
‘Et kokarsa tuzlarsınız... Ya tuz kokarsa?’ sloganıyla bu hafta vizyonda görücüye çıkacak olan ‘Münferit’, sinemamızda görmek istediğimiz fikirler çevresinde dolaşan ve bunları gerçekleştirme çabasında da gayet iyi niyetli bir film. Ancak senaryo ve görselleştirme başta olmak üzere uygulanışındaki zayıflıklarla taze olmasına rağmen biraz da tuzlamak gerekirmiş izlenimi yaratıyor.









Geçtiğimiz Antalya Film Festivali’ndeki gösteriminden sonra Türkiye’de çeşitli festival takipçilerinin izleme şansı bulabildiği ‘Münferit’ sonunda vizyona giriyor. Ödüllü kısa filmleriyle tanınan Dersu Yavuz Altun’un bu kara film denemesi politik uçları olan bir cinayetin soruşturması ekseninde ilerlerken işin temelinde daha ufak insanların ‘üçüncü sayfa’ dertleriyle şekillenmiş yan öyküleri de beraberinde getiriyor. Ufak bir kasabada yaşanan bu öykülerin bu şekilde birbirine bağlanması kağıt üstünde aslen çok da güzel bir fikir gibi duruyor aslında. Ancak daha açılışından itibaren film, hafif beceriksiz – belki amatör, belki de artık modası geçmiş bir sinema yapma – tercihleriyle yara alıyor.
Filmin öykü tabanında zaten pek çok seyirciye inandırıcı gelmeyecek öğeler mevcut. En başta metnin omurgasını oluşturan sorgulama sahnesinin sadece seyirciye bilgi aktarmak için gereksiz uzunlukta uygulanması dikkat dağıtıyor. Zaten öykü dünyasının içinde de sadece bilinenlerin tekrar sunulması üzerinden ilerlediği için biraz da anlamsız oluyor. Sorgulayanın da sorgulananın da bülbül gibi şakıdığı bu sekanslar bu anlamda filme hiçbir heyecan kazandırmıyor ve çoğu zaman da sadece yer kaplıyor. Öykünün ‘üçüncü sayfa’ kısımlarına gelirsek; kocası bir suç işlediği için başka bir mekana yerleşmeyi kabul eden Aylin karakterinin bu seçimi mantıklı gözüküyor. Ama işsiz kocasından önce kendisinin tayinini aldırıp ufak kızını da sorunlu kocasıyla yanyana bıraktıktan sonra yeni mekana gidiyor olması biraz garip. Gittiği kasabadaki ‘sapık’ tiplemesinin bu hayali ufak mekanda insanların hayatını karartmak için o kadar fazla malzemeyi buluyor olması ve haneye düşen kurban sayısının bu kadar yüksek olduğu bir durumda hala kimsenin ses çıkartamıyor olması da garip aslında. Elbette şantaj çok geçerli bir bahane, ama bu tip vakalarda kurban sayısının artması işin inandırıcılığını zedeliyor şüphesiz.
Aşırılıklardan zarar görüyor.
‘Münferit’in bu inandırıcılıklar dışında göze sokulan diyaloglar ve oyunlardan da çok acı çektiğini söylemek gerekiyor. Sorgulama sahnelerinin dışında özellikle filmin baş mikrobu – ya da filmi referans alarak ‘böcek’ de diyebiliriz - olarak sunulan Bekir karakteri başta olmak üzere herkes gereksiz koşullarda fazladan fazladan laflar sarfedip aşırıya kaçıyorlar. Buna yukarıda bahsettiğim böcek metaforunun yanında ‘bulanık su’ olayına dair yapılan ve artık ilkokul seviyesinde yapılan edebiyatları da ekleyince film zaman zaman gerçekten dayanılmaz sulara çekilebiliyor. Hazır aşırılıktan bahsederken Bekir rolündeki Ali Erkazan’dan da bahsetmek gerekiyor. İyi bilinen bir tiyatrocu olan Erkazan burada da tiyatro yapıyor. Zaten tanımında arıza olarak gelen bu karakteri canlandırma tercihleri de klişe kullanımlarla iyice abartıya kaçıyor. Sürekli garip sesler çıkarmalar – hatta böğürmeler – ve bakışlardaki abartılar ‘gizli bir sapık’ tanımını fazlasıyla aşıyor. Tüm bunların yanında Ali Erkazan’ın aslında yanlış bir seçim olduğunu da belirtmek gerek. Elbette her oyuncu farklı rollerde yer almalı, ancak Erkazan’ın klasik aile babası tiplemelerinin üstüne yapıştığını da bu filmle anlamış buluyoruz. Aslında Bekir karakterinin bu kadar abartı şekilde sunulmasının arkasında yatan neden de budur. Ama Erkazan sonuçta bu iş için uğraşıyor. İdil Fırat’ın da çaba gösterdiğini söylemek mümkün. Ama diğer performansların hiçbirinin inandırıcı veya etkileyici olmak gibi bir derdi de yok... öylesine kamera karşısına koyulmuş kişiler sanki.
Münferit; polisiye, psikolojik ve politik gerilim, dram türleri arasında koşturup duruyor. Tüm bu öğeleri kalabalık bir şekilde öyküsüne yerleştirirken de iyi uygulamalarla karşımıza çıkamıyor. Yine de belli ki kısıtlı imkanlar ve zamanlarda çekilmiş olmanın verdiği zayıflıkları; yönetmen sonraki filmlerinde belki örtmeyi başarır. Ama hoş bir fikirden yola çıkmasına rağmen teatral ve abartılı performansları, temsil seviyesindeki mizansenleri ve gayet açık olmasına rağmen derdini anlatmak için kendini gereksiz paralamasıyla hedefe burada yaklaşamıyor.



Harrison Ford, Kate Capshaw, Amrish Puri, Roshan Seth ve Philip Stone'ın oynadığı İndiana Jones: Kamçılı Adam adlı Serinin, ritmi en yüksek filmi bu akşam Star ekranlarında...

İftira karşısında gerçek, nefret karşısında sevgi, hakaret karşısında bağışlama ışıldar.
















