
Anne Hathaway'in başrolünde olduğu yapıt, oyuncunun son yıllarda en fazla 'oyunculuk' gerektiren rollerinden birini ortaya koymasına ön ayak oluyor. Bu durumun esas müsebbibi ise 2005'de çektiği "Nine Lives" ile dünya sinemasına modern bir klasik armağan eden ve ileride sinema tarihine yön verdiği anlaşılacak olan bağımsız yönetmen Rodrigo Garcia.









(7/10)
Amerikan bağımsız sinemasının medar-ı iftiharlarından Rodrigo Garcia, sinemaya 2000'de giriş yaptı. "Things You Can Tell Just By Looking At Her" ile Sundance'de bir ödül alan yönetmen, daha o zamanlar tarzını belli etmişti. Zira bu eğilimi 2001'de "Ten Tiny Love Stories" ile devam ettirdi. Onun amacı Fellini'nin çok karakterli film modelini kendi mantığına uyarlayarak "Oyuncu" ("The Player", 1992), "Sosyeteden İnsan Manzaraları" ("Short Cuts", 1993) gibi başyapıtlar üreten Robert Altman'ın uyguladığı formülü kullanmaktı. Bu doğrultuda da sayısını sayamadığımız kadar önemli oyuncu ile çalışıyordu filmlerinde.
Önceki filmi "Nine Lives", bir modern klasik
2005 yılında ise Garcia, 'çok karakterli film modeli'ni değiştirerek çığır açtı. Locarno'da Altın Leopar da kazanan "Nine Lives", 10'dan fazla karakteri 9 rafine plan sekansın içine yerleştiriyordu. Yani aile, ırk, aşk ve daha nicesiyle ilgili öyküler, ince ince örülmüş plan sekanslarla görselleştiriliyordu. Kameranın kaydırma hareketi ise süpermarketten otele, otelden eve, evden cenazeye kadar sayısız mekanda sayısız duyguyu andırarak zirve yapıyordu. Altman'ın film modelinde sadece 1-2 kere karakterlerin yaşamları arasında geçiş yapmak için kullandığı plan sekans kavramı, böylece bütüne yayılmış oluyordu. "Nine Lives", günümüzde çok bilinmese de 20 yıl sonra modern bir klasik olarak anılacak, orası kesin.
Garcia'nın o filmden 3 yıl sonra imza attığı "Yolcular" ise farklı bir formülün izini sürüyor. Belli ki yönetmen, bundan sonra hep 'çok karakterli' filmler çekecek. Zira bu yapıt da, uzun süre o çok karakterli film modelini ve hatta "Sosyeteden İnsan Manzaraları"nın getirdiği 'bir olayı metaforik olarak film modeline dahil etme' eğilimini kullanıyormuş gibi gözüküyor. Bunun için de filmin yola çıkış noktasına bir uçak kazasını yerleştiriyor. Ancak bunun yanında "Dövüş Kulübü"nün ("Fight Club", 1999) zirveye çıkardığı psycho-noir alt türü ile "Altıncı His"te ("The Sixth Sense", 1999) gördüğümüz gotik alt türünün arasında da mekik dokuyor.
Her yükselişin bir de değişimi vardır
Yani formüllere, modellere ve türlere hakim bir yönetmen olduğunu ve bundan sonra özünü 'karakter draması'na dayayarak farklı bir şeyler yapacağını ispatlıyor Garcia bu filmiyle. Peki bu yapıtta nasıl bir başarı sağlıyor? Artıları ve eksileri var mı? Aslında ilk bir saatlik bölümde sıradan bir karakter draması çizgisi izlemesine karşın, arka plandaki karakterleri hikâyeye dahil etmediği için bir hayal kırıklığı yaşatıyor. Ancak ikinci bölümünde Garcia, kurduğu her planın bir işe yaradığını anlatan bir yapıya doğru yol alıyor. Bu noktada da vardığı sonuçta 'bilinçli izleyici'yi şaşkınlığa uğratmak yerine yönetmenliğiyle çarpmayı beceriyor.
