
Hikaye, A'nın hayal dünyasına ortak olan yeni bir arkadaş edinmesiyle şekilleniyor. Aynı akıl hastanesinde şizofreni teşhisiyle yatan 'Kız', hastalığının belirtileri dahil olmak üzere derinlemesine verilmeyen; dolayısıyla daha az hata yapan bir karakter. Fahriye Evcen bu role çok yakışıyor ve filmin en keyif veren bölümlerini, çiftin birlikte yer aldıkları sahneler oluşturuyor. Senaryonun bütününe baktığımızda çok sık açık veren diyaloglar, bu sahnelerde, karakterlerin ortak özelliği gereği basit, samimi boyuta indirgeniyor ve eğlendiriyor. Filmin iddialı olduğu bölümlerinin de, ikilinin cennetini yansıtan sahneler olduğu belli. "Harry Potter" filminde kullanılan uçma düzenekleri, İngiltere'de hazırlanmış özel efektler ve matte painting uygulamaları ile filmin 'süs'üne fazlasıyla özen gösterilmiş. Çatışmayı sağlayarak filmi ileri taşıyan esas hikaye ise, bir o kadar aceleye gelmiş gibi...
Yaratıcılık ve inandırıcılıktan uzaklaşıyor
Zeynep Pabuççuoğlu'nun canlandırdığı, uzmanlık alanı zeka geriliği olan doktor, uzun yıllardır üzerinde çalıştığı ilaç için A'nın ideal denek olduğunu fark ediyor. Senaryonun tıbbi yanı, esas doktorun idealistliği ve motivlerinden; formalite ve yüzeysel etik tartışmalarına kadar standart kalıplardan beslenmeyi tercih ediyor. Yaratıcılıktan olduğu kadar inandırıcılıktan da uzaklaşarak, filmi baltalıyor. Özellikle A'nın ilaçla tedavi süreci başladığında, senaryo nedensiz gelişmeleri ile havada kalıyor, kendine güldürüyor ve can sıkmaya başlıyor. O kadar ki film, son derece sıradan, hatta klişe bir derdi olduğu halde, mesajını ancak doktorun cümlelerine başvurarak verebiliyor.
Tüm bunları tolere edebilirseniz, filmin başarılı açılış sahnesinden itibaren kendini belli eden özgünlük arayışı, ilginizi finale kadar korumanızı sağlayabilir. Bunda, görüntü yönetmeni Aşkın Sağıroğlu'nun yarattığı atmosferin yanı sıra, film müziklerine her zaman özen gösteren yapımcı-yönetmen Biray Dalkıran'ın bu filminde çalışmayı seçtiği Taner Sarf ve Harun Kolçak'ın da katkısı büyük. Her ne kadar kimi sahneleri 1999 yapımı "Molly" filmini anımsatsa da, Türk dram sineması içinde değerlendirirsek yenilikçi bir film sayılabilir. Bu anlamda seyrinden keyif alma ihtimaliniz yüksek, ancak finalde sürpriz niyetine sunulan klişe yüzünden salondan yaratıcılık açlığıyla çıkmanız kaçınılmaz. Yine de, "Cennet"i "Araf" ile karşılaştırırsak, Biray Dalkıran'ın fantastik türde olacağı belirtilen üçüncü filmi için umut verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Kimler izlemeli?
Kimler izlememeli?


Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.

Hayal kurmayı sürdürmezseniz hayatın ne anlamı kalır.










