
Buna mukabil kitsch yapısıyla fazla abartılı bulunan "Scooby-Doo"nun getirdiği estetik, aslında beraberinde yapay ve yaratıcı bir dünya da getiriyordu. İlk bakışta yapısal olarak beğenilmese de günümüzde birçok film, çizgi film estetiğinden beslenerek zirve yapmaya çalışıyor aslında. Örneğin "Karayip Korsanları" serisi, çizgi film estetiğinin tipik örneklerinden biri. Ancak çizgi filmden uyarlanmadığı için kaynağındaki pastel renkleri taşımıyor ve kitsch muamelesi görmüyor. Aksine ses efektlerini ve görsel efektleri, serinin temel gücü olarak öne çıkarıyor. Tabii son yıllarda "Sihirli Dadı" ("Nanny McPhee", 2005) ve "Herbie: Tam Gaz" ("Herbie: Fully Loaded", 2005) gibi bazı başarısız denemeler de olduğunu unutmamak lazım bu aşamada. Bunlar da yapısal olarak 'kurmaca film'e uygun olmadıkları için, çizgi film kitlesini yakalama çabaları başarısızlıkla sonuçlandı maalesef...
Türkiye'nin çizgi film estetiğiyle çekilmiş ilk filmi
Tabii genel anlamda baktığımızda çizgi roman estetiği kadar popüler olamadı çizgi film estetiği. Zaten daha çok kitsch ve sığ duran bir yapısı olduğu düşünüldü daha çok. "Çocuk", Türkiye'nin ilk çizgi film estetiğiyle çekilmiş filmi. Bu açıdan da sektörün içinde az çok önemli bir yere oturduğu kesin. "Son Osmanlı Yandım Ali" ile ilk 'çizgi roman uyarlaması'nı veren Türk sinema endüstrisi, "Çocuk" la alt türler yaratma ve yan dallardan beslenme eğilimini devam ettiriyor.
Filmin dünyası işte böyle bir dünya. Gerçek dünyadan çok uzakta durarak ve belli kaynaklardan beslenerek oluşturulan kurmaca bir evren. Tabii bu evrenin çok yerinde, dolu veya iyi düzenlenmiş olduğunu iddia etmiyoruz. Ancak "Çocuk"un sektörel anlamda farklı bir şeyler yaptığı kesin. Öncelikle çizgi film kitlesini hedef alan bir yapı kuruyor. Bunu yapmak için Amerikan sinemasındaki 'çizgi film estetiği'ni ödünç alıyor. Bu doğrultuda da merkeze 'iyi' karakter olarak bir çocuk, 'kötü' karakter olarak da çocukların hayalleriyle oynayan yozlaşmış bir TV kanalı sahibini yerleştiriyor. Bu ikisini, keskin bir iyi-kötü ayrımıyla birbirine zıtlaştırıyor. Filmin dünyasını ise hayal öğelerine ve çizgi film dünyasına odaklı bir düzenin içine yerleştiriyor. Çocuk'un hayal kurduğu zaman, bir anda kendisini o hayalin gerçekleştiği paralel bir evrende bulması veya kötü adamın karikatürize edilerek çizilmesi gibi numaralar da rahatlıkla bunlara bağlanabilir, çizgi film estetiğinin ana etkenleri olarak...
Onur Ünlü, formalist yönetmenliğine kaldığı yerden devam ediyor
Tabii yönetmen Onur Ünlü, "Polis"te sergilediği biçimci yönetmenliğini, bu filmde de devam ettirmeyi ihmal etmiyor. Ancak bu sefer çizgi film estetiğine uygun olarak kurgu geçişleri, yakın planlara yerleştirilen geniş açı objektifler, karakterlerin karanlığın içinde sahne ışığıyla öne çıkarılması, gölgeyle karikatürize edilmiş sahneler, çizgili ve yapay alanlarda koşmalar, ekran bölme, yıldırım (swish pan) hareketi gibi ilginç tekniklere başvuruyor. Böylece çizgi filmin dokusunu yakalamış oluyor, Amerikan sinemasındaki örneklerde olduğu gibi veya onların daha da ötesine geçerek... Bunun yanına karikatürize karakterler, kitsch sanat yönetimi, kostüm tasarımı ve makyaj çalışması da eklenince karşımıza ülkemizdeki animasyon eksikliğini aratmayan bir kurmaca film çıkıyor teknik açıdan. Camp olarak tasarlanmış efektler sayesinde de alınmak istenen sonuç alınıyor.
