"Ölülerin Günlüğü": Zombiler ve ahlâk
Gökhan Şeker 18 Temmuz 2008, Cuma 00:21
Zombi filmleri denince akla ilk gelen isim olan George A. Romero, son zombi filmi "Ölülerin Günlüğü"nde de kendini yenilemeyi başarmış. İlerlemiş yaşına rağmen ruhunu genç tutmayı başaran Romero, yeni filminde dijital teknolojiye el atıyor ve hazır el atmışken, medyayı topa tutmaktan da geri durmuyor...

(7/10)
"Blair Cadısı"yla ("The Blair Witch Project", 1999) birlikte "gerçek gibi" filmlerin seyrinde bir değişiklik oldu. Daha evvelinde "This is Spinal Tap" (1984) gibi örneklerinin oluşturduğu 'mockumentary'ler yani 'kurmaca belgesel'ler, yerini grenli görüntülere, sarsıntılı kamera hareketlerine ve bilinçli acemiliklere bıraktı. Dijital devrim sinemayı derinden sarmaya ve sarsmaya devam ederken "Canavar" ("Cloverfield", 2008) gibi yapımlar da öne çıktı. "Ölülerin Günlüğü" ("Diary of the Dead", 2007) de aynı yolun yolcusu gibi görünmekle birlikte oldukça farklı bir amaç taşımasıyla söz konusu yapımlardan ayrılıyor.

George A. Romero herhalde bundan yıllar sonra bile ilk olarak "zombi filmleri" denince hatırlanacak. Ama hakkının yenmemesi lazım, zombi üçlemesine "Yaşayan Ölülerin Gecesi"yle ("Night of the Living Dead", 1968) başladığı zamandan yıllar sonra ilk andaki bakış noktasından daha değişik bir yere gelmeyi bildi, sinemasını revize edip çağa uydurdu. Kendisinin bu gelişim çizgisinde hep bir muhalif duruşu vardı. İnsanın gözüne sokmadan kimi zaman ırkçılığa, kimi zaman tüketim toplumuna, kimi zaman da askeri diktatörlüğe karşı sözünü esirgemedi. Üçlemeyi genişletme faslına geçtiği zaman da, "Ölüler Ülkesi"yle ("Land of the Dead", 2005) 11 Eylül olaylarını ve günümüzdeki çatışmaları alegorik bir şekilde ifşa etti. Romero, "Ölülerin Günlüğü" ile üçlemeyi beşlemeye çevirip politik tavrını sürdürmekle birlikte meseleye daha fazla 'ahlâkçı' yönden yaklaşmış gibi görünüyor.

Romero'nun hedefinde bu kez medya var...

"Ölülerin Günlüğü", başta belirtildiği gibi bir 'mockumentary' olarak değerlendirilebilir. Çünkü yaşananlar gerçekmiş gibi anlatılan bir film. Tıpkı "Blair Cadısı" ve "Canavar" gibi. Fakat farkını başlangıçta belli ediliyor. "Ölülerin Günlüğü" zombilerin türeyip insanlara saldırmasının ardından yaşama savaşı veren bir grup insanın hikâyesi, ama onu değişik kılan eldeki görüntülerin kurgulanması, efektlerle süslenmesi ve bir dış sesin görüntülerin üzerine yorumda bulunması. Yani objektif olduğu iddiası ile yola çıkmıyor. Aksine, başlangıçtaki dış sesin belirttiği gibi olayın vahametinin anlaşılması için, bile isteye sübjektif bir tavır sergiliyor. Bunlara ek olarak görüntünün kimi zaman yavaşlatılması ya da ekranın parlayarak açılması gibi numaralar da görüntülerin 'işlenmiş' olduğu gerçeğini daha bir vurguluyor. Romero'nun eleştirilerinin bu sefer odağındaki kurumun temel olarak 'medya' olduğunu söylemek mümkün. Çünkü görüntüleri, hayati tehlike anında dahi çeken filmin karakterlerinin bu eylem için asıl motivasyonu elde ettikleri görüntüleri internete verebilmek. Böylelikle taraflı, hükümetin direktifleri doğrultusunda haber yapan medyanın hegemonyasına karşı gerçekleri gösterebilmeyi, ahlâki bir davranışta bulunmayı umuyorlar. Tabii bu mesaj verilirken de hafiften hükümet-medya ilişkisi dile getirilmiş oluyor. Bununla birlikte kameranın (kamera kelimesinin yerine 'medya'yı koysak?) ne kadar da tehlikeli olabileceği de hafiften gösteriliyor. Karakterlerden biri diğerine bir silah verirken "Al şunu, kullanması o kadar da zor değil" demesi gibi, kamerayı da biri ötekine verirken aynı cümleyi söylüyor. Yani kamera bir şekilde silaha eşitlenmiş oluyor, bu aletin hayat ve hayatın ötesi arasındaki çizgiyi tayin eden bir araç olduğu belirtiliyor.

