. Kısa sürede, New York?un komedyen camiasında tanındı ve ilk sahne deneyiminin bir yıl sonrasında, ABD?de komedyenlerin kariyerlerinin başlangıç noktalarında geçtikleri bir durak olan "Saturday Night Live Show"dan bir teklif aldı. Velvet Jones, Mr. Robinson, Raheem abdul Muhammad, Tyrone Gren ve hepsinden daha çok tutulan Kızgın Gumby gibi, şovun 80?lerde en çok tanınan Afro-Amerikan karakterlerine hayat verdi. 1982, Eddie Murphy'nin hayatında önemli ilklerin yaşandığı bir yıl oldu. New York'ta Comic Strip'te canlı olarak kaydedilmiş ilk albümünün çıkmasının yanında, ilk sinema filmi 48 Saat?te ("48 Hrs.", 1982), Saturday Night Live'den tanıdığı Nick Nolte'la birlikte rol aldı. Dediğimiz gibi elini bir kez bir işe atınca, gerisi çorap söküğü gibi geliyordu Murphy için.
1983'te, yine önemli bir aktörle, Dan Aykrod'la birlikte yer aldığı "Trading Places" ve 84'ün hemen başında, bu kez Dudley Moore'un arkasında ikinci planda kaldığı "Best Defense"in ardından, bir dünya starı olma yoluna girmesini sağlayacak "Sosyete Polisi"nde ("Beverly Hills Cop", 1984) bu kez tam anlamıyla başroldeydi. Yılların getirdiği sahne deneyimiyle, kendine has dokunuşunu verebildiği Axl Foley karakterinde (aslında bu rol, Sylvester Stallone için yazılmıştı, Stallone'un oynamaktan son anda vazgeçmesi Murphy için büyük bir şans oldu) büyük bir başarıya imza atıyordu. Ancak Murphy, bu başarının ardından, elini attığı her işte hızla ilerleme konusunda, en azından sinema alanında sıkıntı yaşamaya başladı. "The Golden Child"ın (1986) başarısızlığının sonrasında tekrar bir umutla "Sosyete Polisi"ne geri dönüp devam filmini çekse de, yeniden çıkışa geçmek yerine cepten yemeyi sürdürdü.
John Landis'le ikinci filmi olan "Coming to America"yla (1988) biraz toparlanır gibi olsa da, ilk yönettiği filmi "Harlem Nights" (1989) ve 90'larda onu izleyen "The Distinguished Gentleman" (1992), "Boomerang" (1992), "Another 48 Hrs." (1990) gibi komedilerde adını iyice kötüye kullanmaya başladı; öyle ki onun her yaptığını takip eden hayranları bile gidişattan pek hoşnut gözükmüyordu.
1994, ikinci filmden hiç ders almamış gibi, çıkışı yine "Sosyete Polisi"nde aramaya kalkınca, eleştirmenler tarafından yerden yere vuruldu. 90'lı yılların ikinci yarısı da Murphy için, genelde eleştirmenlerin yerin dibine soktuğu, birkaçı dışında genelde gişede umduğunu bulamayan filmlerle geçti. Neredeyse tamamını ülkemiz sinemalarında izlediğimiz, "Kutsal Adam" ("Holy Man", 1998), "Dr. Dolittle", 1998), "Müebbet Kuşları" ("Life", 1999), "Çatlak Yönetmen" ("Bowfinger" 1999), "Çatlak Profesör 2" ("Nutty Professor II: The Klumps", 2000) gibi filmlerde, genel olarak -kariyerinde "Coming to America"yla başlayan- jenerikte onlarca kez ismini görme arzusunu gerçekleştirdi ve pek çok karakteri birden canlandırdı.
Yakın dönemde "Dr. Dolittle 2" (2001) ve "Showtime"da (2001) izlediğimiz ünlü komedyen, sonrasında, Eşek karakterini seslendirdiği "Shrek" de yer aldı. Ardından "Afacanlar Yuvada"da ("Daddy Day Care"), işlerinden oldukları için çocuklarını kreşten alıp evde bakmak zorunda kalan ve bir süre sonra işi iyice ilerletip bir kreş açmaya karar veren iki kafadardan biri olan Charlie Hinton rolünde izlediğimiz Murphy, her ne kadar aile hayatı dışında da sık sık gündeme gelse de, şu an sürdürdüğü dingin yaşamdan memnun gibi gözüküyor. Zaten o da sık sık kariyeri herhangi bir şekilde noktalansa da, aile yaşantısındaki mutluluk sayesinde ayakta kalabileceğini belirtiyor. Zaman zaman magazin basınında, 1997'de bir travestiyle basılması gibi, prestij kaybettirici olaylarla yer alsa da, kendi yaşamında oldukça iyi bir eş ve baba portresi çiziyor.
- Penelo Cruz: İspanyol esintisi...
- Bizi hep güldür Adam Sandler!
- Jack Nicholson: Beyazperdenin göz bebeği…
- Meryl Streep: Yaşayan bir Efsane
- Will Smith ve eklektik yaşam arayışı...
- Mustafa Altıoklar Farklı türlerin faal yönetmeni
- Sinemanın küçük kızı büyüdü...
- Mark Wahlberg: Boston serseriliğinden beyazperdeye...
- Al Pacino: Efsaneleşen bir "Baba"nın öyküsü...
- Harrison Ford: 65 yaşında, 20 yıl aradan sonra tekrar Jones...
- İdealist, zeki, iflah olmaz bir romantik: Ewan McGregor
- Jet Li: Hollywood'la Çin arasında...
- Michel Gondry
- Giovanna Mezzogiorno: İtalya'nın kara meleği!
- En İyi Kadın Oyuncu: Marion Cotillard


Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!










Seanslar
Fragman

