
Meksika'daki sınıfsal uçurumu iyi yakalayarak ülkedeki toplumsal yapıya çarpıcı bir bakış atıyor "Yasak Bölge" ("La Zona", 2007). Ancak bir Arjantin filmi gibi duyarlı olmayı, bir Meksika filmi gibi cüretkâr olmaya tercih etmesi sebebiyle, elindeki malzemeden alması gereken sonucu alamıyor maalesef...









(5/10)
Sınıfsal kargaşanın göbeğinde...
"Yasak Bölge", Meksika'daki sınıfsal kargaşanın göbeğinden bir hikâye anlatıyor aslen. Özetlemek gerekirse; gecekondu mahallesinin yanında çitlerle çevrili, korumalar tarafından korunan bir siteyi mesken tutuyor ve orada işlenen bir cinayetin ahlâki, toplumsal ve politik boyutunu işliyor... Temeline baktığımızda çok ilginç bir öykü olduğunu kabul etmek lazım. Zira alt sınıfın yaşadığı gecekondu mahallesi ile çitlerin çevirdiği site arasındaki bir 'kaydırma hareketi' bile durumun çarpıcılığını ortaya koyabiliyor... Yani filmin sinemasal bir zemine oturduğu kesin.
Bu doğrultuda da ilk olarak bu sınıfsal durumu özetlemek istiyor Pla. Bu anlayışla, filminin açılışını zekice yaparak durumun özetini çıkarmayı becerdiğini söyleyebiliriz. Ancak bu steril sitedeki evlerin durumunu resmeden kameranın tek bir kaydırma hareketi, içerideki ilişkilerin yabancılaşmışlığını görselleştirirken, gecekondu mahallesini tanıtmayı unutuyor.
Üst sınıfın tarafını tutuyor...
Bunu takiben de 'cinayet sahnesi ve onun ahlâki boyutu' filmine dönüşüyor "Yasak Bölge". Ancak bu fikir jimnastiğini, yücelttiği üst sınıfın gözünden yapıyor. Böylece sınıflar arasında taraf tutma tuzağına düşerken, bu gayesini üst sınıftan Alejandro'yu duyarlı bir karaktere dönüştererek de tamamlamış oluyor. Zira eleştirilebilecek bir üst sınıf yozlaşmışlığı ya da iletişimsizliği var iken, 'katharsis objesi' karakter sayesinde bu varsayım yerle bir oluyor. Bu sayede de seyircinin beynine 'Alt sınıfa karşı duyarlı olun!' emri son derece 'basit' ve 'yanlış' bir yolla veriliyor.
Bir bakıma siyahlar ile beyazlar arasında siyah karakterlerin ezilmişliği, alt-üst sınıf hiyerarşisinde 'alt sınıf'ın devre dışı bırakılmasına dönüşüyor. Yani filmin söyleminin, kökten ırkçılık yapan David W. Griffith'in ilk dönem filmi "Bir Ulusun Doğuşu" ndan ( "The Birth of a Nation" , 1915) pek de farkı yok. Tabii Pla, ilk başta dingin kamera hareketleriyle resmettiği durumu, kendini zamanla el kamerasına bırakarak, istemeden de olsa karakterlerin dramını üst sınıftan birinin gözünden anlatmış oluyor. Yani kamerayı sürekli sallayarak bir tane bile sinemasal an yaratmamasıyla, yavaş yavaş 'kolaycılık'a doğru ilerliyor...
Filmin sonundaki 'üst sınıfın duyarlı dönüşü' de bu noktadan sonra bu söylemde hiçbir değişiklik yapmaya yaramıyor. Çünkü gecekondu mahallelerinde yaşayan kitleyi öylesine ötekileştiriyor ki, son 15 dakikada uzak planlarla yakalanan çarpıcı 'toplum tablosu' bile bu yanlış tavrı kapatmaya yetmiyor... Özünde filme iyi başlayarak durumu anlattığını, ancak ahlâki boyuta geçtiğinde kendini yönetmen olarak geri çekip 'bilinçli' olarak taraf tuttuğunu, sonda ise yine bir sinemasal numarayla başarı sağladığını görebiliyoruz yönetmenin. Nihayetinde, ilk 15 ile son 15 dakikasını bir kenara bıraktığımızda aşağı yukarı 1 saatlik bir 'ne yaptığını bilmezlik' hakim filme...
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Ölümden gerçekten korkmaya başladığında hayatın değerini anlıyorsun.









Seanslar
Fragman

