"Aşkın İngilizcesi": Bir kendine dönüş öyküsü
Lale Ulutaş 5 Eylül 2008, Cuma 12:05
Yönetmen babanın yönetmen kızı Zoe Cassevetes, ilk uzun metrajlı filminde, kendi tecrübelerinden ve gözlemlerinden yola çıkarak, kadın dünyası üzerinden günümüz ilişkilerine ve yaşam tarzına göz atıyor. Argümanlarını sıcak ve mütevazi bir dille sunan "Aşkın İngilizcesi", bu haftanın iyilerinden.

(7/10)

Kadın-erkek ilişkileri dünya varolduğundan bu yana insanlığın en önemli konularından biri. İnsanoğlunun mutluluğu çoğunlukla bu ilişki içindeki durumuna bağlı; dünya bir cennet de olabilir, alevler içinde bir cehennem de. İlişki dışında kalmak da ayrı bir sıkıntı. Partnersiz olmak bir süreyi aşınca, yaşama sevincini törpüleyen bir ruh halini beraberinde getiriyor. Çağımız insanına bu açıdan baktığımızda, durumunun pek parlak olmadığını görüyoruz. Maalesef ki günümüzde insanlar sadece aşk değil, her türlü ilişkide sınıfta kalmış durumda. Yalnızlık çığ gibi büyüyor.

New York'da yaşanan Nora Wilder da bu yalnızlıktan nasibini alanlardan. Yönetmen John Cassavetes'in kızı Zoe Cassavetes, ilk yönetmenlik tecrübesini yaşadığı "Aşkın İngilizcesi"nde ("Broken English", 2007). Nora'nın üzerinden, çağdaş kadının aşk yaşantısını irdeliyor. Kadın olmanın getirdiği avantajla kahramanıyla mükemmel bir empati yakalayan Cassavetes, ortaya koyduğu yalın ve samimi hikayesiyle dünya üzerindeki tüm kadınların yaşadıklarını paylaşıyor, yalnız olmadıklarını hissettiriyor.

Yalnızlığın boğuculuğu

"Aşkın İngilizcesi" ilk sahnesinden itibaren Nora'nın buhranlı ruh halini üzerimize sindirmeyi beceriyor. Her şey ve herkes o kadar sıkıcı ki. Zorlama partiler, zorlama dostluklar… Film Nora'nın dışarı çıkmak için hazırlanışıyla açılıyor. Bu hazırlanış esnasındaki enerjisizliği ve yüzündeki bezgin ifade, hayata karşı duyduğu isteksizliğin sıkıntısını perdeyi aşarak bize kadar ulaştırıyor. New York'da yalnız yaşadığı dairesinden çıkıp, bir partiyle insanların arasına karışan Nora, diğer karelerde de bu ruh halinin pek dışında değil. İstediği tek şey düzgün biriyle yaşanacak doyurucu bir aşk ilişkisi. Üstelik de bunu sadece kendisi değil, annesi, akrabaları ve arkadaşları da istiyor. Bunun için her biri inanılmaz bir çaba içinde. Bu çabaların verdiği rahatsızlık öyle tanıdık ki… Rahatsızlık bir süre sonra, olayların öznesini edilgen duruma getirir hani, işte bu durum yönetmenin algısından kaçmamış. Nora da sırf bu yüzden olmadık insanlarla çıkıyor, hoşlanmadığı ortamlara giriyor. İlişki isteği, kendisinin olmaktan çıkıyor ne yazık ki.

Yönetmen, bu çağdaş kadın masalını oldukça zekice kurgulayarak, üç temel bölüme ayırmış. İlk bölümde yalnızlık ve aşk arayışı temalarını masaya yatırmış. Kadınlar üzerindeki toplumsal baskının evrensel düzeyde altını çizmiş. Bu baskı ülke ya da kültür değişse de kadınlar üzerinden eksik olmuyor. Yalnızlık utanılması gereken bir kavrama dönüşüyor neredeyse.

Aşkın gelişi ve Nora'nın tepkileri ikinci bölümü oluşturuyor. Yalnızlıktan şikayet eden günümüz insanı, bir taraftan da bu yalnızlığın bağımlısı olmuş durumda. Sevgilisiyle yemeğe çıkan Nora'nın yemek sırasında geçirdiği panik atak krizi, bu bağımlılığı anlatmada güçlü bir ifade biçimi. İnsan denen karmaşık varlık, bazen hem ister, hem istemez. Hayal edip beklediğinden bir tarafıyla korkar. Nora da aynen böyle davranıyor.

Kendini sevmekle başlar her şey!

Son bölüm ise teslimiyet üzerine; her şeyi ve herkesi bir yana atıp, kendine teslim olmak, kendini sevmek. Bu bölümün ardından filmin sıkıntısı da biraz dağılıyor gibi. Bir kadın olarak Nora'nın yaşadığı sıkıntıların ve çelişkilerin çok benzerlerini yaşadığını bir röporajında ifade eden Cassevetes, filmin en önemli mesajının "kendini sevebilmek" olduğunu söylüyor. Filme bu açıdan baktığımızda, yönetmenin hikayeyi bu noktaya derinden ve yalın bir anlatımla getirebildiğini görüyoruz.

Filmin sonunda Nora'nın mutluluğu yakalayıp yakalayamayacağını bilemiyoruz, ancak ruh halini farklı bir boyuta taşıdığından eminiz. Bu yeni bakışla hayatta farklı bir yerde duracaktır muhtemelen.

"Aşkın İngilizcesi", aşk ve ilişkiler üzerine söylenmiş birçok lafın üzerine pek de yeni bir şey söylemiyor aslında. Fakat söylediğini gerçekçi, samimi ve anlaşılır kılıyor. Bu mütevazi filmin en önemli artısı da bu bana göre. Bir diğer artı ise Nora karakterini canlandıran, bağımsız filmlerin güçlü oyuncusu Parkey Posey. Posey incelikli oyunculuğuyla, "Aşkın İngilizcesi"ne çok şey katıyor.

(7/10)

Kimler izlemeli?

  • İlişkiler üzerine düşünmeyi sevenler.
  • Hayata bir de kadın gözüyle bakmak isteyenler.
  • Bağımsız filmleri sevenler.

    Kimler izlememeli?

    Yalın anlatımları sevmeyenler.
  • Henüz kimse yorum yapmamış.
    TV'de bugün
    Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
    Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
    Replik
    Paramparça Aşklar Köpekler
    Tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com