"Babam Romulus": Bir büyüme öyküsü
Lale Ulutaş 27 Mart 2008, Perşembe 18:12
Avustralyalı oyuncu Richard Roxburg, yönetmen olarak karşımıza çıktığı ilk film "Babam Romulus"u Raimond Gaita'nın romanından uyarlamış. Gerçek bir yaşantıdan yola çıkan film bizi 60'lı yılların Avustralya kırsalına götürüyor ve insana, doğaya, ilişkilere ve göçmen olmanın sıkıntısına dair etkileyici bir hikâye anlatıyor.
İnsanoğlunun yaşam yolundaki en önemli dönemeçlerden biri olan 'çocukluk', güzelliğinin yanı sıra bir o kadar da sancılı bir süreç. Henüz hayat bilgisiyle kirlenmemiş saflığın, her gün yaşamın yeni bir yüzüyle karşılaşması ve bununla baş etmeye çabalaması ile geçen uzun yıllar... Büyümek denen o zor yolculuk, daha önce dünyaya gelmiş olmak dışında pek de bir üstünlüğü olmayan büyüklerin arasına düşmek ve onların kurallarıyla yaşamaya çalışmaktan oluşuyor. Zor bir dönem. Her çocuk düşüp kalkarak, bazen çokça örselenip, bazen de mutluluk anları biriktirerek farklı şekillerde, farklı bireyler olarak kapatır bu dönemi. Sonrasında sürülen yaşam, çocukluğun inşa ettiğidir aslında. Üzerine yaşananlar ve hayattan kazanımlar ne olursa olsun, çocuklukta, ta derinlere yerleşen iç gözün bakış açısı kolay kolay değişmez.

Yaşam bu önermeyi doğrulayacak örneklerle dolu. Özellikle sanat, düşünce ve yazın dünyasında öne çıkan isimlerin peşine düştüğünüzde, karşınıza fırtınalı çocukluklar çıkar. Almanya doğumlu filozof ve yazar Raimond Gaita da bu çocuklardan biri. Bugünkü kariyeri, Avustralya kırsalında geçirdiği çocukluk döneminin bir sonucudur diye düşünüyorum. Sanırım kendisi de böyle düşünüyor. Yoksa 'Babam Romulus' adlı romanını hiç kaleme almazdı.

Kırsalda yaşam...

Avustralyalı oyuncu Richard Roxburg bu romanı sekiz yıl önce bir solukta okuduğunda, bu hikâyeyi sinemaya aktarmaya karar veriyor. Roxburg bu kararını ancak 2007 yılında hayata geçiriyor. İlk yönetmenlik denemesiyle, "Babam Romulus"u beyazperdeye aktararak, bizleri Raimond'la ve onun çarpıcı dünyasıyla tanıştırıyor. Aslında tanıştırmaktan da öte bir deneyim bu. Bize bütün samimiyetiyle Raimond'u hissettiriyor.

Ellili yılların sonunda Yugoslavya'dan, Avustralya'ya göç etmiş bir ailenin çocuğu Raimond. Anne ve babası daha iyi bir yaşam ve daha parlak bir gelecek için dünyanın öbür ucundan kalkıp, bu yeni ülkeyi kendilerine yurt edinmişler. Victoria kırsalına yerleşen aile, kendini günlük işlere teslim ederek bu ıssız topraklara uyum sağlayabilen baba Romulus sayesinde ayakta kalabiliyor. Çiftçilik ve demircilikle geçimini sağlayan Romulus için erkek olmanın baş şartı çalışmak, çok çalışmak. Tıpkı diğer köylüler gibi. Günlük işlerde kaybolup, sadece yaşamını idame ettirmeye odaklanmak. Karısı Christina ise yabancı bir coğrafyada verilecek olan bu mücadeleye hiç hazır değil. Güçlü bir eş ve anne olmanın sorumluluğu altında eziliyor. Kırsalda yaşamanın sıkıcı döngüsü güzel kadını boğuyor. Sık sık evi terk edişleri de bu yüzden. Kocasını, en yakın arkadaşı Mitru ile aldatıyor. Eve gelmediği zamanları Mitru'nun yanında geçiriyor. Bu durumdan haberdar olan Romulus ve Raimond, Christina'nın, bir gün bunalımlarının üstesinden gelerek eve dönmesini sabırla bekliyorlar. Romulus güçlü bir adam. Yürekli ve iradeli. Ama Christina'nın karşısında da bir o kadar zayıf. Ona deliler gibi aşık. Yine de bu zafiyet, Christina'ya duyduğu aşktan çok, sorumluluk hissinden kaynaklanıyor. Yabancı bir ülkeye alıp getirdiği karısını, mutlu edememenin ezikliğini, o sağlam duruşuyla bile gizleyemiyor.

