
Hilary Swank (Holly) ve Gerard Butler'ı (Gerry) özellikle son dönem çalışmalarından sonra, romantik bir filmde görmek, filmde, insanı ilk elde şaşırtacak noktalardan biri. İzlerken fazla yadırgamıyorsunuz bu çifti, ancak Gerard Butler'ın nedenli nedensiz yüzünde beliren gülüş, onda belli oranda bir yapaylığa yol açıyor. Ancak, filmin sempatik havasına bürünebilirseniz bu çok da göze batacak bir olumsuzluk değil. Hilary Swank de belli oranda sempatik; yer yer Audrey Hepburn'ü hatırlatan kıyafetleri de ona hem naif hem de sevimli bir hava katıyor. Yan rollerde görünen –ki her romantik komedinin olmazsa olmazlarındandır arkadaşlar- Lisa Kudrow ve Gina Gershon da filmde kendilerine düşen görevleri yerine getiriyorlar. Bilirsiniz, esas kadının veya erkeğin mutlaka yanında yer alan arkadaşlar, gerektiğinde akıl vermek, gerektiğinde eğlendirmek için karakterlerin yanı başlarında dururlar. Özellikle Lisa Kudrow, 'Friends' dizisiyle üzerine yapışan hafif sarsak, bekâr ve sürekli ilişki arayan kadın tiplemesini bu filmde de üzerinde taşıyor. Buna pek bir itirazımız yok, çünkü bu kimlik tam da bu role uygun; izleyene yabancılık hissi de vermiyor.
Mektuplarla nereye kadar…
Film adını, Gerry'nin Holly'ye yazdığı ve belirli aralıklarla Holly'ye ulaşan mektupların son notundan alıyor. Gerry, Holly'ye yazdığı mektuplarda geçmişleriyle, hissettikleriyle ilgili duygularını anlatıp, Holly'den yapmasını istediği şeyleri söyledikten sonra hep not düşüyor mektubun son satırına; "seni seviyorum" diye. Bu mektupların neden yazıldığını filmin gelişimini açık etmemek için detaylı olarak yazmıyoruz. Ancak Holly'nin bu mektuplardan öğrendiği şeyler çok önemli: yeniden yaşama sarılmak ve kendi hayatına sahip çıkmayı kabullenmek… Bu yönüyle mektupların amacına ulaştığını söylemek mümkün. Burada özellikle geri planda kalan ama kızının hayatında etkin bir rolü olan anneyi anmamız gerek. Anne Patricia rolüyle Kathy Bates, filmin hoşluklarından biri.
Film, odağına aşkı alıyor ve bunu anılar, arkadaşlıklar, korkular, arzular üzerinden besleyerek sunuyor izleyiciye. Bu yüzden, "Not: Seni Seviyorum", izleyen herkesin kendine dair ufak tefek bir şeyler bulabileceği bir film haline geliyor. Üstelik gülmenizi de garanti eden bir havası var filmin. Yani, sadece 14 Şubat'ın hatırlattığı unsurları değil, hayatın çeşitli alanlarındaki beklentilerinizi de karşılayabiliyor. Bu da filmin etki alanının genişlemesini ve hitap ettiği çevrenin çeşitlenmesini sağlıyor.
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?


Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.

Bazen senle hiç tanışmamış olmayı diliyorum. Çünkü tanışmamış olsaydık, geceleri yatarken dünyada senin gibi biri olduğunu bilmeden uyuyabilirdim...










