"İşte Özgür Dünya": Alın size özgür dünya...
Gökhan Şeker 18 Eylül 2008, Perşembe 22:58
 İngiliz usta sinemacı Ken Loach, sinemasal kariyeri boyunca insanlar arasındaki eşitsizliklere ve hayattaki adaletsizliğe çevirdi kamerasını. Yönetmen, son filmi "İşte Özgür Dünya"da da kendinden bekleneni yapıyor, sınıf atlamaya çalışan bir kadının yaşadığı çelişkileri ve 'özgür' olduğu söylenen bir dünyadaki eşitsizlikleri gösteriyor.

 (6/10)
Bir Ken Loach filmi izlemek, olaylara belli bir yerden bakan bir filmi seyretmek anlamına gelir. Bu bahsi geçen 'yer' de, eşitsizliklerin, haksızlıkların tahammül edilemediği bir yeri işaret eder. Baştan taraftır yani Ken Loach. İspanya İç Savaşı ya da İrlanda'nın bağımsızlık mücadelesi gibi tarihi olaylara el atmadığında, genellikle İngiliz alt sınıfının zorluklarla dolu yaşam mücadelesini gerçekçi bir şekilde resmeder. Kimi zaman İngiltere'de yaşayan azınlıkların İngiliz toplumundaki rahat olmayan konumu da Loach'un kamerasına takılır. Ama filmlerindeki ortak nokta, hayattaki eşitsizliklerdir. İşçi sınıfının kalbinin attığı ülkesi İngiltere ise anlatmak ya da göstermek istediği için gerekli dekoru kendisine sağlar. Zira '80 sonrası neo-liberal politikaların Margaret Thatcher'ın suretinde hatırlanan etkisiyle burada da eşitsizlikler git gide artıyor. Ve Loach da ülkesinin bu halini avucunun içi gibi bildiğinden lafını esirgemeden söyleyeceklerini söze döküyor, perdeye aktarıyor.

"İşte Özgür Dünya" ("It's the Free World...", 2007) Ken Loach'un günümüzdeki çalışma koşullarından kaynaklanan eşitsizliği tekrar göz önüne serdiği bir yapım. Fakat burada mutlak alt sınıfa ya da işçi sınıfına mensup bir karakterden biraz farklısı ve fazlası var. Zira filmin başkarakteri Angie, başlangıçta bir işçi olsa da sonradan sınıf atlama hevesine kapılan bir işverene dönüşüyor. Ancak bunu yaparken sefaletten gelen bir yaşamın sefahat sürmesini, yani bu yaşamın bir 'Amerikan Rüyası'na dönüşmesini izlemiyoruz. Yani diğer Loach filmlerindeki gibi zorluklar yaşayan insanlar yine kameranın odağında. Sadece bu sefer Loach, bir işçinin işverene dönüşmesini ve bu değişim esnasında insanın kendi içinde düştüğü çelişkiyi göstermek istemiş.

İktidar kirletir…

Filmin öznesi Angie, başta bir insan kaynakları şirketi çalışanı olarak boy gösteriyor. Fakat erkekler tarafından uğradığı tacize tepki gösterdiği için işinden kovuluyor. Yani daha ilk başta Loach'un favori temaları kendini belli ediyor. Angie, hem kadın hem de alt düzeyde bir çalışan olduğundan işten çıkarılmasına ses edemiyor ve bu eşitsizliğin ne mene haksızlıklardan kaynaklandığı vurgulanıyor. Sonrasındaysa Angie, arkadaşı Rose'u da yanına alıp bir iş bulma kurumu gibi çalışıyor. Yani işçiyken işveren oluyor. Fakat bir sorun var, o da Angie'nin yaptığı işin daha çok para kazanmak adına kayıt dışı olması, dolayısıyla söz konusu iş yasal değil. Bununla birlikte haksızlığa tahammül edemeyen Angie, kendisine iş için gelenlere pek insani davranışlar sergilemiyor. Mesela işe gönderdiği kimseleri servis araçlarına sıkış tepiş dolduruyor. Onların ücretlerinden bir hayli yüksek bir meblağ kesiyor ve anlaştığı şirketten para alamadığında işçilerine kendi sermayesinden para vermiyor ve onları yüzüstü bırakıyor. Üstelik yeri geldiğinde ucuz olduğu için vizesi olmayan kaçak işçileri çalıştırıyor. Bunları yaparken de işin sadece getirisine bakıyor, yani kapitalizmin söylemlerini benimsiyor.

Başlangıçta haksızlığa tahammül edemeyen bir işçi olan Angie'nin sonradan haksızlık yapmaktan çekinmeyen bir işverene dönüşmesi, Angie'nin ikilemini oluşturuyor. Fakat bu durumun işaret ettiği başka bir şey var. O da Angie'nin bu ikileminin kişisellikten ziyade sistemden kaynaklandığı. Mağdur, haksızlığa uğramış Angie, patron Angie'ye dönüştüğünde filmin başında kendisine haksızlık yapan patronlarından pek bir farkı kalmıyor. Ve bu değişiklik onun sistem içinde yer aldığı konumundaki farklılıktan ileri geliyor. "İktidarı, başka bir deyişle sermayeyi kim yönlendirecek konumda olursa" diyor film, "bu sistemde o kimse, artık kazancını maksimum seviyeye çıkarmaktan başka bir şey düşünmeyecek konuma gelir." Zira Angie de git gide insani duyarlılığını yitiriyor.

Filmde Rose karakterinin de ayrı bir yer var. Çünkü Rose, Angie'nin vicdanının sesi gibi bir işlev taşıyor. Angie'nin verdiği kararlardaki yanlışları onun yüzüne vuruyor, ancak Angie her defasında Rose'un söylediklerini bastırıp, kırk yıllık bir sermaye sahibi gibi "nasıl daha fazla kar elde ederim"in yanıtını arıyor.

Ken Loach böylelikle, neoliberal politikalarla şekillenen ve 'özgür' olduğu söylenen bir dünyanın aslında insanları sınıf atlama hevesi peşinde koşturan ya da açlıktan süründüren bir hapishanede yaşamaya ittiğini söyleyerek, "alın size özgür dünya" diyor. Bunu yaparken de yine gönlünün nerede olduğunu bas bas bağırmadan söylese de, geleceğe pek umutla bakmadığı aşikâr. Zira filmin umutsuz sonu bir çözüm önermiyor.

 (6/10)

Kimler İzlemeli?

  • Loach'un insani duyarlılıklarının farkında olanlar.
  • Dünyadaki sınıfsal eşitsizliği bir daha görmek isteyenler.

    Kimler İzlememeli?

  • Ciddi meselelere bir de perdede şahit olmak istemeyenler.
  • İngiliz coğrafyasından bir hikâyeye hasret olmayanlar.
  • Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    TV'de bugün
    Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
    CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
    Replik
    Deja Vu
    Bir erkek hiç bir zaman alkol, tütün ve silaha hayır demez.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com