Baba-oğul ve arılar

Raimond için babası bu dünya üzerindeki en güçlü, en akıllı adam. Filmin daha ilk sahnesinde, parlak ve masmavi gözleriyle Romulus'u hayranlıkla izlerken, bu harika çocuğun babasına olan aşkını kavrayabiliyoruz. Yönetmen, açılış için, gerçekten muhteşem bir sahne yaratmış. Mütevazi bir kır evinde, masa başındaki baba ve oğul, heyecanlı bir anı paylaşıyorlar. Romulus, kovanı bozulmuş ve ölmek üzere olan arılara kendi bulduğu yöntemle yeniden hayat vermeye çalışıyor. Avucunda tuttuğu baygın arıları, diğer eliyle güneş niyetine salladığı lambanın ışığı altında, tekrar canlandırıyor. Baba-oğul engin kırlara açılan evlerinin kapısından arıları doğaya bırakıyorlar. Bu büyüleyici sahne, tüm bir ilişkiyi anlatan nefis bir metafor. Hikâyenin sonuna geldiğimizde, arılara can veren bu ikilinin kendi hayatlarını da ölümün kıyısından kurtarışlarına şahit oluyoruz.

Babasına olan büyük sevgisinin yanı sıra, Raimond annesine karşı da büyük bir sevgi besliyor. Bu sevgi kaynağını, depresif ve kırılgan anneye karşı duyulan şefkat ve korumadan alıyor. Raimond ve Christina'nın birlikte oynadıkları sahnelerde, küçük çocuğun yüzündeki ifadeler bu durumu doğrular nitelikte. Christina oğlunun yanında ayna karşısında süslenirken, ana-oğul birlikte yemek yerken ya da herhangi bir zamanı paylaşırken, bu ilişkinin fedakâr tarafı hep Raimond oluyor. Anne ve babayı dengelemek, olayları kendi içinde çözümlemek her zaman Raimond'a düşüyor. Bu küçük, duyarlı ve gururlu çocuğu, gelecekte bir filozofa dönüştürecek ruhsal ortamın mükemmel tasviri, filmin öne çıkan artılarından. Bir diğer önemli nokta karakterlerin derinlikli işlenişi. Yönetmen her bir karakteri incelikle çalışmış. Yan karakterler bile bu inceliğe dahil. Romulus'un kardeşi Hora, komşuları Tom ve ailesi, evsiz adam Vacek ve annesinin sevgilisi Mitru, Raimond'un hayatındaki varoluş nedenlerini sade ama güçlü bir anlatımla ortaya koyuyorlar.

Mesela Hora, hayatın zorluklarıyla baş ederken okuduğu ve güç aldığı felsefe kitaplarından parçaları paylaşıyor Raimond'la. Böylece Raimond için felsefi düşüncenin ilk tohumları atılmış oluyor.

Tekrar bugüne döndüğümüzde ve Raimond'ın geldiği noktadan geriye baktığımızda, tüm bu yaşantının başka bir çocuktaki karşılığının aynı olup olmayacağı sorusu akla geliyor elbette. Büyük olasalıkla başka bir çocuk bu kadar duyarlı olmayacak, yaşadıklarını deneyime dönüştüremeyecek ve silinip gidecekti. Ama yaşam denen hikâye de birçok farklı durumun, farklı olasılıklarla bir araya gelmesinden ibaret. Böyle bakınca Raimond Gaita'nın hayatı, talihsiz durumların uygun bir zeminde bir araya gelişiyle kendini yeniden inşa ediyor. Hem de daha canlı ve daha parlak bir şekilde. Tıpkı baba-oğulun can verdiği arılar gibi.

Richard Roxburg ilk yönetmenlik denemesinde iyi bir işe imza atmış. "Babam Romulus", gerçek bir yaşantıdan yola çıkıyor, 60'lı yılların Avustralya kırsalında insana, doğaya, ilişkilere ve göçmen olmanın sıkıntısına da uğrayarak, hedefine başarıyla varıyor.

Kimler İzlemeli?

  • Çocukluğun yaşam üzerindeki etkisi üzerine kafa yoranlar.
  • Karakterlerde derinlik arayanlar.

    Kimler İzlememeli?

  • Sabun köpüğü romantik bir aile hikâyesi bekleyenler.
  • Büyük bütçeli Hollywood filmlerinden hoşlananlar.
  • Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    Haftanın Filmi
    Cennet
    Cennet
    7.6/10
    TV'de bugün
    Sıradışı 11 Mayıs 2008 22:10 Kanal D)
    Sandra Bullock, Julian McMahon ve Shyann McClure'ın oynadığı Sıradışı adlı film bu akşam Kanal D ekranlarında...
    Replik
    Polis
    Şiddete meyyalim vallahi dertten.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com