
Wong Kar Wai'yi biz sessizliği en güzel konuşturan yönetmen olarak sevmiştik. Söylenmeyen ve bir türlü dile getirilemeyen aşkların gizemli güzelliğini hissetmiştik onun filmlerinde. Onun anlamı simgelere yükleyen diliyle sinemanın görselliğinin büyüsünü yaşamıştık. O aşkını bir ağaca fısıldadığında, ağacın o sırrı sonsuza kadar saklayacağına inanmıştık. En azından biz o aşkı yüreğimizde hep saklayacaktık. "Benim Aşk Pastam" daha ilk bakışta isminin Türkçe çevirisiyle moral bozucu bir biçimde Wong Kar Wai'ye ihanet ediyordu. Şu pastalı, turtalı ve bol soslu Amerikan komedilerini anımsatıyordu. İhanet nereye kadar sürecek merakıyla ve biraz da ön yargıyla gittiğimiz film, her ne kadar önceki filmlerin ruhuna ve edasına sahip olmasa da sevimli bir aşk filmiydi. Wong Kar Wai, bu filmde kendini nereye gizlemiş bilmiyoruz ama eli yüzü düzgün, nur topu gibi bir Amerikan filmi doğurmuş. Yalnız bebeğin nesebi biraz karışık. Melez olmasına melez de, kimin genleri egemen olmuş orası çok açık değil. Üç aşağı beş yukarı bir Wong Kar Wai filmi sayılır. Ama fazlasıyla geveze. Sanırım, Wong Kar Wai'nin Amerikalılar'ın algılamalarına hiç güveni yok. Haksız da sayılmaz, tabii. Bu yüzden leb demeden leblebiyi anlayan seyirciye göre değil, vasat Amerikan vatandaşına göre çekmiş filmini. Bunda senaryoyu birlikte yazdıkları Lawrence Block'un payı göz ardı edilmemeli. Öyle diyaloglar yazmış ki, zaten çoktan anlaşılan gerçekleri dönüp dönüp tekrar anlatıyor.
Wong Kar Wai'nin ruhu nereye kaçtı?
Pek çok yönetmen Amerika'da çektikleri ilk filmde zorlanmışlardır. Wim Wenders gibi sağlam bir yazarları (Sam Shepard) olduğunda ortaya "Paris-Texas" (1984) gibi başyapıtlar çıktığı da olmuş ama pek çokları da Hollywood'da yeterince yaratım özgürlüğüne sahip olamadıkları gerekçesiyle ülkelerine geri dönmüşlerdi. Amerika'da film çekiyorsa bir yönetmen, Amerika'ya dair ne söyleyeceğini bilmeli. Wong Kar Wai ne söylüyor? Mekânı Amerika'ya taşıdığında Amerika'ya dair cümlesi nedir? Wong Kar Wai'nin asıl derdi her zaman "zaman" olmuştur. "Zaman" aslında "mekan"la göreceli olduğundan, mekan da o denli önemlidir Kar Wai'de. Bu nedenle Amerika'daki bu ilk filmini Amerika'daki uzaklıkları kullanarak kurmuş. New York'tan başlayan yolculuk binlerce mil kat ettikten 300 gün sonra yine başladığı yerde, New York'taki küçük kafede sona eriyor. Filmin aldatılmış kahramanı Elizabeth (Norah Jones) caddede karşıdan karşıya geçmek için en uzun yolu seçiyor ve Amerika'nın uzak diyarlarına doğru kaçıyor. Kendisini aldatan sevgilisinden uzaklaşmaya çalışırken, yaşadığı yeni deneyimlerle ve tanıdığı kişilerle kendisini buluyor.
"Benim Aşk Pastam"ın Wong Kar Wai'nin Amerika'yla tanışma filmi olduğunu söyleyebiliriz. Onun bilinen temalarını bu filmde de buluyoruz: Aşk, hafıza, unutmak, kayıp hatıralar, sırlar... Kişileri de tanıdık: Aşkını alkolde unutmaya çalışan bir adam, kumarbaz bir kadın bu kez Amerika'nın izbe barlarında ve Las Vegas'ın kumarhanelerinde unutmaya ya da kaybettiklerini geri kazanmaya çalışıyorlar. Wong Kar Wai önceki filmlerinde karşılaştığımız karakterlerin Amerikalı versiyonlarını