
"Semum"a geldiğimizde, Karacadağ'ın ne ileriye ne de geriye doğru bir adım atmadığı anlaşılıyor. Türe yaklaşımını aynen koruyor yönetmen. Sadece bu sefer 'Türk Şeytanı' alt türü yaratmaya soyunuyor. Belki de bu filmin etkisiyle Türkiye'de 'Semum' alt türü doğabilir. Bunu bilemeyiz. Ama Karacadağ'ın böyle bir iddiası olduğu kesin. Bu sebeple de "D@bbe"de Japon hayalet filmlerini Türkleştirmeye çalıştıktan sonra, burada Amerikan şeytan filmlerini Türkleştirmeyi deniyor. Ne kadar başarılı olup olmadığı ise tartışma konusu tabii. Ama B filmi standartlarında amacından çok da sapmadığını söyleyebiliriz...
B filmi dokusunu yakalamayı iyi beceriyor
Öncelikle Karacadağ, ilk filminde olduğu gibi burada da atmosferi öne çıkarıyor. Buna paralel olarak ses ve müzik kullanımında gayet başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Bunların yanına bu sefer kendi imzasını taşıyan kurgu yoluyla 'uyum kesmesi' anları da eklenince, çok fazla sorunu olmayan bir görsel yapı çıkıyor karşımıza. Kısacası, B filmi dokusunu yaratmak için yapmaya istediklerini yerine getiriyor. Peki bu atmosfer, "Semum"da nasıl bir konuma oturuyor?
İlk olarak genç bir karı-kocaya odaklanıyor yönetmen. Çiftin İstanbul'un taşrasında, müstakil bir ev almalarıyla girizgâhı yapıyor. Bu açılış ile birlikte gerilim başlıyor. Bir taraftan azrail görünümlü bahçıvan, diğer bir taraftan komik bir şekilde kaşı gözü oynayan emlakçı, izleyiciyi tedirgin etmeye çalışıyorlar. Bunların üzerine ise "Arka Pencere"den ("Rear Window", 1954) esinlenerek yerleştirildiği belli olan bir komşu karakteri ekleniyor. Efsaneye göre evlendiği 27 yaşındaki bir kız, bir anda kayıplara karışmış!..
Tabii bu motifler, böyle sürüp giderken Karacadağ atmosfer yaratma niyetinden bir an olsun caymıyor. Ancak filmin 'semum'u, 'iblis'i ya da 'yaratık'ı çıktığı ana kadar sürüyor bu. Bir noktadan sonra ses efektleri ve görsel efektler, yönetmeni filmin içine hapsediyor. Kendini, 'kamera sallama', anlamsız ses efekti yerleştirme, sürekli tekrar yapma gibi basit numaralara bırakıyor Karacadağ. Tabii bu sayede de filmin süresi 2 saate dayanıyor. Standart bir korku filminde 90-100 dakikada kalması gerekirken... Bu korku motiflerinin içine, '13' rakamı ve kedi gibi klişe korku kodlamaları da dahil edilirken, fazlasıyla da gözümüze sokuluyorlar. Zaten Karacadağ'ın düştüğü tuzak da bu bizce. Korkunun basit motiflerini, çok fazla tekrar etmesi...
İlk başta kurulan atmosferle yaratılan tipik korku taktikleri olan 'hangi alt türün içindeyiz?' ve 'katil kim?' gibi sorular, film boyunca canlı tutulmaya çalışılıyor. Ancak filmin ilk karesinden itibaren zaten baş karakterin içine şeytan gireceğini biliyoruz. Yani sonradan yamanan bu tüm yan öğeler, özellikle bahçıvan ve komşu karakterlerinin kötü oynanması ve yazılmasıyla da yapay bir dünya yaratılıyor aslında. Tabii olumlu tarafından bakarsak, böylesine motiflerin aslında B filmi kitlesi için yeterli olduğunu söyleyebiliriz...
Görsel alıntılarla kurulmuş korku iskeleti
