









(5/10)
Amatörlük, bu üç film zikredilince üzerinde durulması gereken zaruri bir konu. "Made in Europe" dışında adı geçen iki filmin amatörlüğünün biçimsel işlevleri vardı. "Türev"de bir okul ödevi için dijital kameraya konuşuyorlardı filmin karakterleri, yani hikâyeyle ilintiliydi bu durum. "Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi"nin kendisi zaten film çekme üzerine bir denemeydi ve filmde farklı kameralarla (analog, dijital, 8 mm) çekimler yapılıyordu. Yani o filmler bu yolla hem pratik bir şekilde kotarılıyor hem de onların amatörlükleri belli bir nedene bağlanıyordu. "Made in Europe"un biçimsel denemelerini ve kusurlarını mazur görmek ise biraz zor. Mesela dış çekimlerin siyah beyaz olmasına rağmen iç mekânlarda görüntünün renklenmesinin filmde pek bir anlamı yok. Varsa da (görüldüğü üzere) bu, izleyiciye geçmiyor. Bunun gibi, bir sahnede karakterlerden birinin sesiyle oynamak gibi numaraları var filmin. Aslında o sahnede de anlıyoruz, karakterin nasıl perişan bir vaziyette olduğunu, yıkıldığını. Ancak "Made in Europe" gibi sade olması beklenen, koşullarının böyle gerektirdiği filmin bu gibi ucuz efektlerden medet umması pek anlaşılır ve kabul edilebilir değil.
Biçim meselesini bir kenara bırakırsak, içerik açısından filmin bir derdi olduğunu söylemek mümkün. Bu da Avrupa'da bulunan Türkiyeli genç neslin umutsuzluğu diye özetlenebilir. Filmde de zaten belirli bir olay örgüsü ya da hikâyeden çok Avrupa'ya belirli bir umutla gitmiş Türkiyelilerin oraya tutunma çabası ve hayal kırıklıkları yer alıyor. Hikâyeler, Avrupa'nın üç büyük kentinde (Madrid, Paris, Berlin) geçmekte. Hikâyelerin arasında bağlantı kuran karakterler ya da olaylar yok. Bunun nedeni ise hikâyenin değil de "Alamanya Rüyası"na kapılan neslin ortak yönlerinin olması diye açıklanabilir. Ayrıca üç farklı kent seçilerek, Avrupa'nın neresine gidilirse gidilsin, manzaranın hep bu umutsuzluk tonlarıyla bezeli olduğunun vurgulandığı yorumunu yapmak da pekâlâ mümkün. Bu noktada filmin karakterlerinin Tunç Okan'ın "Otobüs" (1976) filmindeki karakterlerin manevi çocukları olduğu da söylenebilir. Söz konusu filmde Avrupa'nın bir kentinde bir otobüs içinde terk edilen Türkiyelilerin, otobüs dışına çıktıkları anda yaşadıkları travma anlatılıyordu. "Made in Europe"un karakterlerinin halet-i ruhiyesi de o otobüstekilerden pek farklı değil. Belki o otobüsten çıkmışlar ama işsizlik, oturma/çalışma izni alamamaları, bulundukları yere entegre olamamaları ve daha da beteri kendi topluluklarında bir bütünlük kuramamaları nedeniyle durumları çok da iç açıcı değil. Buna ek olarak "Made in Europe"un sadece oradaki Türkiyeliler değil de bütün göçmenler üzerine konuştuğunu iddia etmek de yerinde. Hikâyede bahsi geçen Paraguaylı kadının ya da küçük bir rolü olan Kübalı karakterin işaret ettiği gibi.
İçerik bakımdan tutarlı bir meseleye sahip olsa da "Made in Europe" çok parlak bir film gibi durmuyor neticede. Amatörlükleri göze batacak cinsten. Ama biraz derli toplu olsa, biraz sakin davransa (mesela hınçla intikam almaya koşan karakteri gibi, o agresif sona sahip olmasa) ve de sınırlarını bilse daha iyi bir yapım ortaya çıkabilirmiş. Ancak yine de derdinin ne olduğunu net olarak bilen bir yönetmenin ilk adımlarına tanık olmak, hiç de fena bir deneyim olmayabilir.
Kimler izlemeli?
Kimler izlememeli?



Kanal 1'de bu akşam 21:30'da Joan Allen ve Kevin Costner’ın başrolü paylaştığı romantik komedi "Öfkeli Aşıklar" adlı film ekrana geliyor.

Bu dünyayı daha kötü bir yer yapmaya çalışanlar bir gün bile tatil yapmıyorlar, ben nasıl tatil yapabilirim ki ?






Seanslar
Fragman
