"Ara": Hem kesit, hem kesif...
Seçil Toprak 20 Mart 2008, Perşembe 18:46
Merkezine aldığı dört kişinin uzunca bir döneme yayılan ilişkileri ve kendileriyle hesaplaşma süreçlerini anlatan "Ara", Ümit Ünal'ın senaryosunu yazıp yönettiği üçüncü uzun metraj filmi. Tek mekânda geçen film, bu mekânı anlatısının merkezine yerleştiriyor ve ilgiyle izlenen bir yapım olmayı başarıyor.
"Ara"yı anlatmaya tersten başlamak gerekirse, izleyip de filmin sizde bıraktığı demleri anmaya geçtiğinizde, zihninizden geçecek tanımlamalar sanırım şu noktalarda birleşecektir: Birbirinden farklılaşmaya çalıştıkça daha da tektipleşen "birey"in hayalleriyle, hissettikleriyle, dış dünyada şekillenen hayatlarını bir türlü birleştiremeyen kişilerin öyküsü...Bir bakıma "ara"da kalanların hikâyesi...

İnsanın, yaşamak istedikleriyle yaşadıkları arasındaki uçurum büyüdükçe depresyonun şiddeti artar denir. Yani, içimizdekileri, hayallerimizi ve umutlarımızı yaşama geçirememek, yaşadığımız hayatla bunları bir noktada dahi bağdaştıramamak, içsel bunalımın tetikleyicisi olagelmiştir. "Ara", tam da böylesi karakterlerin işlendiği, tek mekânda geçen, teatral yapısıyla öne çıkan bir film.

Dört karakter, dört olamamışlık hissi

İnsanın ontolojik kimliğini tamamlama süreci olarak bakarsak yaşama, "Ara"nın dört karakterinin de nerede durdukları, neyi amaçladıkları ve ne elde ettikleri soruları film boyunca defalarca aklınızdan geçecektir. Zaten karakterler yaşadıkları hayatın neresinde durduklarını sorguladıkça, bu soruyu size de sordurmaları kaçınılmaz olacaktır. Filmin dört kişisi: Ender (Erdem Akakçe), Veli (Serhat Tutumluer), Selda (Betül Çobanoğlu) ve Gül (Selen Uçer)... Dördü de kapitalizmin buyruğunda yaşanan büyük şehir evladı. Geçmişleri ne olursa olsun, şimdi geldikleri nokta orta üst sınıf denebilecek bir konum. Olamamışlıkları daha buradan başlıyor aslında, çünkü yaşadıkları hayatı bünyelerine yediremeyen, hep bir şeylerin eksikliğini hisseden insanlar bunlar. Bazısı bu isteklerini veya arayışlarını bastırmayı bilen bir yaşama biçimi seçmiş kendine, kimi bunu seçmeyi bir noktadan sonra gururuna yedirememiş adeta "ben bu değilim" diye feryat etmekte.

İki yüzlü ahlâkın iyice kol gezdiği zamanımızda bu kişilerin de ahlâksızlıktan nasiplerini almaları kaçınılmaz. Dar alanda sadece kendileriyle bile kalsalar, birbirlerini aldatmakta ve yalan söylemekte çoğu zaman sakınca görmüyor hatta bunda hak bile iddia edebiliyorlar. Ender ve Veli'nin çok eski dostlar olmaları bile, bir noktadan sonra birbirlerini aldatmalarına hatta tehdit bile etmelerine engel değil. Tüm bunlar aslında hep o olmak istedikleri ama olamadıkları, bir türlü yaşayamadıkları gerçek benlikleriyle alâkalı. Hiç ortaya çıkaramadıkları, bastırdıkları benliklerinin istekleri su yüzüne çıktıkça, insanî duygular da şekil değiştirerek kabalığa varan boyutlarda kendini gösterebiliyor. Bu anlarda da insanoğlunun pervasızlığı, unutkanlığı, umursamazlığı defalarca kendini gösterebiliyor. Hep bu duygular ya da duygusuzluklar etrafında geziniyor dört kişi. Yani modern dünyanın insana dayattığı yalnızlaşma ve hep birbirini aldatma üzerine yükselme çabalarıyla. İnsanlığı, dostluğu, gerçek hisleri bir yana bırakmak pahasına savrulan yaşamlar, para gelse de gitse de mutlu edemiyor insanları. Ender ve Gül belki de bunun en farkında olan kişiler filmde. O yüzden belki de bir noktadan sonra vurdumduymaz bir şekilde harcadıkları dakikalar, birinin sefilliğine diğerinin sonuna hazırlıyor bizleri. Hep bu olamamışlık, "ben neyim, nerede olmalıyım, ne yapmalıyım, ne yapıyorum" sorularının açtığı yaralarla bir yanda kendini iyileştirmeye çabalayan ve bunu bir nebze başaran (!) bir yanda da başaramayan (!) insanların öyküsü bu. Filmin kesif yönü hep buradan besleniyor.

Kesitler

Film anlatım açısından küçük episodlara bölünmüş ve geriye dönüşlerle şimdiki zamanı ve geçmişi birbirine bağlayan bir yapıya sahip. Üstelik tek mekânda geçmesinin handikaplarını küçük numaralarla kotarmaya çalışan ve bunda da hayli başarılı olan bir anlatımı var. Filmden uzak gibi görünen ancak bir müddet sonra bağlantıyı anlayabildiğiniz bu küçük numaralar filmin tek düze olmasını belki de engelleme gücüne sahip. Sonuçta tek mekânda geçen ve diyaloglar üzerinden yürüyen bir filmde seyircinin ilgisini ayakta tutabilecek yöntemler önem kazanıyor. Ümit Ünal da bunun farkında olmalı ki senaryosuna yedirdiği "ara kesitler"le de filme hoş bir hava veriyor.

Birkaç noktada yapay kaçan bazı diyaloglara rastlasak da, karakter yapılarını kurma ve bunu filmin yapısıyla birleştirme açısından başarılı bir film "Ara". Ufak tefek pürüzlere göz yummayı da hak eden cesur bir yapım.

Kimler İzlemeli?

  • İyi bir karakter çalışması izlemek isteyenler.
  • Yabancılaşma, kimlik gibi konularla ilgilenenler.

    Kimler İzlememeli?

  • Durağan yapıdaki filmlerden hoşlanmayanlar.
  • Aşk ve aldatma üzerine bir film bekleyenler.
  • Henüz kimse yorum yapmamış.
    Haftanın Filmi
    Cennet
    Cennet
    7.6/10
    TV'de bugün
    İndiana Jones: Kutsal Hazine Avcıları (9 Mayıs 2008 20:00 Star)
    Karren Allen, Paul Freeman, Ronald Racey ve Harrison Ford'un oynadığı İndiana Jones: Kutsal Hazine Avcıları adlı (Komedi) film bu akşam Star ekranlarında...
    Replik
    Kılıçları ile savaşanlar bir gün kılıçların acımasızlığına boyun eğeceklerdir.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com