
Özellikle 1950’li yıllardan sonra Türk toplumundaki değişimle beraber, hem kültürel hem de sosyal anlamda uçurumların oluşmasına neden olan şehirleşme ve bunun sonucunda ortaya çıkan taşra-şehir ikileminin son zamanlarda Türk sinemasına tematik olarak daha fazla konuk olduğunu görüyoruz. Bir ilkokul öğrencisi Ali’nin gözünden Silifke’de, yaz tatili boyunca ailesinin çevresinde gelişen olayları anlatan “Tatil Kitabı” öncüllerinden oldukça farklı bir noktada yer alıyor.









(8/10)
Doksanlı yılların sonuna doğru özellikle Zeki Demirkurbuz ve Nuri Bilge Ceylan ile yeni bir Türk sinemasının doğuşuna hep beraber şahit olduk. Ardından bu listeye Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu gibi isimler de dâhil olarak, anlatımlarında ve temalarında kimi zaman ortak noktalar yakalayan bu yönetmenler modern Türk sineması adına bir isim oluşturdular. Bu yönetmenlerden "Masumiyet", "Mayıs Sıkıntısı", "Uzak", "Beş Vakit" ve "Yumurta" gibi eserleri belirli aralıklarda izledik, hepsini bir araya topladığımız zaman bu yönetmenlerin Türkiye’yi toplumsal olarak neredeyse ortadan ikiye bölen bu çatışmadan ne kadar rahatsız olduklarını ve farklı temalar içinde bu olguya hep parmak bastıklarını gördük. Seyfi Teoman ise “Tatil Kitabı”nda taşra yaşamının çıkmazını mükemmele yakın bir tasvirle ekrana yansıtırken, taşra insanını çevreleyen çıkmazları çok daha derin ve gerçekçi bir tasvirle ortaya çıkarıyor.
Farklı Bir Karakter
Ali üzerinden anlatılıyor gibi görünen hikaye aslında tamamiyle bir uzak gözlemden ibaret. Ali filmlerde görmeye alışık olmadığımız yüzü pek de gülmeyen, mutsuz bir çocuk fakat bir yandan da hayatını kabullenmiş ve “olaysız” yaşamının ağırlığının altında ezilmeyen güçlü bir karakter. Belki de onu tüm yaz boyunca daha mutlu kılacak tatil kitabı, başka bir çocuk tarafından zorla elinden alınıyor. Babası onu “hayat”a hazırlamak için sakız satmaya zorluyor, çocuklar oyun oynarken onları izlemek zorunda kalıyor. Tabi bu sadece yaz dönemi için geçerli olan bir sıkıntı değil, o belki farkında olmasa da yıllar boyunca o okul önlüğünün altında farklılaştırılmamaya çalışılan ve bastırılan çocuk ruhu, bir yandan da tarihin her okulun her köşesine fotoğraflarla, resimlerle ve yazılarla sinen o sanal baskısı onu bu çıkışsızlık içinde bir kere daha hapsediyor.
Bunun yanında aralarındaki yaş farkından dolayı rahatça iletişim kuramadığı ağabey Veysel ise benzer çelişkileri ergenliğin getirdiği değişimlerin ağırlığı altında yaşıyor. Kendi geleceğini kontrol etmek istemesi ve cinselliğini keşfetmesinin getirdiği özgürlük duygusuyla kendine yeni bir yol çizmeye çalışıyor, askeri okuldan ayrılmak ve farklı bir yönde hayatını devam ettirmek istiyor. Bunun en büyük destekçisi ise şehir hayatından taşraya geri dönen ve bu yaşama yabancılaşan amca Hasan oluyor. Fakat ailede baba otoritesinin kalkmasından sonra toplumun, tarihin hatta tüm insanlığın elinde el değiştiren iktidar bu mikro evrende bu sefer Hasan’ın eline geçmek zorunda kalıyor ve Veysel de bu çıkışsızlığını amcası Hasan’ın ipleri eline almasıyla içinde sindirmek zorunda kalıyor.
Bunun yanında Ali’nin annesi Güler, babası Mustafa ve bu ailenin çevresindeki herkes dinin, otoritenin, geleneklerin ve acıların sarmaladığı bir dünyada ayakta kalma mücadelesi veriyor. Sanki bu karakterler her şeyin yanında bu varolma mücadelesinin dışavurumunu doğanın içindeyken eyleme döküyorlar. Limon toplarken ya da yorgan için kullanılacak pamukları döverken. Doğanın onlara yarattığı bu fırsatlar kimi noktalarda onlar için günlük bir çıkış yolu oluyor.
Etkileyici Bir İlk Film
Seyfi Teoman anlatısını klasik bir yapı kurmaktan ziyade, anlara ve durumlara odaklanan bir sistem üzerine kuruyor. Tayvan sinemasından etkilendiğini kendisi de belirten yönetmen, çoğu sahnede Hsiao-hsien Hou’nun yakaladığı doğallıkta ve samimiyette anlar yakalayarak bir günlük yaşam tasviri ortaya çıkarıyor. Fakat yapısal olarak kurduğu sade ve dingin anlatım daha çok klasik anlatıya özgü olan ve seyircide bir şekilde gerilim oluşturmak için kullanılan eksiltili yapıyla değişime uğruyor. Nereden geldiği belli olmayan bir miktar paranın ve varlığından emin olunamayan bir metresin gizem yaratan durumu Teoman’ın kurmaya çalıştığı atmosfere biraz yabancı kalıyor. Fakat öykünün sağlam kuruluşundan dolayı ortaya çıkan bu durum filmin genel yapısına çok fazla zarar vermiyor. Çünkü çıkış aldığı noktayla öyküsünü belli bir dinamikle devam ettirirken, temaya olan hakimiyetinden dolayı başladığı şekilde tüyleri diken diken edici ve vurucu bir sonla hikayesini bitiriyor.
Yazının başında bahsettiğim gibi, "Tatil Kitabı" öncül filmlerinden oldukça farklı bir noktada duruyor. Çünkü, Teoman bütün film boyunca öyküye mesafeli yaklaşsa da hikayenin samimiyeti bu filmi kendi toprağından yeşeren bir film yapıyor. Anlatısal olarak tamamiyle, kendi anlattığı kültüre has, hatta doğu kültürüne has bir yapı oluşturuyor. Yani, Türk seyircisinin bir türlü alışamadığı ve taşra-şehir olgusuna parmak basan fakat fazla “Avrupalı” kalan bu yüzden de anlattığı temayla pratikte çelişen çoğu filmden farklı bir noktada yer alıyor Tatil Kitabı. Samimiyetini her daim koruyan, çok önemli laflar etse de asla bunu estetize etmeyen ve alçakgönüllü yaklaşımını koruyan gerçek ve etkileyici bir film.
Kimler İzlemeli
*Son dönem Türk sinemasını yakından takip edenler.
*Yetenekli bir yönetmen keşfetmek isteyenler.
Kimler İzlememeli
*Türkiye gerçekleriyle yüzleşmek istemeyenler
*Filmerin argümanları üzerine kafa yormak istemeyenler



Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal ve Rıza Sönmez'in rol aldığı "Vicdan" adlı film Tv'de ilk kez bu akşam 23:15'te Kanal D ekranlarında.

Ona aşıksın ama bu aşk sana ait, seni bağlar; aşkını reddetse bile bunu değiştirmez. Sadece bundan faydalanamaz, hepsi bu.







Seanslar
Fragman
