
Yönetmenliğini önde gelen bağımsız sinemacılardan Gus Van Sant'in üstlendiği "Milk", 1970'lerin başında San Francisco–Castro sokağında bir sabun sandığının üzerinde aktif siyasi hayatına başlayan eşcinsel hakları savunucusu Harvey Milk'in, 1978'de suikaste uğramasıyla sonuçlanan hikayesini ele alıyor.









(7/10)
Bir ikon: Harvey Milk
Eşcinsellere karşı yürütülen 'Joseph McCarthy döneminin Komünist avı' operasyonlarını andıran arşiv görüntüleriyle açılan film, belgeselvari üslubuyla dönemi aktarmakta oldukça başarılı. 1960'ların karşı kültür hareketinden etkilenerek New York' tan o dönem eşcinsel göçün en yoğun olduğu San Francisco'nun Castro bölgesine taşınan, burada 'Castro Camera' adlı bir kamera dükkânında eşcinselleri 7 yıl gibi kısa bir sürede 'aşağıdan yukarıya' örgütleyen Harvey Milk, üç başarısız denemenin ardından San Francisco şehir konseyine girmeyi başarır. Böylelikle Amerikan tarihinin ilk eşcinsel politikacısı olarak tâbi olduğu azınlığın haklarını siyasi platformda savunmaya başlayan Milk, 'Proposition 6' olarak bilinen eşcinsel karşıtı yasanın meclisten geçmesini engelleyerek lezbiyen/eşcinsel mücadelenin ikonu haline gelir.
Kırılma noktası
Filmde, Sean Penn'in gayet 'doğal ve yumuşak' bir oyunculukla canlandırdığı Harvey Milk karakterinin politik faaliyetlerinin yanı sıra aşk hayatına da tanık oluyoruz. Harvey Milk'in hayatında bu ilişkiler önemli yer teşkil etse de, omurgası "Milk" etrafında şekillenen direnişin üzerine kurulu olan filmde, bir 'yan değini' olmaktan öteye gidememiş. Öyle ki Harvey Milk'in ikinci sevgilisi Jack Lira (Diego Luna) intihar ettiğinde bile etkisini tam olarak seyirciye geçiremiyor film. Bu karakter, filmin dramasındaki en büyük safra. Karakterin bu kadar derinliksiz ele alınmasındansa hikâyeden çıkarılması daha yerinde olurdu. Zira bu karakteri çekip aldığınızda filmin hiçbir şey kaybetmeyeceği ortada. Nispeten daha kuvvetli olan James Franco'nun canlandırdığı Scotty karakteri ise, zaman zaman Sean Penn'in devasa oyunculuğunun gölgesinde ezilerek, eylemlerin arasında sıradan bir figür olarak kalıyor. Josh Brolin, amir maaşlarının yükseltilmesinden başka bir uğraşı olmayan menfaatçi eski meclis üyesi Dan White komposizyonunda oldukça başarılı ancak hikâyenin kırılma noktasında yer alan bu kadar önemli bir karaktere filmde neden ağırlık verilmediğini anlamak mümkün değil!
Objektif fakat tarafsız değil
Gus Van Sant'in kadrolu görüntü yönetmeni Harris Savides'in en başarılı işlerinden birini çıkardığı "Milk", dönemin atmosferini gayet iyi yansıtan renklere sahip. Filmin sanat yönetiminin de mükemmel olduğunu söylemek mümkün. Bu iki bileşen filmi sıradan bir biyografik filmden farklı kılan en büyük etkenler. Yönetmenin "Can Dostum" ("Good Will Hunting", 1997) filminde uyguladığı gibi ana akım bir anlatım dili kullanmayı tercih ederek, arşiv görüntülerini ve onca bürokratik kavram karmaşasını çekilir kılmayı becermesi takdire şayan. Gus Van Sant bu tercihi öyle akilâne kullanıyor ki "Milk" klasik bir 'Amerikan rüyası' filmine dönüşecekken, sihirli dokunuşlarla 'objektif bir perspektiften eşcinsel hareketi' filmine evriliyor. Harvey Milk'e dair biyografik bir film yapıp, iki saati aşan bir süre izleyiciyi perdeye bağlamak her yönetmenin harcı olmasa gerek. Objektif, fakat tarafsız değil. Yönetmenin, Harvey Milk'in kanaat önderi olduğu güruhun bir ferdi olduğu göz önüne alınırsa yapıta romantik bir tutkuyla yaklaşması çok doğal. Homofobi karşıtı boyutuna yüklenmek yerine Milk'in suikastini ve sonrasında olanları biraz ajite bir şekilde aktarmayı yeğlemesi filmin bir diğer zaafı. Her şeye rağmen homofobiye karşı yapılmış çok büyük bir film "Milk".









(7/10)
Kimler izlemeli?
- Gus Van Sant sinemasına aşina olanlar.
- Biyografik filmleri sevenler.
Kimler izlememeli?
- Eşcinsel sinemasına yabancı olanlar.
- Biyografik filmlerden hoşlanmayanlar.



Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal ve Rıza Sönmez'in rol aldığı "Vicdan" adlı film Tv'de ilk kez bu akşam 23:15'te Kanal D ekranlarında.








Seanslar
Fragman