çizerken, "2046"da kişilerinin androidlerini yapar gibi kopyalamayla yetinmemiş. David Strathairn'in Arnie'si, Rachel Weisz'ın Sue Lynne'i, Nathalie Portman'ın Leslie'si inandırıcı karakterler olarak görünüyor ve çok iyi de canlandırılıyorlar. Başroldeki Norah Jones tipik ve silik bir Amerikalı kızı canlandırıyor. Burada sorun yakışıklı barmen, anahtar koruyucusu Jude Law'un onda ne bulduğu oluyor. Belki de yabanmersini turtasını seven tek kişi olduğu için Elizabeth'e bağlanıyor.
Wong Kar Wai'yi cezbeden Amerika görüntülerinin tipikliği hiç de tesadüf değil. Amerika'ya gelen her yabancıyı etkileyen bitmek bilmeyen yolların, çöllerin ve boşlukların orta yerindeki sıkıcı ve hiçbir şey olmuyor hissini veren tipik Amerikan kasabasının, her an milyonların kazanılıp kaybedildiği Las Vegas kumarhanelerinin onun temaları için bulunmaz mekanlar olduğunu kabul etmeliyiz. "2046"daki gibi Hong Kong'a ve Singapur'a sığamayıp geleceğe kaçmasına gerek kalmıyor. Amerika ona yeni kaçış mekanları sağlıyor. Baudrillard, Amerika'da "Bu gizemli jeoloji aynı zamanda bir senaryo. Amerikan çölü aynı zamanda bir drama gibi," demişti. Wong Kar Wai de bu coğrafyaya uygun bir senaryonun içine kendi temalarını serpiştirmiş. Böyle olunca ister istemez biraz yapay, biraz yapıştırma bir hikayenin teğel iplikleri sırıtıyor.
Yabanmersini turtasının nesi kötü?
Bu filmde olmayan Wong Kar Wai'nin şiirsel diyebileceğimiz lirik üslubu. Amerika'ya daha uygun bir biçim tutturmaya çalışmış. Film sanki biraz Wong Kar Wai, biraz "Paris, Texas" (1984), biraz "Choose Me" (1984) karışımı gibi duruyor. Tony Leung'un yokluğu da cabası. Yakışıklı Jude Law'un karizması, Tony Leung'un yanında kaç yazar? Maggie Cheung, Gong Li gibi yıldızların gizemli varlığını kim doldurabilir? Pasta lezzetli olmasına lezzetli de, damak tadı film gurmelerine biraz mayhoş geldi galiba. Herkes yabanmersini turtasını (blueberry pie) sevmez, diyor zaten film en başında. Elizabeth: "Peki, yabanmersini turtasının nesi kötü?" Jeremy: "Hiçbir şeyi... Sadece insanlar başka tercihler yapıyorlar. Yabanmersini turtası kusurlu olduğundan değil. Sadece... kimse onu istemiyor." Elizabeth: "Öyleyse bana bir dilim yabanmersini turtası getir." Aşk da, film de biraz böyle bir şey, Wong Kar Wai için. Yerseniz...
"2046"da Bay Chow (Tony Leung) "Başka bir zaman ve yerde yaşamış olsaydım, hikayem başka bir sonla bitebilirdi," der. Wong Kar Wai'nin aşkın zamanlamasıyla ilgili düşünceleri bu filmde mutlu sona doğru yol alır. Doğru zamanda doğru yerde karşılaşan ikili (Norah Jones-Jude Law) araya giren 300 günün ve binlerce milin sonunda ortak tatta (yabanmersini turtası) buluşurlar. Ama seyircinin bu mutlu sondan alacağı tat, "Aşk Zamanı"nın ("In The Mood For Love") hüzünlü sonunun yanında aşk ve gizem ilişkisiyle yoğunlaşan tatmin duygusundan oldukça uzak olacaktır.
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?



Kanal 1'de bu akşam 21:30'da Joan Allen ve Kevin Costner’ın başrolü paylaştığı romantik komedi "Öfkeli Aşıklar" adlı film ekrana geliyor.

Ciddi olmak gerekir ama bunu başkalarına anlatmanıza gerek yok.






Seanslar
Fragman
