
Prenses Diana'nın 18. Yüzyıl versiyonu niteliğinde sunulan Devonshire Düşesi Georgiana'nın öyküsünün anlatıldığı "Düşes" artık iyiden iyiye korse ve perukların kadını haline gelen Keira Knightley eşliğinde zaman zaman son derece provokatif anlara imza atan entrikalı bir kadın öyküsü. Teknik güzellikleri ve oyuncuların güçlü performansları da filmin değerini artırıyor.









(7/10)
İktidar sahibi liderlerin en az kendileri kadar ön plana çıkan eşlerini düşündüğümüzde, Amanda Foreman'ın kitabından uyarlanan "Düşes"in ("The Duchess", 2008) pek aşina olmadığımız öyküsü çok da yabancı gelmiyor. Eva Peron gibi politik hayatı hareketlendiren bir vitrin, Jacqueline Kennedy gibi modayı yönlendiren bir ikon ve tüm bu özelliklerin yanında halkın sevgilisi olan Prenses Diana gibi kendi evinde yalnızlığı yaşayan bir zavallı gelin portresiyle karşı karşıyayız.
Filmin en can alıcı noktası dönem koşulları, önyargıları ve kuralları içinde zorlanan kadın figürü üzerine oynaması elbette. Keira Knightley'nin güçlü bir performansla can verdiği Georgiana'nın yaşadıkları, tarih boyunca kadınların çektiği farklı acıları bir araya getiren bir özet gibi adeta. Aile anlaşması ile evlendirilen, oğul doğurmadan kendi evi içinde rahat ettirilmeyen, entelektüel ve politik zekasını sistemin izin verdiği kadar kullanabilen ve uğradığı haksızlıklara baş kaldırdığı takdirde karşısında çocukları koz olarak kullanılan bir kadın 'Düşes'... Elbette kendisine izin verilen tek şeyin, süslü püslü elbiseler ve aksesuarlarla etrafındakilere görkemli bir vitrin sunmak olduğunu da belirtmek lazım.
'Zavallı küçük zengin kız' tavrı baskın
Elbette Saul Dibb'in tutarlı bir şekilde perdeye aktardığı Georgiana'nın öyküsü bir süre sonra odağına aldığı yasak aşk hikâyesiyle birlikte bu 'birey üzerinden sosyal sorunlar' yaklaşımını ikinci plana atıyor. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki aşk hikâyesinin özü de tüm bu yan öykülerle organik bir şekilde birleştiriliyor. Baştan sona Georgiana'yı merkezde tutan film Dibb'in mizansenlerinde çevreyi sadece ana karakteri çevresinde resmederek bu tutumu da destekliyor. Bu da ister istemez öyküyü toplumsal duruma taşımaktan çok kişiselleştiriyor. Bu aşamada da zaman zaman filmin 'zavallı zengin küçük kız' yapaylığının gölgesi altında kaldığını söyleyebiliriz. Ancak yine de ana karakterin ve sorunlarının etkili bir biçimde çizilmesi, bu tutumun çok göze batmasına engel oluyor.
"Düşes" zaman zaman fazlasıyla karamsar olsa da sürükleyici bir şekilde kendisini izletiyor. Teknik özellikleri ve oyuncuların sürükleyici performansları da filmin artıları. Filmi götüren Knightley, ancak yan kadro da son derece etkileyici. Özellikle Ralph Fiennes, nev-i şahsına münhasır Dük rolünde harikalar yaratıyor. Normal hayatta kalas olarak nitelendirebileceğimiz bir karaktere öyle bir boyut kazandırıyor ki, zaman zaman sempatik bile bulacak hale geliyorsunuz.
"Düşes", görkemini görsel yönden çok metninde saklayan erdemli bir film, zaman zaman dağılıyormuş hissi uyandırsa da empati duyulabilecek karakterleri, iyi kotarılmış senaryosu, teknik meziyetleri ve elbette oyuncularının birinci sınıf performanslarıyla hoş bir seyirlik.









(7/10)
Kimler izlemeli?
Kimler izlememeli?



Julia Stiles’dan bir romantik komedi! Kendi prensinizi bulmak bazen asil bir sorun haline gelebilir! Romantik komedi severler, bu peri masalına bayılacaksınız...

Hepimizin kendimizi hatırlamak için bir aynaya ihtiyacı var. Ben farklı değilim.
(Leonard Shelby)







Seanslar
Fragman
