"Öldüren Cazibe": Sihirbaz deyince...

"Öldüren Cazibe": Sihirbaz deyince...
Kerem Akça 5 Haziran 2008, Perşembe 13:59

Harry Houdini'nin yaşamının son dönemine ve o süreçte yaşadığı bir aşk hikâyesine uzanan yapım, tecrübeli yönetmen Gillian Armstrong'un imzasını taşıyor. Bu sebeple de klasik sularda boğularak, son yıllarda sihirbazlık motifini kara film içinde değerlendirerek başarı yakalayan "Sihirbaz" ve "Prestij" gibi örneklerin yanına dahi yanaşamıyor.

 (4/10)

Dönem filmlerinin alışılagelmiş yönetmeni Gilliam Armstrong, bu sefer Harry Houdini'nin yaşam hikâyesini almış eline. Ünlü sihirbazın 1926'daki ölümününün kısa süre öncesine uzanıyor. Bu tercihiyle, 'biyografi'nin bazı zaaflarından sıyrılsa da, yine de belli bir dönemi anlattığı için arkası boş kalan bir dramatik yapıya mahkum kalıyor. Tabii "Öldüren Cazibe" yi ("Death Defying Acts", 2007) bu yönüyle ele alırken, son iki yılda popüler olan 'sihirbaz filmleri' içinde de değerlendirmek gerektiği görüşündeyiz...

"Prestij" ve "Sihirbaz" hiç çekilmemiş gibi davranıyor(!)

Filme bu açıdan baktığımızda fazlasıyla zayıf duruyor. Bunun da ana sebebi, "Prestij" ("The Prestige", 2007) ile "Sihirbaz"ın ("The Illusionist", 2006) tam tersi istikamette hareket etmesi. Öncelikle o iki film, sihirbazlığı bir 'dolandırıcılık' mesleği olarak ele alıp kara filme yeni bir alt tür açmayı amaçlıyorlardı. Bu doğrultuda da üçkağıtçılık anlayışıyla sürprizli bir yapı kurarak, bir taraftan seyirciyi gafil avlamayı becerirken, diğer bir taraftan da sahnedeki 'illüzyon' numaralarının özgünlüğüyle ilgi çekmeyi başarıyorlardı. Zaten sahne sanatlarının popüler olduğu 20. yüzyılın başına uzanan illüzyon gösterisi de, ancak böylesine zeki numaralarla sinemalaştırılabilirdi. Tabii bu noktada; Nolan'ın algı ve bellek kavramlarına göre inşa ettiği lineer olmayan hikâye kurgusu ile Neil Burger'ın başroldeki sihirbazın ruh haline göre düzenlediği 'parıldayan' öznel dünyası, filmlerin sinema dillerini modernize ediyordu... Peki "Öldüren Cazibe"nin bunlardan ne mi eksiği var? Öncelikle -belki de yönetmenin kadın olması sebebiyle- karşımıza duyarlı bir film çıkıyor. Üstüne üstlük ne dolandırıcılıkla ilgileniyor ne de ruh haline göre bir görsel yapı inşa ediyor. Aksine eline aldığı hikâyeyi anlatırken klasik film gramerini kullanıyor. Bu noktada da Houdini karakterinin üçkağıtçılığı yerine, ölüm arifesindeyken aşık olduğu bir kadınla ilişkisini merkeze yerleştiriyor. Kendisini soymaya çalışan bu karakteri ölen annesine benzeten Houdini, duygusal bir çıkmaza sürükleniyor ve mesleki yetilerini kaybediyor. Bunun dezavantajları ise, elbette sinema perdesinde orijinal gelen sihirbazlık numaralarından ve şaşırtıcı senaryo dönüşlerinden bir anda vazgeçilmesi. Böylece başını sonunu bildiğimiz ve 2.35:1 görüntü formatıyla rahatça izlediğimiz bir yapım çıkıyor karşımıza. Ne de olsa aşk, komedi, gerilim ve dram gibi türleri iç içe sokarak kadın ile erkek kitleyi çekebileceğini bilen klişe bir senaryoya sahip elimizdeki eser...

"Prestij" ve "Sihirbaz"dan farklı bir kulvarda gözükmesi filmi kötü bir eser mi yapıyor? diye soracak olduğumuzda; cevabımız yarı yarıya evet olur. Çünkü son yıllarda, hali hazırda sihirbazlık kavramı kara film iskeletinin içine yerleştirilerek sonuç alınmışken, duygusal bir 'ölüm arifesinde hayat hikâyesi'yle bunu klişe hale getirmenin adı, ya kolaycılık olur ya da sinema dünyasında olup bitenlerden habersiz yaşamak... Armstrong, belli ki -ki 20 yılı aşkın kariyerinde hâlâ ilk dönemindeki 'klasik'likten kurtulamayan eserler veriyor- ya günümüz sinemasında uygulanan formülleri takip etmiyor ya da geleneklerine bağlı bir muhafazakâr...

Biyografi türünün zaaflarını bilmeden üzerine alıyor...

Zira film belli bir zaman dilimine odaklanma zaafı bir yana, birkaç sahne dışında ilginç olmayı dahi beceremiyor ve gereğinden düz akarak sadece sanat yönetimi ile kostüm tasarımındaki işçiliği öne çıkarmak istermiş gibi duruyor. Ne bir dramatik derinlik ne bir alt metin ne de inandırıcı bir olay örgüsü görebiliyoruz. Zeta-Jones ve Pearce'ın varlıkları ise, sanki 'hasılat' katkısı sağlamaları içinmiş gibi duruyor. Armstrong'un mesajları bile didaktik bir anlayışla vermesi, eserin duygusal tonunun yapaylığını perçinlerken, izleyiciyi kavrayan sihirbaz filmlerinin çok uzağındaki yerini de garantiliyor. Tabii sihirbaz filmleri takipçileri için elektrikli sandalye ve cam fanus numaraları ilgi çekici olabilir. Ancak hatırlatmakta fayda var; o kadar inandırıcılıktan uzaklar ki, ne tansiyonu yükseltebiliyorlar, ne geriltebiliyorlar, ne de 'vay be' dedirtebiliyorlar... Yani 'Biz neler gördük. Bunlar ne?' diye düşündürtmekten öteye gidemiyorlar...

Kimler İzlemeli?

  • Gillian Armstrong'un kariyerini takip edenler.
  • 2.35:1 formatında popüler filmleri her koşulda izlerim diyenler.

    Kimler İzlememeli?

  • Yenilenmiş formüllerin eski model anlatımlarına sinir olanlar.
  • Akla sihirbaz kavramı gelince "Sihirbaz" ve "Prestij" gibi zeki yapımlar bekleyenler.
  • Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    TV'de bugün
    Vicdan (19 Mart 2010 23:15 Kanal D)
    Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal ve Rıza Sönmez'in rol aldığı "Vicdan" adlı film Tv'de ilk kez bu akşam 23:15'te Kanal D ekranlarında.
    Replik
    Amerikan Gangsteri
    Boşver şimdi kötü günleri, sen onları iyiye dönüştürmeye bak.
    « »
    Copyright © 1998-2010 Sinema.com