"Tabanca": Ego savaşı...
Seçil Toprak 9 Nisan 2008, Çarşamba 14:34
2005 yapımı Guy Ritchie filmi "Tabanca" ("Revolver") senaryosundaki Luc Besson ve Guy Ritchie imzaları ve aksiyonların vazgeçilmez oyuncularından Jason Statham'la bu hafta sinemalarımıza konuk oluyor.
Guy Ritchie, erkeklerin dünyasını, bir nevi güç dengelerinin dağılımını hafif ironik bir yapılandırmayla seyircisine sunan yönetmenlerden biri. Her ne kadar son zamanlarda bu çizgiden uzaklaşmış gibi görünse de "Tabanca", o bildiği ve anlatmayı sevdiği dünyaya tekrar döndüğünü müjdeler gibi. Ancak, filmi izlediğinizde madalyonun bir yüzünün hiç de böyle olmadığını anlayabiliyorsunuz. Evet, görünen tarafta, daha önce birlikte çalıştığı ve bu dönem sinemalarımıza epeyce konuk olan Jason Statham ve gangster dünyası filmleriyle akıllarda iyice yer edinen Ray Liotta gibi isimler var ve bu isimlerin çağrıştırdıkları hepimizce malum. Örneğin onlara mal olan ekran personaları, izleyeceğimiz filmin "sert erkeklerin dünyası"nda geçeceği ve hayli hızlı bir film olacağı izlenimini veriyor. Tabii, Guy Ritchie ve Luc Besson isimleri de cabası. Yukarıda dediğimiz gibi bu madalyonun bir yüzü. Filmi izlediğimizde diğer yüzü epey zorlama bir şekilde filme yedirilmiş haliyle kekremsi bir tat bırakıyor belleklerde. İlkin başrolde Statham'ın canlandırdığı Jake karakterinin yaşadığı içsel hesaplaşmalar, hapisten çıkan bir insanın kendini bulma çabaları gibi gözükse de, gittikçe yoğunlaşan ve insanı basbayağı sıkan iç sesin durmaksızın vecize misali laflar etmesi ve bunları tipik felsefe kuramlarına bağlamak istemesi insanı çileden çıkarmaya yetiyor. Çünkü bu felsefik yapı -veya mistik demek daha doğru olur sanırım- filmin içeriğiyle biçiminin uygunsuzluğunu su yüzüne çıkarıyor.

Filmin yapı taşları...

Yukarıda uygunsuzluk demişken bu uygunsuzluğun boyutlarını biraz açalım. Jake, hapishaneden çıkmış ve kendisine yedi seneye mal olan adamdan (Ray Liotta) intikamını almak için adeta saatleri sayıyor. Tabii biz bunu elbet gerçekleştireceğini, en azından iki erkeğin bir şekilde karşılaşacaklarını biliyoruz. Nitekim karşılaşıyorlar ve gayet şık bir şekilde Jake beklenen hamleyi yapıyor. Buraya kadar zaten tipik bir filmin tipik hareketleriyle karşı karşıyayız, fakat bu rahatsızlık vermiyor. Çünkü biz zaten böylesi bir filmi bekliyoruz, anlatılan hikâyeye, çalışılan oyunculara ve ekibe baktığımızda bu beklentinin veya sonucun aşikâr olduğunu görebiliyoruz. Ancak her şey bundan sonra tuhaflaşmaya başlıyor. İlkin Jake birtakım tuhaf insanların tuhaf tekliflerine maruz kalıyor ve ona devamlı eşlik eden iç sesin yardımıyla insanı bunaltan ve devamlı vecize söyler edasıyla gezinen biri haline dönüşüyor. Zaman ilerledikçe gün gibi aşikâr olan birtakım gelişmeler filmde yavaş yavaş verilmeye başlandıkça film temposunu yitiriyor ve daha bunaltıcı hale dönüşüyor. Adeta bitmesi için dakikaları sayar hale geliyorsunuz. Ve tüm bunlar, birtakım öğretileri iletmek amacıyla senaryoya zorlama bir şekilde yedirilen iyinin ve kötünün savaşımı (içsel boyutta) klişesi yüzünden meydana geliyor. Tabii bu klişe, film normal seyrinde devam etse göze batmayacak ve film de ortalama bir suç filmi kontenjanından sempati bile toplayabilecek. Ama özellikle "ego" savaşını gündeme getirmesi ve bunu en olmayacak bir içerik ve biçimle anlatmaya çalışması filmin saçmalama boyutuna gelmesine sebep oluyor.

Ben senim...

Filmin esaslı bir şekilde üzerinde durduğu replik bu: "Ben senim." Bu, filmde egonun sesi olarak tarif ediliyor ve karakter "sen, ben değilsin" dediği zaman bir aydınlanma yaşıyor, korkularıyla yüz yüze geliyor. Aslında bu, insanın iç benliği ve çevresiyle ilişkilerini düzenleyen öğretilerin temel meselelerinden biri. Ancak böylesi bir filmde bu izlek fazla yapay kalıyor. Hatta gülünesi bir boyuta bile geçebiliyor.

Bu arada film boyunca kötünün kötüsü diye tarif edilen Sam Gold ismi yeni bir Kayser Soze mi yaratılıyor sorusunu akla getirmiyor değil. Zaten filmin "Olağan Şüpheliler"den beslenen yönleri var. (Hikâye ilerledikçe tersine okunabilen ipuçları, filmin sonunda yaşanan uyanma hali vs…)

Kimler İzlemeli?

  • Jason Statham hayranları.
  • Bulmaca çözmeye davet eden filmlerden hoşlananlar.
  • Ne olursa olsun Guy Ritchie'yi özleyenler.

    Kimler İzlememeli?

  • Tipik bir suç filmi bekleyenler.
  • Henüz kimse yorum yapmamış.
    Haftanın Filmi
    Hancock
    Hancock
    7.4/10
    TV'de bugün
    Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
    Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
    Replik
    Kalifornia
    Biriyle tanıştığınızda ilk önce farklılıklarınızı görürsünüz ama zaman geçtikçe benzerlikleri fark etmeye başlarsınız. Sanırım tüm dostluklar böyle başlar.
    Brian Kessler
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com