
Baş döndürücü bir hız ve epik bir atmosferle seyirciyi içine çeken "Üç Hanedan: Ejderin Dirilişi" Çin'in ihtişamlı tarihindeki en buhranlı dönemlerden birine odaklanarak mütevazı bir askerin ordu içindeki önlenemez yükselişini anlatıyor. "Kaplan ve Ejderha" (2000), "Kahraman" (2002) ve "Parlayan Hançerler" (2004) gibi görkemli yapımlarla çıtayı yükseltmeye başlayan ve sürekli görselliğe oynayan Çin sineması beslendiği en önemli kaynak olan tarihi destanları beyazperdede klasikleştirmeye devam edecek gibi.









(6/10)
2001 Akademi ödüllerinde 4 heykelciği kucaklayan ve ülke sineması açısından milat kabul edilen "Kaplan ve Ejderha"dan sonra Çin sinemasının da ekonomisi gibi büyümeye başladığı ve artık bütçe olarak Hollywood'a rakip projelere bulaştığı gözlerden kaçmıyor. Beyazperdede kendi tarihini ve literatürünü oldukça başarılı ve biraz da masalsı bir şekilde lanse eden Çin, kalite olarak da gayet doyurucu ve iddialı yapımlara imza atmaya başladı. Yüz binlerce kelimeden oluşan destanlar tarihin karanlık tozlu raflarından bir bir çıkarılarak beyazperdede hayat bulurken izleyiciler de dünya sinemasında hızla yükselen ve görselliğin her şeyden üstün tutulduğu bu yeni trende git gide alışıyor. Edebiyat, sinema ve televizyonda vazgeçilmez bir tema olan dövüş sanatlarının sihir, tutku, metafizik güçler gibi farklı unsurlarla harmanlanmasıyla oluşan ve Çin kültüründe adına "Wuxia" denilen alt tür artık biraz daha sofistike ve nitelikli hale getirilerek dünya sinemasında kendine özgün bir yer ediniyor. Ancak lale devrini yaşayan Çin sinemasındaki görsel zenginliğin ve ihtişamlı sahnelerin bıraktığı etkiyi akılda kalıcılık ve anlatım derinliği için söylemek maalesef pek mümkün değil. Zira baş döndürücü görsel şölenler, kahramanlık yüklü savaş sahneleri, milyon dolarlık bütçeler ve kalabalık kadrolar bazen sinemasal farkındalık yaratmak için yeterli olmadığı gibi yıllar sonra anımsanacak özgün bir nosyon da ihtiva etmiyor.
Hanedanlar arasında yükselen bir yıldız: Zhao Zilong
Filmimizin merkezinde kahramanımız Zilong var ve hemen hemen tüm hikâye bu yiğit, azimli ve vefalı askerin ekseninde seyrediyor. Anlatıcımız ise onun kadim dostu ve yoldaşı olan, "biraderim" diye hitap ettiği Luo Ping-An. Çin'in o dönemki statükosu ve arapsaçına dönmüş askeri-politik yapısı hakkında kısa bir girişten sonra gözümüzü Changshan birliğindeki bir çarpışma arifesinde açıyoruz. Liu'nun çağrısıyla onun kuvvetlerine katılan Zilong ve orada tanıştığı Ping-An'ın kadim dostluğu orduda şekillenecek ve ikili üç krallığa bölünmüş olan Çin'i birleştirme yolunda birçok mücadelede birlikte çarpışacaklardır. Hikâyenin kırılma noktası ise insanların kaderi alt edebileceklerine inanan Zilong'un imparatorun bebeğini çok çetin bir mücadeleden sağ kurtararak aniden ülkenin kahramanı haline gelmesi ve ordu içerisinde önlenemez bir yükselişe geçmesi olarak nitelendirilebilir.
Görselliğin tavan yaptığı sahneler eşliğinde dönem kültürüne hızlı bir bakış...
