









(6/10) Öncelikle Batman külliyatı, şu anda 6 tane A sınıf filmden oluşuyor. Bunların ikisi Burton'a, ikisi Schumacher'e, ikisi ise Nolan'a ait. Ama tabii Schumacher'inkiler, önceki serinin üçüncü ve dördüncü bölüm olarak yeni bir şey üretmenin verdiği aşırı rahatlıkla kötü adamların dikkat çekiciliğinin üzerine gittikleri için sınıfta kalmışlardı. Hatta Razzie adaylıkları bile kazanmışlardı. Buradan da Batman mitini neden Burton ile Nolan filmlerinin doğrultusunda andığımız da ortaya çıkıyor.
Eğer "Batman Başlıyor" önbölüm ise, "Kara Şövalye" ne?
İlk olarak Nolan'ın ilk filmi "Batman Başlıyor", 4 filmlik serinin başına bir 'prequel' (önbölüm) yerleştiriyordu. Bu sebeple de Batman mitinde bile önemli bir yere oturmayı becerdi. Ancak bu ikinci Nolan filminin fragmanını gören 'Tim Burton hayranları', bir anda 'Başımıza bu da mı gelecekti?' gibi bir tepki verdi doğal olarak. Çünkü çizgi romanın ana metnin, daha önceden hem Joker'in esas kötü adamı canlandırdığı ilk Burton filminde, hem de Penguen ve Kedi Kadın'ın düşman elbisesini giydikleri ikinci Burton filminde hakkı verilmişti. Hatta şu anda iki film için 'sinema tarihinin en iyi çizgi roman uyarlamaları' desek bile abartmış olmayız. Zira çizgi romanın hem görsel hem de dramatik gereklerini yerine getiriyorlardı.
Ortada böyle bir durum varken Nolan'ın bir 'önbölüm' çekmesini olgunlukla karşılayabiliriz. Hatta Batman'in yoğun mitoloji dozu taşıyan ortaya çıkış (ya da doğum denebilir) hikâyesinin, psikolojik öğelerle anlamlı bir sinema filmine dönüştüğünü de gönül rahatlığıyla itiraf edebiliriz. Çünkü o filmin metni, tam Nolan'a göreydi. Orta planlarla karakter psikolojileri, günümüzün New York'unun yerine konarak 'gerçek' hale getirilen Gotham City, Cillian Murphy'nin canlandırdığı ve neredeyse hiçbir süper gücü olmayan bir kötü adam ile Bruce Wayne'in varoluşsal 'Batman olmalı mıyım, yoksa olmamalı mıyım?' sorununu işleyen alt metinler... Yani "Batman Başlıyor"u izledikten sonra elimize 5 filmlik bir Batman miti geçmiş oldu. Böylece karakterlerini inceleyerek mitin bir portresini çıkarmamamız mümkündü. Ta ki "Kara Şövalye" çekilene kadar...
Vampirden şövalye olur mu?
Belli ki projenin arkasındaki Warner Bros., Batman konseptinin gerçekçi bir zemine oturtulmasından büyük keyif almış ve neo-noir türünün bir çizgi roman uyarlamasının içine yerleştirilmesini onaylamıştı. "Kara Şövalye" de zaten bu doğrultuda çıktı karşımıza. Yani o vampir mitinden beslenen, şehrin dışındaki şatosunda aristokrat hayatı yaşayan, izole edilmişlikten hoşlanan Bruce Wayne (nam-ı diğer Batman) gitmiş, yerine 'Kara Şövalye' gelmişti. Bu ismin anlamını açmak gerekirse, biraz da 'hayatla gerçekçi mücadelenin simgesi' olarak özetleyebiliriz. Wayne, artık kılıcını kuşanıp şövalye edasıyla gangster dünyasındaki kokuşmuşluklarla mücadele ediyor. Bunun sonucunda da psikolojik dünyasına yenik düşüp süper kahramanlıktan ayrılmaya karar veriyor.
Hem de ne çekilme! Tam bir şövalye onuruyla! Küsüp giden bir Batman'in o modern dünyanın vampirinin metaforlarını (malikanede yaşamak, sadece geceleri Batman kılığına girerek evden çıkmak, yarasa adam ismini taşımak vs) taşıyan 'cool' süper kahramanla ne ilgisi var? Biz yanıtlayalım, hiç ama hiç ilgisi yok. Ama zaten Nolan'ın yapmak istediği de bu, ya da onun için yazılan senaryo bunu istiyor. O bir 'kara film' yönetmeni. Çizgi roman uyarlamasındaki mitolojik ve fantastik öğeleri bir potada eritip, karşımıza 'yerinde bir uyarlama' çıkarabilecek bir yönetmen değil.
