









(7/10)
Timur Bekmambetov, tarzını değiştirmiyor...
Rusya'da gerçekleştirdiği fantezi serisinin ilk iki halkası olan "Gece Nöbeti" ("Nochnoy Dozor", 2004) ve "Gündüz Nöbeti" ("Dnevdoy Dozor", 2006) ile korku, bilimkurgu gibi türlere de yenilik getiren yönetmen Bekmambetov, o filmlerde anime, çizgi roman ve bilgisayar oyunu etkisindeki stiliyle dikkat çekmişti. Özellikle de estetiğini formalist bir yönetmenlikle bütünlerken, karşımıza ince ince örülmüş bir görsel dünya getiriyordu. Burada ise durum değişmemiş. Bu sefer belki de son yılların en gerçekçi çizgi roman kahramanını alıyor eline. Filme biçimci bir yönetmenlikle girerek onun ruh halini anlattıktan sonra, aksiyon sahnelerine geçerek kendini çizgi roman estetiğinin kollarına bırakıyor. Özellikle de kurşunların yol alırken bıraktıkları hava birikintilerini yavaş çekimle yakalama gibi görsel numaralar, çizgi romanların estetik dokusunu sinemada bire bir canlandırdığı anlar. Tabii Bekmambetov, bu duruma hiç de yabancı değil.
Tabii elinde böyle bir malzeme ve dramatik iskelet olunca, filmini tamamen aksiyon sahnelerinin üzerine kurmaktan çekinmiyor yönetmen. Bu doğrultuda da suikast, tren üstü kovalamaca, araba takip, çatışma, düello gibi türün olmazsa olmazı olan birçok sahneyi üst üste bindiriyor. Ulaştığı toplamda ise tadına doyamadığımız aksiyon koreografileri ile karşılaşıyoruz. Karşımıza böyle bir iskelet getirirken, kız arkadaşı ve işi ile ilgili sorunları olan baş karakterinin ruh halinin üzerine gitmemesi, gitse bile durumun mizahi boyutunu yakalayıp eğlencelik gözükmesiyle amacını belli ediyor kuşkusuz...
John Woo'ya saygı...
Yönetmen, aksiyon filmi çekince elbette aksiyon sinemasının ustalarının gücünü de arkasına almış. Özellikle John Woo'nun aksiyonu estetize eden sinemasına çok şey borçlu olduğunu söylemek lazım. Tabii aksiyon sahnelerini bir kenara bırakacak olduğumuzda, filmin dramatik yapısında bile yoğun John Woo etkileri görmek mümkün.
Bunu söylerken kenarından bir etkisi olsa da 'intikam öyküsü'nü kast etmiyoruz. Aksine Woo'nun ABD döneminde, özellikle de "Görevimiz Tehlike 2"de ("M:I 2", 2000) aktif hale getirdiği 'mitoloji etkisi'ni merkeze yerleştiriyor yönetmen. Böylece hikâyenin gerçek tarafından sıyrılması da daha kolay hale geliyor. Suikast çetesindeki isimlerin tamamının takma olması, James McAvoy'un karakteri Wesley'nin üç kere yeniden doğması ve bunların özellikle üzerine gidilmesi, suikast çetesinin cinayetler için mitolojik bir obje olan büyük dikiş makinesinin talimatlarını dinlemesi ile Wesley'nin babasının kim olduğunu bilmeden öldürmesinin Oedipus hikâyesini fazlasıyla andırması gibi noktalar da bu durumu daha kuvvetli hale getiriyor kuşkusuz. Bu doğrultuda, filmin "Wanted" gibi kısa ve anlamsız bir ismi olması da, belli ki Bekmambetov'un yaptığı bilinçli bir tercih...
Ancak filmin, Wesley karakterinin eğitim döneminde aksiyonunu ve temposunu düşürdüğünü, bu sebeple de irtifa kaybettiğini es geçmemek lazım. Zira McAvoy'un karakteri, bu kısımda kendini tanımak ve varoluş sorunlarını çözmek için bir tedaviye giriyor. Bu durum da filmin psikolojik yönüne katkı yapıyor gibi görünse de, tempoyu düşürüp komedi yönünü güçlendirmeye yarıyor daha çok. Ancak Bekmambetov'un, 2.35:1 formatında sinema salonunda rahatlıkla izlenen bir film yaratarak başarı sağladığı söylenebilir. Senaryoyu önemsemeyen bu yönetmenlik stiliyle de, kısa zamanda Hollywood'un aranan isimlerinden biri olacağına hiç şüphe yok...
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?



Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...







Seanslar
Fragman