Esas çıkış noktası İtalyan Yeni Gerçekçiliği
Filmin oturtmaya çalıştığı estetik, temelinde Amerikan sinemasını işaret etse de çıkış noktası olarak Oliver Twist veya İtalyan Yeni Gerçekçiliği'nden yararlandığı söylenebilir. Bunları kendi sinemamıza uyarlarsak da Ömercik karakterine göz kırpıldığını söyleyebiliriz. Çünkü "Çocuk", çizgi film estetiğiyle çekilmiş bir 'Türk filmi' olduğunun farkında. Kaynaklarını da buna göre seçmiş zaten omurgasını kurarken. Merkeze, işsiz bir öksüz olarak hırsız çetesine katılan bir çocuğu yerleştiriyor. Yani alt sınıfın maddi sıkıntılarının anlatıldığı filmleri arkasına alıyor esas olarak. Bunları düşününce de aklımıza ilk olarak "Oliver Twist" filmleri ve Vittorio De Sica'nın "Çocuklar Bize Bakıyor"u ("I Bambini Ci Guardano", 1944) geliyor. Tabii Yeni Gerçekçilik akımının fantastik şubesi "Milano Mucizesi" ("Miracolo A Milano", 1951) de filmin esin kaynakları arasında. Zira Çocuk'un hayallerle kendini mutlu kılmaya çalışmasının esas nedeni fakirlik ve öksüzlük. Buradan da Türk sinemasındaki ana-oğul ilişkisini inceleyen Yeşilçam melodramlarına kadar uzanıyor filmin dramatik iskeleti. Yani yapılan işin temellerinin bilinçli bir şekilde kurulduğunu söyleyebiliriz...
Ancak yukarıda bahsettiğimiz Amerikan popüler sineması formülünü Türkleştirince ne kadar başarılı olunup olunmadığı tartışma konusu. Çünkü biraz da pastiş duran bir yapı çıkıyor karşımıza. "Kill Bill Vol. 1" (2003), "Beşinci Güç" ("The Fifth Element", 1997) gibi filmlerden spesifik mekânları veya anları filme yapıştırmak suretiyle anlatımını güçlendirmeye çalıştığı da düşünülürse, "Çocuk"un dramatik yapısının yeterince sağlam kurulamadığı sonucuna ulaşmak mümkün. Adeta Çocuk dahil bütün karakterlerin, görsel yapıya önem vermekten vakit kalmadığı için aceleye getirilmiş gibi durduğunu kabul etmek lazım. Bu dezavantaj, oyunculuklara da yansıyor tabii. Bu da filmin 75 dakikalık kısa süresini takip etmemizi engelliyor zaman zaman. Onur Ünlü'nün kurduğu kurmaca evrenin biraz daha kendini belli etmesi (açı-karşı açı tekniğinin, klasik film gramerine uygun hatlarıyla kullanılmaması gibi) gerekirmiş kanımızca. Bu sebeple de filmin dramatik yapısının tam olarak oturmadığı, görsel yapının ise kendi ölçülerinde başarıyı yakaladığını söylemek lazım. 'Çocuk' karakteri, en azından senaryo aşamasında "Görkemli Hayatım"ın ("American Splendor", 2003) baş karakteri gibi sosyal yapıdan fışkırmış bir anti-kahraman olarak çizilseydi daha iyi olurmuş kuşkusuz...
Tabii fantastik filmlerin olmazsa olmazı olan mitolojik alt metinlerin de tam olarak düzenlenmediğini belirtmeliyiz. Amerikan sinemasının seviyesine ulaşmak veya bu sinemanın belli formüllerini Türkiye'ye uyarlamak için, mitolojik birikime de sahip olunması gerekir kanımızca. Zira "Spy Kids" gibi sıradan bir Amerikan çocuk filmi serisi dahi mitolojik alt metinler içerir. Kullanılan sihirli kutu imgesinin veya 'Doğu Avrupa'da bir Yer' adlı mekânın fantastik sinemaya uygun şekilde mitolojik hale çevrilmesiyle daha iyi sonuç alınabilirmiş...
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?



Sean Penn, Naomi Watts, Danny Huston ve Carly Nahon'ın oynadığı "21"Grram" adlı film bu akşam 20:45'te Tv8 ekranlarında...

Kaç hayat yaşıyoruz? Kaç defa ölüyoruz? Sadece 21 gram kaybettiğimizi söylüyorlar... Ölüm anında... Herkes.
Paul Rivers






Seanslar
Fragman
