Kayıt
"Ben Efsaneyim": Bir yalnızlık öyküsü
K. D. Yılmaz 24 Ocak 2008, Perşembe 00:00
Richard Matheson'ın 1954 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan "Ben Efsaneyim", New York'un boş sokaklarında hüzün, macera ve gerilim doldu dakikalar vaat ediyor. Filmin bilindik gişe canavarlarından farkı ise ana karakteri üzerinde yoğunlaşacak bolca zaman bulması ve bu zamanı iyi değerlendirmesinde. Filmin en kusursuz yanı ise Will Smith'in performansı.
Şu ana kadar "The Last Man on Earth" (1964) ve "The Omega Man" (1971) isimleriyle iki kere sinemaya uyarlanan Richard Matheson'ın post apokaliptik romanı 'I am Legend' bir kere daha, bu sefer aynı isimle beyazperdede yerini alıyor. Yönetmenliğini Francis Lawrence'ın ("Constantine") yaptığı senaryo ekibinin başında ise "Akıl Oyunları" ("A Beautiful Mind", 2001) ile Oscar'a uzananan, ancak ondan çok daha vasat işlerle tanıdığımız Akiva Goldsman var. Ekip böyle olunca -gerçi "Constantine"i de çok fazla kötülemek haksızlık olur– haliyle "Ben Efsaneyim" de ("I am Legend") çok büyük beklentiler oluşturmuyor. Ancak ilk izlenime de çok takmamak gerekiyor, zira Lawrence'ın bu yeni numarası her ne kadar kusurlar içerse de en azından belli bir orijinallik ve tat içeren bir yapım.

Filmin en önemli yanı şüphesiz yegâne karakterini tanıtmak için gösterdiği sabır. 2012'de ölümcül bir virüsün alt ettiği insan ırkından, görünüşe göre, normal olarak kurtulabilmiş tek insan üzerinden açılan filmimiz uzun bir süre, bu çaresiz -ama boş vermemiş- karakterin çevresinde dolanarak bize nasıl bir yaşam sürdüğünü gösteriyor. Senaryo burada akıllıca davranarak Robert Neville (Will Smith) karakterinin yaşamı üzerinden psikolojik durumunu da yansıtmayı akıl ediyor. Bunların üstüne teknolojinin en son olanaklarının kullanılmasıyla birlikte terkedilmiş bir şehir olarak sunulan New York'un o hazin atmosferindeki mizansenler de eklenince "Ben Efsaneyim" seyircide ciddi bir melankoli yaratma noktasına kadar gidiyor.

Ancak her şey bu kadar basit değil elbette. Çünkü Neville aslen o kadar da yalnız değil, tehlikeli zombi türevi olmuş insanlardan da kendisini koruması gerekiyor. İşin bu kısımlarında ise elbette olayın aksiyon ve gerilim taraflarına geliyoruz. "Ben Efsaneyim", başta rahat rahat geçirdiği sekansların ardından bazı çok başarılı gerilim sahnelerine sahip. Işığın ustaca kullanıldığı, görsel efekt ve ses tasarımlarının da katkısıyla daha etkili hale gelen bu sahneler ise kesinlikle kuru birer aksiyon sahnesi değiller. Her biri karakterimizin öyküsüne gerçek bir şeyler katarken diğer yandan da kalabalık yaratmaktan çok filmin genel atmosferine hizmet etmeyi tercih ediyorlar.

Dengesiz bir film

Bu aşamada filmin özellikle ilk saatinin –eğer o dünyanın içine rahatça girebilirseniz– ana karakterimiz Neville'in yaşadıklarını aktarmak ve elbette asıl macerasına girişini göstermek açısından son derece doyurucu olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekten de sinema anlamında doyurucu nitelikte seyreden film, son yarım saatinde çok hızlı çözümlemelere sahne oluyor. O ana kadar zamanı sonuna kadar kullanarak hiçbir tempo sıkıntısı da çekmeden derdini anlatırken, birden bire farklı bir boyuta taşınıyor. Klasik kaçma kovalamaca kısmını bir yana bırakırsak, öykü anlamında da her türlü önemli gelişme o kadar çabuk oldu bittiye getiriliyor ki ilk yarının ağzınızda bıraktığı tat resmen yarıda kalıyor ve elbette filmin ikinci yarısında seyreden bu aceleci yaklaşım filmin sonunda da rahat durmuyor. Böylece ana karakterimizin bu öyküdeki yerine dair yapılan çözümlemeler –filmin başlangıçtaki havasının yanında- neredeyse ışık hızıyla bize aktarılıyor. Böylece de seyircin filmi tam olarak sindirmesi engellenmiş oluyor.

Filmin genel vaziyetini ciddi anlamda zedeleyen bu dengesizliği bir kenara bırakıp "Ben Efsaneyim"in tek 'olmuş' yanından özel olarak bahsetmemiz de gerek elbette. Şimdiye kadar Hollywood'un tonlarca gişe canavarındaki eften püften karakterlerinin yanında "Ali" (2001) ve "Umudunu Kaybetme" ("Pursuit of Happiness", 2007) gibi filmlerde oyunculuğunu görme şansına ulaştığımız Smith bu sefer iki gücünü bir araya getiriyor. Hem gişe yapabildiğini, hem de bir aksiyon gerilim filminde de doğru düzgün bir karakteri canlandırdığı takdirde harikalar yaratabileceğini kanıtlıyor. Tamamen kendisine odaklı ilerleyen bir filmi tek başına omuzlayıp enfes performansıyla, filmin erdemli o ilk yarısını daha da güçlendiriyor. Yönetmen Lawrence'ın kurduğu atmosferi ve Neville karakterinin yalnızlığına odaklanan yan öyküleri çok daha güçlü bir hale getiriyor. Sonuç olarak Will Smith şu anda Hollywood semalarında bir filmi tek başına götürebilecek star gücüne ve oyunculuk yeteneğine sahip ender aktörlerden birisi olduğunu da kanıtlıyor.

"Ben Efsaneyim" her ne kadar yukarıda dengesizliğinden dem vursak da sizi şu aralar sinemalarda gördüğümüz eğlenceliklerden daha farklı ve kendine has bir dünyaya taşıyor. Her şeye rağmen yine de bir şekilde etkileyici olan film, türün sağlayabileceği eğlenceyi almanızı da sağlıyor. Bu anlamda çok da fazla burun kıvırmadan gidilebilecek, bu yılın sağlam popüler sinema örneklerinden biriyle karşı karşıya olduğumuzu belirtmek lazım.

Kimler İzlemeli?

  • Will Smith'in usta işi performansını izlemek isteyenler.Özellikle yalnızlık teması üzerinden sakin ama sağlam bir gerilimin de yapılabileceğini görmek isteyenler.

    Kimler İzlememeli?

  • Bol aksiyon ve göz alıcı efektlerle dolu soluk aldırmayan çatlamalı patlamalı bir macera görmeyi bekleyenler.
  • Post apokaliptik bir dönem söz konusu olduğunda, fazlasıyla alt metin bekleyenler.
  • Toplam 11 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    Haftanın Filmi
    Dante 01
    Dante 01
    5.8/10
    TV'de bugün
    Son Kale (7 Eylül 2008 23:00 Fox)
    Fox'da bu akşam 23:00'da başrollerini Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo'nun paylaştıkları Son Kale (The Last Castle 2001) adlı film ekrana geliyor.
    Replik
    Sadece güneşli günlerde yürürsen hedefe ulaşamazsın.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com