Döneme ait kıyafetler ve silahların çeşitliliği insanı gerçekten etkiliyor ancak savaş sahnelerindeki dengesiz hız izleyicinin takibini bir süre sonra eziyet haline getiriyor. Son yıllarda özellikle "300 Spartalı" gibi kanlı savaş filmlerinde gördüğümüz ve çarpışma sahnelerindeki kılıç /mızrak darbelerinden hemen sonrasını ağır çekim gösteren kısmi yavaşlatma tekniği burada da bol bol kullanılmış ve bu, şüphesiz filmin etkileyiciliği arttıran bir unsur. Savaş sahnelerinden fırsat buldukça halkın arasına dalan kamera sayesinde alt metinlerde Çin'in dönemsel kültürü hakkında birçok ipucu bulabiliyoruz. Örneğin bizim kültürümüzdeki "Hacivat- Karagöz" gölge oyununun farklı bir versiyonu da Çin kültüründe önemli bir yere sahip ve zaferlerden sonra savaşçıları onurlandırmak adına yapılan kutlamalarda eğlence olarak düzenleniyor.
Zilong Beş Büyük General'den biri oluyor...
Film bizi Zilong'un başarı hikâyeleriyle sarhoş ederken üstün cesareti, azmi ve mütevazılığıyla kariyerini kuvvetlendiren kahramanımız öncü kuvvetlerin kumandanı seçilerek Shu hanedanın beş büyük generalinden biri oluyor. Akabinde Cao hanedanına karşı düzenlenecek olan nihai taarruzu yönetmekle görevlendirilen general ününe ün katarken kadim dostu Ping-An ise kendisinin ulaşamadığı mertebelere yükselen Zilong için artık kıskançlık beslemeye başlıyor. Bu taarruz birçok yeni gelişmeye gebe olduğu gibi zaten Zilong ve Ping-An'ın birlikte çarpıştıkları son mücadele olarak film içerisinde oldukça etkili bir yere sahip. Başlarda geçen "Savaş ve satranç birbirine çok benzer. Bütün taşları elde tutup savunmaktansa rakibin şahını ele geçirmek için kalelerden biri feda edilir," özdeyişi filmin sonuna doğru neden söylendiğini hissettiriyor. En yakınından ihanet gören Zilong ise tüm hayatının ve kariyerinin muhasebesini yaptığı finalde "Zafer dediğin nedir ki? Biri yenilmeden bir diğeri kazanamaz," diyerek tevazuyu elden bırakmıyor.
Tüm bu görsel kudret ve ihtişama rağmen film sonrası akılda kalan tek şey Çin'in en karanlık dönemini tasvir eden birkaç sekans oluyor. Özellikle hanedanlık avlusundaki rütbe ve takdis törenleri yağan kar altında mükemmel bir görüntüye dönüşmekle birlikte bölgenin dönem tarihiyle ilgilenenlere ışık tutabilir. Ayrıca en ince detayına kadar gerçeğine uygun hazırlanmış kostümleri, silahları ve araçları film boyunca gözlerimizi ayırmadan incelerken Çin kültürüne karşı bir ilgi beslememek de mümkün değil. Ne yazık ki önümüzdeki yıl bu filmin hatırlanıp hatırlanmayacağı dahi şüpheli, zira biraz fazlaca yoğrulmuş görsellikten ve baş döndürücü hızın yarattığı yorgunluktan sonra film yaldızlı bir zarfın boş çıkması gibi bir duyguya boğuyor izleyiciyi. Strüktürü sarmalayan anlatım sığlığına, sancılı görselliğine ve izlendikten sonra adeta buharlaşmasına rağmen hikâyeleştirdiği dönem itibariyle Çin'in politik tarihine, sosyo-kültürel yapısına, stratejik oluşumuna ilgi duyan ve konuyla ilgili muhtelif doneler elde etmek isteyen sinemaseverlerin görmesi ilginç olabilir.









(6/10)
Kimler izlemeli?
Kimler izlememeli?



Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal ve Rıza Sönmez'in rol aldığı "Vicdan" adlı film Tv'de ilk kez bu akşam 23:15'te Kanal D ekranlarında.

Bazen senle hiç tanışmamış olmayı diliyorum. Çünkü tanışmamış olsaydık, geceleri yatarken dünyada senin gibi biri olduğunu bilmeden uyuyabilirdim...







Seanslar
Fragman
