Kayıt
"Sınır(da)": İmdat çığlıkları
Ali Deniz Şenöz 13 Haziran 2008, Cuma 14:29

Amerikan film endüstrisinde özellikle Tarantino'nun desteğiyle yeniden canlanan 'gore' sineması, son yıllarda Fransa'dan da gelen yeni örneklere özellikle genç izleyiciler ve B filmi sevenler için tekrar yükselişe geçti. Politik soslu "Sınır(da)" ise Avrupa'nın son yıllardaki kaos ortamını kullanarak metinsel olarak da güçlü bir korku filmi olmaya çalışıyor, ne var ki yanlış sularda yüzüyor...

(8/10) 

Eski kıta Avrupa yüzyıllardır savaşları ve sosyolojik çatışmalarıyla modern dünyaya şekil vermiştir. Avrupa insanlığa sığmayan suçlarla, dogmatik ve faşist ideolojilerle durmadan mücadele etmiştir. Bu konuda ne kadar başarılı olmuştur ve ne kadar bu ideolojilerden uzaktır hâlâ bilinmez fakat günümüzde tüm dünyada olduğu gibi, özellikle Batı Avrupa'da yükselen bir sağ ideolojinin varlığı aşikâr. Neo-nazilerin yeni faşizm yorumu, son zamanlarda Almanya'da yaşananlar, azınlık meseleleri ve Paris banliyölerinde çıkan olaylar, Soğuk Savaş sonrası dönemde yaşanan yeni kutuplaşmanın yönünü işaret ediyor.

Şimdi bu tarih dersi de nereden çıktı derseniz, "Sınır(da)" aslında tam da bu meselelerle uğraşan, daha önce büyük ihtimal benzerini görmediğiniz bir korku filmi. Özellikle son yıllarda Fransa'da yaşananlar ve Sarkozy'ye karşı oluşan muhalefetten ilham aldığı her halinden belli olan film, isim ve tarih vermeden bize bunları hissettirmeyi başarıyor. Bir grup Cezayir asıllı Fransız, yapılan seçim sonrası çıkan ayaklanmada çatışmaya giriyorlar ve başkarakterimiz Yasmin'in ağabeyi ağır yaralanıyor. Hastaneye alelacele bırakılan ağabey, biraz da geç kalan müdahale nedeniyle hayatını kaybediyor. Ardından bir çanta dolusu parayla şehirden kaçan dört kafadar, başlarına geleceklerden habersiz Lüksemburg sınırında bir otele sığınıyorlar.

Sınırda bir anlatım

Filmin ilk bölümünde neredeyse Paul Greengrass filmi havasında belgesel gerçekçi ve hızlı kesmelerle dolu bir anlatım tercih eden Xavier Gens, hikâyenin Paris'teki bölümü bittikten sonra daha geniş açılı planlar ve mat renklerle boyanmış gökyüzü eşliğinde seyirciyi yavaş yavaş bir korku filmi atmosferine sokuyor. Filmin konusunu bilmeyen bir izleyici, politik bir gerilim izleyeceğini zannederken, kendini birden apayrı bir dünyada bularak hafiften afallayabilir. Bu otel atmosferinde ters giden bir şeyler olduğu daha ilk saniyeden açık ediliyor ve kahramanlarımız faşist otel sahipleri tarafından yaklaşık bir buçuk saat boyunca türlü işkenceler görüyor, akla gelebilecek her türlü grafik şiddet yüzümüze vuruluyor ve film kendisini de tabiri caizse kan revan içinde izlettiriyor. "Texas Katliamı" ( "The Texas Chainsaw Massacre ", 1974) ya da son yıllarda büyük ilgi gören "Otel" ("Hostel", 2005) filmlerinin 'gore' atmosferini yakalayan film, bu türün hayranları için doyurucu bir seyir sunuyor.

Politize Edilmeye Çalışılan Bir Estetik

"Sınır(da)" düşünsel olarak derdini seyirciye aktarmaya çalışsa da, aynı biçiminde olduğu gibi bunu da çok büyük bir tutarsızlık içinde yapıyor. Taraf olduğu ve kendi içinde "acı çeken, ezilen" kesimde yer alan insanları derinlikten uzak bir şekilde tasvir ediyor. Film, başlangıç bölümünde çeşitli politik konulara parmak basmayı denerken, hümanistçe yaklaştığını sandığı karakterler birer karikatürden öteye geçemiyor. Zaten "faşist" olarak tanımlanan şahıslarda, karakter gelişimi açısından, fazlasıyla yüzeysel kalıyor.

Bunun yanında film, 'faşizm'i Hitler ideolojisiyle sınırlayarak, seyirciyi bu konuda geniş boyutlu düşünmeye itecek en küçük bir ipucu bırakmıyor. Böyle bir yaklaşım filme neredeyse müsamere tadı veriyor. Ayruca, bu kadar eleştirdiği şiddet olgusunu seyirciye estetize bir şekilde göstermesinin ne kadar doğru olduğu sorusu ise, filmin varmak istediği noktayı düşününce oldukça ironik kalıyor.

Bu kadar zorlayıcı sahnelerden ve faşizmden bahsederken, "Sınır(da)"nın akraba olduğu film "Salo ya da Sodome'un 120 Günü"nden ("Salò o le 120 giornate di Sodoma", 1975) bahsetmemek olmaz. Sunum ve 'gösterme' şekli olarak "Salo"ya oldukça yakın duran film, seyircide benzer duygular oluştursa da "Salo"nun zamanın şartlarına muhalif duruşunun yanına bile yaklaşamıyor. Çünkü "Sınır(da)"nın görsel olarak yaptıklarını onlarca film zaten yaptı. O yüzden bu konuda herhangi bir sansasyon yaratamayacak kadar zayıf bir film olarak kalıyor "Salo"nun yanında.

"Sınır(da)", zamanımızın

Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Takvim Kızları (11 Ekim 2008 20:45 Tv8)
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...
Replik
Dün
Hayat sen başka planlar yaparken sana olandır.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com