"Uçurtma Avcısı": Batıcı bakış açısı
Ali Deniz Şensöz 20 Mart 2008, Perşembe 18:38
Farklı tarzlarda ürettiği filmlerle dikkat çeken genç yönetmen Marc Forster'ın son filmi "Uçurtma Avcısı", elindeki malzemeyi sığ bir bakış açısıyla değerlendiren ve hayal kırıklığı yaratan bir yapım.
Khaled Hosseini'nin aynı adlı çok satan romanından uyarlanan "Uçurtma Avcısı", Amir'in Amerika'ya babasıyla göç etmesinden yıllar sonra çocukluk arkadaşı Hassan'ın ölümünün ardından ülkesine geri dönmesini ve Hassan'ın Taliban'ın eline düşen oğlunu kurtarmasını anlatıyor.

Amir'in Amerika'daki yaşamından bir kesit gördükten sonra film Hassan ve Amir'in çocukluk yıllarına dönerek, aralarındaki dostluk hatta kardeşlik ilişkisini bize tüm samimiyetiyle anlatıyor. Aynı zamanda Amir'in evlerindeki yaverin oğlu olan Hassan'ın nasıl aileye dahil olduğunu izliyoruz.  Öncelikle aralarında büyük bir arkadaşlık olsa da, Amir bir süre sonra babasının da sevgisini çalan Hassan'a karşı cephe alıyor ve Hassan'ın başına gelen trajik olayı görmesine rağmen yardım etmiyor. Amir, Hassan'a kurduğu tuzağın ardından, Hassan ve babası evi terk etmek zorunda kalıyorlar. Yıllar geçiyor ve Amir, Hassan'ın ölüm haberini alıyor, işte bu noktada film hem anlatısal hem de hikâyesel olarak bir kırılma noktası yaşıyor.

Değişen dengeler

Filmin ilk yarım saatinde, ülkemizle aynı anda modernleşmeye başlayan Afganistan'ın sosyal bir profilini ve filmin iki kilit çocuk karakterini yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Bu bölümde hikâye hem görsel hem de bakış açısı bakımından taşları yerli yerine oturtuyor. Filmin ikinci kısmı olarak adlandırabileceğimiz Amir ve Baba'nın Amerika'da bir yaşam oturtma mücadelesi de bir o kadar içten ve duygusal bir şekilde ortaya konuyor. Özellikle ruhsal olarak öze dönme mücadelesi veren Homayoun Ershadi'nin performansı görülmeye değer. Fakat Amir'in Afganistan'a yaptığı yolculukla beraber film tam bir inişe geçiyor, "Kızım Olmadan Asla" (1991) filminin o yapay sığlığını yavaş yavaş hissetmeye başlıyor ve bir karikatür boyutunda incelenen yepyeni bir Afganistan profili görüyoruz.

Karate yapan eşcinsel mollalar, Taliban'ın arasına kolayca giren Amir'in düştüğü durumlar tam bir çiğlik ve olmamışlık hissi veriyor. Filmin üçte ikilik kısmı üç boyutlu, gerçekçi, insancıl ve duygusal bir seyirlik oluştururken, Taliban rejimi altındaki Afganistan profili bir o kadar sığ ve oryantalist.

Marc Forster her ne kadar çok vurucu işlere imza atmamış olsa da, bundan önce çektiği "Lütfen Beni Öldürme" (2006), "Düşler Ülkesi" (2004) ya da "Kesişen Yollar" (2001) belli bir seviyenin üzerindeki filmler. "Uçurtma Avcısı"yla epik bir hikâyenin altına giren Forster'ın filmin son kısmında çuvallamasını tüm iyi niyetimle biraz da yapımcıların baskısı olarak görmek istiyorum. Çünkü olaylara ve karakterlere dengeli bakmasıyla alışageldiğimiz Forster'ın böyle çocukça bir yönetim sergilemesini aklım almıyor.

Olmamış bir son

Sonuç olarak Afganistan'ın içinde bulunduğu durum üzerine bir ağıt etkisi bırakacak kadar etkili olan hikâye, klasik batıcı bakış açısının kurbanı oluyor. Özellikle neredeyse Amerika'nın Afganistan'da yaptıklarını onaylarcasına biten sonu, özgürlüğün ve mutluluğun Amerikan topraklarında olduğu imasını veriyor ve film samimiyetsizliğini yüzünüze çarparak bitiyor. O yüzden boğazınıza takılması gereken o düğüm ve içinizi burkması gereken o son bir türlü gerçekleşmiyor.

Kimler İzlemeli?

  • Duygusal, epik hikâyelerden hoşlananlar.
  • Afganistan'ın tarihi değişimini merak edenler.

    Kimler İzlemeli?

  • Vurucu bir film bekleyenler.
  • İdeolojik olarak tutarsız filmlerden hoşlanmayanlar.
  • Henüz kimse yorum yapmamış.
    Haftanın Filmi
    Cennet
    Cennet
    7.6/10
    TV'de bugün
    İndiana Jones: Kutsal Hazine Avcıları (9 Mayıs 2008 20:00 Star)
    Karren Allen, Paul Freeman, Ronald Racey ve Harrison Ford'un oynadığı İndiana Jones: Kutsal Hazine Avcıları adlı (Komedi) film bu akşam Star ekranlarında...
    Replik
    Kayıp Nişanlı
    Gözyaşları söyleyemediğin şeyleri anlatır.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com