Filmin meselesinin sırf medya ile sınırlı olduğunu söylemek ise filme haksızlık olabilir. Çünkü bu medya eleştirisi kadar, hayatları pahasına gelişmeleri kaydeden karakterlerin yaptıkları bu eylemin ne kadar doğru olduğu da sorgulanıyor "Ölülerin Günlüğü"nde. Mesela baştan beri olayların seyrine kamerasıyla şahit olan Jayson'ın arkadaşının bir zombi tarafından takip edildiği sahnede hâlâ kamerayı elinden bırakmaması gibi Jayson, yolda olabilmek ve farklı görüntüler kaydedebilmek adına sevgilisini yalnız bırakmayı göze alabiliyor. Bunun gibi, internete girme fırsatı yakaladığında ailesiyle görüşmek yerine internete verilmiş diğer görüntüleri araştırıyor.

Romero, alışkanlıklarından da vazgeçmiyor...

Filmin takıldığı ahlâki meseleler sadece bununla da bitmiyor. Jayson'ın kız arkadaşı ve filme çekme eylemini devralan Debbie'nin filmin sonunda dile getirdiği gibi, görüntüleri insanlara ulaştırma ve onların hayatlarını kurtarmanın ne kadar doğru bir tavır olduğu da sorgulanıyor. Çünkü zombileri ellerinde fırsat olduğunda eğlence nesnesi gibi kullanan insanlar varken, hayatın devamlılığının zaruriyeti soru işaretleriyle dolu bir hale geliyor.

Romero, evvelki alışkanlıklarından da vazgeçmemiş bu filmde. Siyahi Amerikalıların ancak böylesi bir felaket ortamında bir iktidara sahip olacağının sezdirildiği sahneler gibi, ordu üyelerinin gençlerin mallarına silah zoruyla el koymaları yine Romero'nun ırkçılığa ve militarizme karşı tavrını destekler nitelikte. Fakat bunları daha önceden ayrıntısıyla işlediğinden bu meseleleri gösterip geçmekle yetinmiş.

Yetmişine merdiven dayamış bir adamın teknolojiyle bu kadar içli dışlı olması (filmin dijital kamera ile alâkası yetmezmiş gibi, internetin, Nintedo'nun ve de Playstation'un adının filmde geçmesi de az şey olmasa gerek) bir kenara, hâlâ meselesi olması ve bu meseleyi oldukça güncel bir şekilde anlatabilmesi oldukça şaşırtıcı. Fakat Ölüler üçlemesini (artık beşlemesini) çeken bir adamdan daha azını beklemek de safdillik olurdu herhalde.

(7/10)

Kimler izlemeli?

  • Kült filmlerin yönetmeni Romero'nun sıkı takipçileri, korku-gerilim sinemasının nasıl güncel bir versiyona kavuştuğunu merak edenler.
  • Her şey bir kenara, filmde ara ara duyulan haberleri okuyan Stephen King, Simon Pegg, Guillermo Del Toro, Quentin Tarantino'nun seslerini duymak isteyenler.

    Kimler İzlememeli?

  • Gore kelimesini hayatında ilk defa duyanlar.
  • "Zombi mombi çekemem Alla'sen" diyenler.
  • Toplam 2 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    TV'de bugün
    Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
    Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
    Replik
    Ucuz Roman
    Eğer yanıtlarım seni korkutuyorsa, o zaman korkutucu sorular sormaktan vazgeçmelisin...
    Jules Winnfield
    "Pulp Fiction - Ucuz Roman"
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com