Onun buradaki asıl amacı Anne Hathaway'in gözünden öznel bir görsel yapı kurmak. Bir parantez açarsak, bunu yaparken ilk olarak son yıllarda "Gençlik Ateşi" ("Havoc", 2005), "Brokeback Dağı" ("Brokeback Mountain", 2005), "Rachel Evleniyor" ("Rachel Getting Married", 2008) gibi filmlerdeki cesur ve başarılı performanslarıyla dikkat çeken Hathaway'i de çok iyi kullandığını söyleyebiliriz. Bu parantezi kapatınca ise 'öznel görsel yapı'ya ulaşmak için temelini bir uçak kazasına yasladığını görebiliyoruz.
Belki bunu "Sosyeteden İnsan Manzaraları", "Jindabyne" (2006), "Deadgirl" (2008) gibi filmlerdeki cinayetlerde gördüğümüz üzere 'dramatik anlam yaratmak' için kullandığını düşünüyoruz bir süre. Ancak bu düşüncemiz yavaş yavaş yıkılıyor. Zira belli ki Garcia, "Nine Lives"dan daha farklı bir formüle yelken açarken, sert değil de yumuşak bir geçiş yapmayı tercih etmiş. Burada kurduğu görsel yapının gri tonların üzerine giderek, uçak kazası sonrasında hayatta kalıp kalmadığı belli olmayan insanların psikolojisini öne çıkarması da bu durumu ortaya koyuyor. Zaten daha çok mistisizm sularında dolaşarak Andrei Tarkovsky'nin dünyasını da hatırlatıyor bizlere yönetmen.
Mitolojideki ölüm-yaşam arasında kalmışlığa bağımsız yorum
Ancak burada, formül olarak değil de temasal anlamda çığır açma peşinde daha çok. Bu bağlamda da çok fazla ele alınmayan bir konuyu sinemalaştırmayı seçiyor. O da mitolojideki 'ölüm-yaşam arasında kalma dönemi'. Bilmeyenler için hatırlatmakta fayda var. Mitolojide ölen insanların Hades'e yani cehenneme gitmeden önce bir köpekle karşılaştıkları, ardından Styx adlı nehirden cehenneme gittikleri bilinir. Ancak o nehirdeki salın sürücüsü Charon'a para ödemedikleri takdirde ölüm ile yaşam arasında sıkıştıkları ön görülür. Yani hayatta yapacakları bitmemiştir ve öyle bir sıkışmışlık yaşarlar. Buradaki sıkışmışlık duygusunu da Garcia, biraz Antonioni'nin karakterleri için yaptığı 'metaforik olarak kaybolan ruhlar' çağrışımlarını kullanarak modernize ediyor. Buna ek olarak da "Constantine" (2004), "The Dark" (2005) gibi korku filmlerinde de gördüğümüz o mitolojik dünyayı 'karakter draması' adabıyla görselleştirirken herhangi bir sıkıntı çekmiyor.
Çünkü sondaki sürprizi aslında dikkatli izleyici baştan biliyor. Bu noktada da filmi bu konunun korku ayağı olan "Son Durak" ("Final Destination") serisinin psikolojik-gerilim ya da karakter draması versiyonu olarak anabiliriz. Yani belli bir çizgide durmadan yolcularla kendi yoluna çıkmayı tercih ediyor Garcia burada. "Nine Lives" kadar devrimci değil belki, ama değişime açılan yolda trenine yolcuları toplamayı başarıyor. Ne de olsa, Amerikan bağımsız sinemasında şu anda aktif bir rol oynayan Todd Solondz, Todd Field, Wes Anderson, Alexander Payne, Vadim Perelman gibi sayıları onu bulmayan yenilikçi isimden biri kendisi...









(7/10)
Kimler izlemeli?
- Amerikan bağımsız sinemasını takip edenler.
- Anne Hathaway'de iyi kumaş olduğuna inananlar.
Kimler izlememeli?
- Filmin ismine ve konusuna kanıp yüksek tempolu bir Hollywood filmi bekleyenler.
- Anne'dan oyuncu olmaz diyenler.


Brad Pitt, Eric Bana, Orlando Bloom ve Diane Kruger'ın oynadığı Truva bu akşam Star ekranlarında...

Herkes hak ettiğini mi yaşıyor süpermen? Bak şu ışıklara, bak şu ışıltıya, bak şu paranın insanı insan yaptığı yerlere… hepsi hak edilerek mi kazanılmış ve yaşanıyor? Uyan süpermen, daha uçucan!








Seanslar
Fragman

