
“Esrarengiz Kadın”(La Sconosciuta) adı üstünde kim olduğu ve ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalıştığımız Doğu Avrupa’lı bir fahişe olan İrina’nın çevresinde gelişiyor. Yönetmen Guiseppe Tornatore’nin senaryosunu da yazdığı film sık sık bizi İrina’nın geçmişine götürüp yaşadığı hüsranları birebir yaşamamızı sağlıyor. Üstüne üstlük bunları karakterin öykü zamanında yaşadığı çeşitli olaylar ve bunların bize sunulduğu mizansenlerle de uyuşacak bir biçimde sunarak geçmiş ve şimdiki zamanla arada anlamlı bağlar kuruyor. Yine de film, bu soğuk ve öngörülemez kadının yaptıklarını tam olarak açıklamak konusunda vaktini yeterince verimli kullanıyor – ki bu da filmin haddinden fazla uzun süresine seyircinin takmaması için geçerli bir bahane – sürekli yeni ayrıntılar ve kilit noktalar açıklanmasına karşın manzaranın tamamını görmemiz engelleniyor ve İrina senaryonun sağlam matematiği sayesinde çok bilinmeyenli bir denklem olarak kalmaya devam ediyor.
Tornatore tam olarak neyin peşinde olduğunu saklarken bir yandan da seyircinin aklına pek çok farklı teori de yerleştiriyor. Bunların içinde en baskınlarını ise şüphesiz ‘yuvayı dağıtan kadın’ odaklı senaryolar oluşturuyor. Evin çocuğuna ya da babasına musallat olma, bunları içinde hissettiği bir boşluk sebebiyle ya da tamamen maddi motivasyonlarla gerçekleştirme gibi daha önce pek çok filmle sinemaseverlerin belleğinde yer etmiş temalarla oynuyor - Elbette burada filmin sürprizlerini açık etmek istemeyiz ama şu kadarını söyleyelim ki bu temaların seçimi İrina’nın yolculuğunun tamamı düşünüldüğünde oldukça anlamlı bir hal alıyor. - Film bu ana izleğin yanında bunları destekleyen yan sekansları da özellikle teknik meziyetlerini de çok iyi kullanarak seyirciyi neredeyse hiç bitmeyen bir gerilime davet ediyor. Fabio Zamarion’un usta işi görüntü yönetmenliği, Tornatore’nin biraz da klasik montaj trüklerine selam çakan kullanımları ile birleşince yaratılan sekanslar seyirciyi heyecanlandırmak ve germek konusunda çok başarılı – hemen bir örnek vermek gerekirse anahtar dükkanındaki sahneye dikkat.
Kusurları görmezden gelinebiliyor...
Tornatore seyircinin neredeyse tüm filmi diken üstünde seyretmesi için çok uğraşıyor ve bunu da başarıyor, ancak ne var ki film bir süre sonra bu gelgitler ve bilinmezlerin haddinden fazla uzadığı hissiyatını da saklayamıyor. Geriye dönüşler bir süre sonra ilk baştaki etkisini yitirirkenfilmin başlangıcındaki dinamizmin bir süre sonra kendi içinde rutin bir yapıya dönüşmesi ufak çapta bir hayal kırıklığı yaratıyor. Bu aşamada filmin sürpriz olarak sunduğu çeşitli durumlar ise zaman zaman inandırıcılık seviyesini fazlasıyla zorlamaya başlıyor. Bunlar elbette filmin dezavantajları olarak Tornatore’nin usta anlatımını zedeleyen unsurlar. Ancak yine de karakteri önemseyen bir seyirciyi tamamen filmden soğutmaya yetmediğini de eklemek gerekiyor.
Filmin teknik yönleri içinse ‘kusursuz’ demek yerinde olacaktır. Zamarion’un görüntü yönetmenliği, montaj ve ses tercihleri “Esrarengiz Kadın”ı çok keyifli bir deneyim haline getiriyor. Bu aşamada özellikle usta besteci Ennio Moriccone’nin çalışmasından da bahsetmek gerekiyor. Çoğunlukla Sergio Leone ile gerçekleştirdiği filmlerle tanınan usta besteci burada da filme damgasını vuruyor. Tornatore’nin yarattığı atmosferi destekleyen hatta zaman zaman da önüne çıkan çalışmaları bu senenin en iyilerinden.
Yeni bir keşif!
Filmin en büyük albenisini ise sonuna sakladık. İrina rolünde karşımıza çıkan ve filmin lokomotifi konumunda yer alan Kseniya Rappoport bu filmi izlemek için tek başına bir neden aslında. Öykünün sunduğu malzemelerle birlikte canlandırılması çok zor bir karaktere dönüşen ‘esrarengiz kadın’ın her bir ruh halini mükemmel bir şekilde yansıtan oyuncu, hiç şüphesiz bu senenin en büyük keşiflerinden birisi. Geçtiğimiz sene Paul Verhoeven’in “Kara Kitap” (Zwartboek) ile dünya sinemasına tanıştırdığı Carice Van Houten’ın sunduğu benzeri bir karizmayla birlikte Rappoport filmdeki tüm usta anlatımların ve teknik meziyetlerin önüne çıkıyor ve öykünün tamamen kendine odaklı olma tercihinden de sonuna kadar faydalanıyor.
“Esrarengiz Kadın”, Giuseppe Tornatore’nin klasik sinema kurallarını uygulayarak teknik meziyetlerini de sergilediği ve bu arada gayet güçlü performanslardan da beslenen güçlü bir gerilim. Ancak filmin gerilim özelliğinin yanında güçlü bir aile draması ve zaman zaman da ‘suç filmi’ yoluna saptığını – bu türlerin herbirinde de kartlarını oldukça etkileyici bir biçimde sunduğunu belirtmek gerek. Zaman zaman sünme hissiyatı verse ve belli bir süre sonra ilk etkisini kaybetse de genel olarak oldukça keyifli ve heycan verici bir seyirlik.
Kimler İzlemeli:
Kseniya Rappoport’u keşfetmek isteyenler.
Giuseppe Tornatore ve Ennio Moriccone hayranları
Bol sürprizli öykülerden hoşlananlar.
Kimler İzlememeli:
Avrupa sinemasından hazzetmeyenler.
Sürekli farklı yönlere sapan ve seyirciyle oynayan senaryolardan hoşlanmayanlar.
Gerilim filmlerinde başka türlerin kullanımlarını tercih etmeyenler.


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Sol eli başımın altında olsun, sağ eli beni kucaklasın.









Seanslar
Fragman