Karacadağ, belki de korku türündeki eserleri takip eden bir sinefil olduğunu kanıtlamak için filmini çok fazla sayıda alıntıyla süslüyor. Bunlar, lafa dökülmüş somut göndermelere dönüşmüyor. Fakat görsel alıntılarla, yapımın gerilimli sahnelerinin kilit anlarını oluşturuyorlar. Bunların içinde; "Halka"daki ("Ringu", 1998) tedirgin edici ayna karşısındaki saç tarama flashbacki, "Garez"den (" Ju-On: The Grudge", 2003) kopmuş gibi duran ev ve tavan arasının korkutucu görünümü, "Constantine"den (2004) alıntılanan cehennemin görsel efektlerle canlandırılışı, "Şeytan"ın ("The Exorcist", 1973) şeytan çıkarma sahneleri, "Elm Sokağı'nda Kabus" ("Nightmare on Elm Street", 1984) ve "Shivers"dan (1975) alınan küvetteki tecavüz sahnesi gibi spesifik göndermeler, en belli başlıları. Bu yönde de Karacadağ'ın ucundan da olsa postmodern takılmaya çalıştığı ve "Çığlık"ın ("Scream", 1996) tür sinemasına getirdiği eğilimi takip ettiği söylenebilir. Ancak bu sahnelerin filmin yapısının içinde nasıl bir yere oturdukları tartışma konusu... Pastiş bir yapının Karacadağ'ın filminde pek de bir anlamı yok aslında...
Yeni bir alt tür yaratmaya çalışıyor
Film, aslında korkunun 'şeytan' ve 'büyü' türleri arasında duran yeni bir alt tür yaratmaya çalışıyor. İnsanlardan önce yaşadığı varsayılan Türk şeytanı 'semum', bu alt türün çıkış noktası olarak mantıklı aslında. Çünkü iyi kodlandığını söyleyebiliriz Türk kültürünün içinde. Ancak bunu üretmek için ya daha yüksek bütçe ile çalışmak ya da bazı efekt gerektiren sahnelerden arınmak gerekirmiş. Film, şeytan filmlerinde olduğu gibi yavaş yavaş 'iblis' motifini açığa çıkarıyor. Bu nedenle de yaratık efekti, zamanla devreye giriyor. Bunun, ev içindeki sahnelerde fena durmadığı söylenebilir. Ancak sonda cehennem içindeki sahne, tamamen 2.sınıf bir bilgisayar oyunu demosu gibi duruyor. Yani Karacadağ, B filmi çektiğinin farkındayken sonlardaki cehennem yaratımıyla biraz olsun sınıfta kalmış diyebiliriz. Bunların yanına, ilk filmindeki oyuncu yönetimi ve diyalog zaafları da ekleniyor tabii...
Din, bilimden üstündür!!!
Karacadağ'ın filmine eklediği, "D@bbe"de de hissettiğimiz, en dikkat çekici ve rahatsız edici nokta ise dini mesajı. Yönetmen, 'Semum' adlı yaratığı din karşıtı ve ateist bir motif olarak düzenleniyor. Filmde bilimi temsil eden psikoloğa 'aptal' bir görünüm bahşederken, hoca karakterini aklı başında ve zeki olarak betimliyor. Lafın özü, "Şeytan"daki rahibin nasıl hocaya dönüşeceği sorusuna Karacadağ'ın yorumu; 'Din adamlarımız komik olamaz, her biri aklı başındadır' oluyor. Yani "Kutsal Damacana"da (2007) olduğu gibi Müslümanlıkla alay eden bir rahip ya da hoca karakteri göremiyoruz. Üstelik bu aklı başında din adamı, psikoloğa 'Din, her zaman bilimi yener!' gibi didaktif bir laf etmez mi! Birden aklımıza 'Günümüzün siyasi yönetiminin yaklaşımı ortadayken, böylesine muhafazakâr bir mesajın verilmesi tesadüf olabilir mi?' sorusu geliyor tabii...
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?



Fox'da bu akşam 23:00'da başrollerini Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo'nun paylaştıkları Son Kale (The Last Castle 2001) adlı film ekrana geliyor.

Bu maskenin arkasında bir yüzden fazlası var. Bu maskenin arkasında bir düşünce var ve düşüncelere kurşun işlemez.






Seanslar
Fragman
