
Zamanınızı anlamak için tarihe bakın derler, "Charlie Wilson'ın Savaşı" da şu anki Ortadoğu'nun durumunu bize kendi çapında tarihten bir sayfayla analiz etmeye çalışıyor. Hem de olayın tam kalbinden bize bunu aktarıyor. Filmin senaryosu ünlü senarist Aaron Sorkin tarafından yazılmış ve kamera arkasında da Nichols gibi ünlü bir yönetmen olunca, su gibi akan bir iki saat geçiriyoruz. Charlie Wilson'ın neler başardığını hayranlıkla izliyoruz ve belki "vay be" diyerek salondan ayrılıyoruz. Buraya kadar her şey çok güzel.
Fakat filmin bu gibi hassas bir olaya fazlasıyla yüzeysel ve yanlı baktığını anlamak çok da zor değil. Öncelikle olayın özü gereği, hikâyeyi bir Amerikalı'nın gözünden izliyoruz ve Afgan halkının çektikleri, sefaleti birkaç sahnede geçiştiriliyor. Asıl olan oradaki Afgan halkının işgal altında olması değil tabii ki de, komünist Sovyetler'in helikopterlerinin düşürülmesi ve komünistlerin savaşı kaybetmesi! Film bu hassas noktayı son bir sahneye sıkıştırarak eleştirse de, anlatımında ve bakış açısında kendi eleştirisinin tuzağına düşüyor. Ayrıca biraz tarihe meraklı olanlar araştırdıklarında Sovyet-Afgan savaşına dair filmle bize aktarılan bazı bilgilerin çarpıtıldığını göreceklerdir.
Film öyle bir noktada bitiyor ki, daha net ve vurucu tespitler beklentisinde olan seyirci, kaçamak cevaplar ve açıklamalarla yetinmek zorunda kalıyor. Ayrıca tüm filme soğuk savaş döneminden kalan anti-komünist propoganda ruhu hakim ki, bu devirde bu tür bir yaklaşımın izleyici nezdinde pek karşılığı kalmadığı aşikâr. Sanki film seksenli yılların o gerilimli ortamından fırlamış gibi, tıpkı Mike Nichols'ın yönetiminde gösterdiği demodelik gibi. Nichols daha çok teatrel anlatımı ve diyalog üstüne kurulu filimleriyle tanınan bir yönetmen. Fakat filmlerini sunuş tarzı ve güçlü hikâyeleri her zaman için Nichols'ı değerli bir yönetmen yapmıştır, fakat burda anlatımı sıradan bir televizyon dizisinkinden daha öteye gidemiyor. Yaratıcılıktan uzak mizansenler, kendi filmi "Aşk Mevsimi"ne ("The Graduate", 1967) yaptığı naif göndermeyi saymazsak, tamamiyle diyaloğa yüklenen bir anlatım filmi sıradanlaştıran en önemli öğeler.
Yıldız oyuncular geçidi
Bu kadar yıldız dolu bir kadro varken, oyunculuklardan bahsetmeden olmaz. Filmin hem yapımcısı hem de başrol oyuncusu Tom Hanks için fazla bir şey demeye gerek yok. Zaten çok da iniş çıkışları olmayan bir karakteri fazla incelikli olmayan bir çalışmayla bize sunuyor. Julia Roberts, Texas'ın şuh, zengin kadını rolünde izlemesi eğlenceli bir performans veriyor diyebiliriz. Philip Seymour Hoffman ise gerçekten bu iki yıldızın arasından sıyrılıyor. Bunda karakterinin daha iyi yazılmasının büyük bir etkisi var. Bunun haricinde yan rollerde gördüğümüz oyuncular da görevlerni yerine getiriyor. Zaten bir Mike Nichols filminde kötü oyunculuk beklemek biraz garip olur.
Türk televizyon izleyicilerinin de izleme fırsatı bulduğu The West Wing dizisinin yaratıcısının elinden çıktığı hem ideolojik hem de estetik anlamda belli olan "Charlie Wilson'ın Savaşı" kimi noktalarda cesur adımlar atsa da, cümlenin sonunu getiremiyor ve kendi eleştiri tuzaklarına düşerek tematik çelişkiler yaşıyor. Bu yüzden salondan pek bir şey düşünmeden, pek bir şey hissetmeden ve hiç sarsılmadan ayrılıyor, büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz.
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?



Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...







Seanslar
Fragman