Gotham City, artık 11 Eylül sonrası New York'u
Örneğin Burton'ın Gotham City'si kurmaca bir yozlaşmışlıklar şehri idi. Kötülerin ve iyilerin dönüşümleri ile yeniden doğumları bile, metaforik ve mitolojik yönleriyle öne çıkıyordu. Dramatik olarak ise daha çok sistemdeki yozlaşmayı anlatıyorlardı. Jack Nicholson'ın canlandırdığı Joker karakteri de, zaten iş dünyasındaki iki yüzlülüğün yüz ifadesine 'bastırılmış duyguların açığa çıkması' yoluyla varoluyor ve anlam kazanıyordu. Burada Nolan, Gotham City'yi yine bir suç şehrine dönüştürüyor. Ancak günümüzdeki karşılığı "Günah Şehri"nin ("Sin City", 2005) kurmaca coğrafyası olan Burton'ın şehrinin yakınından bile geçmiyor. Aksine "Çin Mahallesi"ndeki ("Chinatown", 1976) gerçek şehrin bir karşılığı olarak görülebilir. Suç oranının yükselmesi de 11 Eylül sonrası ortaya çıkan kaosa bağlanıyor ve bu yoldan da muhalif bir politika yapılıyor ("Batman Başlıyor"da olduğu gibi...). Morgan Freeman'ın canlandırdığı karakterin bütün telefonları dinlemesi de buna bağlanabilir rahatlıkla...
Joker, Baba ve Little Caesar'ın 2000'li yıllar şubesi...
Peki bunun ne mi zararı var? Aslında 'yönetmen filmi' dedikleri de böyle bir şey olsa gerek. Ancak çizgi romanları sinemaya uyarlamanın da bazı gerekleri var. Öncelikle kurmaca bir dünya yaratma zorunluluğu var. Bunun "Günah Şehri"ndeki gibi bir şehirle veya "Hulk"daki gibi ekran bölme tekniğine odaklı bir estetikle karşımıza çıkmış örnekleri mevcut. Ancak "Kara Şövalye", çok cool takılıyor ve daha çok "Baba" ("The Godfather", 1972) ile "Little Caesar"ın (1931) karışımından çıkan yenilikçi bir gangster filmi gibi duruyor, ya da bunu yapmak istiyor diyebiliriz. Filmin Joker'i bu kadar öne çıkarmasının sebebi de aslında bu. Amerikan sinemasında 30'larda kara filmin öncüsü olarak patlayan gangster filmleri ("Little Caesar", "Public Enemy", "Kükreyen Yirmiler" ("Roaring Twenties"), "Yaralı Yüz" ("Scarface" ) gibi) ile 70'lerde Baba'yla o döneme geri dönmemizi sağlayan formül, bir araya getirilerek katil karakteri ön plana yerleştiriliyor. Filmin Joker'li afişi de zaten bunun için yeterli bir kanıt...
Ama filmin ya bunu yaptığından haberi yok, ya da yaptığı şeyi farklılaştırmaya çalışıyor. Zira Nolan, karakter çizgi roman bazlı olduğu için onu geliştirmeyi unutuyor. Çünkü mitolojiden kaçıyor ve reenkarnasyon gibi kavramlara uzak. Bu sebeple de ortada bir Joker dolaşıyor ama niye yüzü beyaz anlamıyoruz. Bunu da herhalde bir şekilde 'Kötü adamın yüzü beyaz olabilir!'e bağlayacaktır! Ancak bunda bir acayiplik daha var. Film bu kadar 'cool' takıldığı için, Joker'in ilk filmdeki oyunlarını da akılcı stratejilere dönüştürüyor. Yani aslında bir gangster filminin ana karakteri veya bir politik-gerilimin zanlısı gibi konumlanıyor Ledger'ın Joker karakteri. Tabii böyle olunca da neo-noir atmosferi için zaman zaman alt açı (o da sadece Joker için) kullanılsa da, bundan öteye gidip 'chiaruscuro' ışık oyununa başvurulmuyor. Böylece 'neo-noir' yerine 'gangster filmleri' formülü tercih edildiği de kanıtlanmış oluyor. Tabii Ledger'ın başarılı performansını da bir kenara not almak lazım...
Nolan'ın elindeki projenin çizgi roman uyarlaması ve Batman filmi olduğundan haberi yok!
Film, gangster filmi formülünü kullanınca karşımıza ister istemez polis karakteri James Gordon, avukat Harvey Dent ve Batman arasındaki 'yapıştırma' duran ittifak çıkıyor. Hatta defalarca kez bir çatı katında buluşmaları gına getiriyor ve filmin 152 dakikalık süresinin 'abartı' olduğunu ispatlıyor. İşin ilginci bu sahnelerde Batman'in her seferinde ortadan kaybolma özelliğiyle dalga geçilerek filmin garip bir mizah tonu kazanması ve karizmatik ses tonuyla da sürekli gülünç bir portre çizmesi. Zaten Sayın Nolan'a hatırlatmakta fayda var: "Batman veya herhangi bir süper kahraman, polisle işbirliği yapmaz. Polisi bıraktık Harvey Dent'i nereden kendine bağlayacak!" Tabii Batman karakterinin aristokrat yaşamı sürdüğü şatosundan New York'un üst Manhattan bölgesindeki dairesine transfer olması da onun bu 'gece yiyici' (ya da vampir) metaforunu yıkıyor (modernize ediyor gibi gözükse de) ve Burton'ın Batman'inde öne çıkan aristokrasi taşlaması metnini yerle bir ediyor. Sadece ona ayrılan az zamanda birkaç tane fazladan kızla oynaşması kalıyor elimizde, o kadar!
Yani buradaki Batman, süper kahramanın ruhuna uygun değil. Joker, çizgi roman konseptine uydurulamadığı için sınıfta kalıyor. Harvey Dent ise, seriye tek yeni ve olumlu ek. Zira Dent'in nasıl 'İki Yüz' adlı kötü adama dönüştüğünü (ki Schumacher'in filmlerinde Tommy Lee Jones'un canlandırdığı bu karakter, burada Aaron Eckhart'a teslim edilmiş.) bu filmde daha önce görmediğimiz bir şey olarak karşımıza çıkıyor. İşin gerçeği, filmin Batman külliyatına getirdiği bazı şeyler de yok değil.
Ancak yenilik yapabilecekken 'eski'liğiyle sınıfta kaldığı önemli bir nokta da mevcut. Örneğin Batman'in filmin sonunda 'Süper kahramanlıktan çekiliyorum!' gibi 'realist kara film' tribi atmasıyla birlikte, hemen aklımıza "Örümcek Adam 3" ("Spider-Man 3", 2007) geliyor. Sam Raimi'nin çizgi roman uyarlamaları için yeni bir sinema dili denemesi yaptığı ve cesaretiyle alkış aldığı yapım, Peter Parker'ın üzerinden öznel bir görsel yapı kuruyordu. Karakterin varoluş ve kişilik bölünmesi sorununu, 3 kötü adam ve onlarla yaptığı düellolar üzerinden anlatıyordu. Bu da çoğu izleyiciyi zorlayan metaforik anlamlar getiriyordu karşımıza.
"Kara Şövalye"de ise bu çok 'kötü adam'lılık, daha çok hasılat malzemesi olarak kullanılıyor. Yani 'tek başına Dent'i ve Joker'i tutan çıkacaktır elbette!' diye bir içten pazarlıklı hava hakim filme. Bu noktada Nolan, son büyük hayal kırıklığını da 'bellek' ve 'algı' ile ilgili dertleri olan bir kara film yönetmeni olmasına karşın, Sam Raimi'nin onun temalarıyla kurduğu iskeletin yakınından bile geçmeyerek yaşatıyor. Bu durum, filmin aleyhine işleyerek bir dağınıklık yaratıyor ama son 1 saate yansıyan bol paralel kurgulu ve yüksek tempolu sahnelerin de ana sebebi oluyor bir yandan. Nolan bu noktalarda hâlâ 'orta plan' tercihlerine devam etse de arka planda müziği çok iyi kullanması ve koşut kurguyla tempo ayarlama konusunda başarı sağlamasını takdir etmek lazım. Yani kendi halinde izlenen, aksiyon yüklü bir gangster filmi olarak da okunabilir "Kara Şövalye".
Hedefi, gangster filmleri ve kara film tarihinde çığır açmak
Özetle son Batman filmi seriden ayrıksı duruyor, çizgi roman estetiğine yenilik getirmiyor, resimli romanın ne olduğunu bilmiyor ve yeni nesil "Baba" gibi davranıyor. Böyle olunca da kara film tarihinde çığır açma amacı olan bir gangster filmi çıkıyor karşımıza. Mahkeme, soygun gibi alt türlerden 'dikkat çekici' sahneler çıkarması da elbette bunun en önemli kanıdı. Nolan, filmin aksiyon ve psikolojik tonunu iyi ayarlasa da, ne yazık ki çizgi roman alanına hakim olmadığı için sınıfta kalmış ve New York tablosunun muhalif zemininin arkasındaki mitolojik ve fantastik dünyanın hakkını verememiş.









(6/10)
Kimler izlemeli?
Kimler İzlememeli?


CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Bir şeyi yapmadan önce ne yaptığını bil.







Seanslar
Fragman

