
Filmin ruhunu tek sahnenin özetlediğini söylemek mümkün. Temelde üç bölüm ve bir kodadan oluşan filmin ilk bölümünün sonunda, Elizabeth (Norah Jones) ve Jeremy'nin (Jude Law) birlikte video kayıtlarını seyrettiği bir sahne, WKW sinemasının da özü sanki. Birbirine yakın ama uzak iki kişi, kalp yaraları, yavaş çekimde lezzetli görüntüler ve tanıdık, içe işleyen bir ezgi. Görüntüler, WKW'nin bu konudaki ustalığını tekrar ispat ediyor – zira senelerdir çalıştığı Christopher Doyle yerine tarzı tamamen farklı, ama yine usta görüntü yönetmeni Darius Khondji ile aynı tadı yakalayabilmiş. Ama aynı zamanda, bu sahne filmin takılan yönlerini de kendisinde birleştiriyor. Elizabeth ve Jeremy, biraz da Norah Jones'un tecrübesizliği ve çok da güçlü olmayan oyunculuğu nedeniyle, yürekten bağlanabildiğimiz karakterler haline gelemiyorlar. Arkada çalan müzik ise, "Aşk Zamanı" ("In the Mood for Love", 2000) filminin unutulmaz melodisi; yalnız bu sefer armonikayla çalınmış ve filmin Amerikan konumunu destekleyen bu müzik aleti, orijinaldeki kemana göre hafif kalmış. Genelde filmin, diğer WKW işlerine göre hafif kaldığı gibi.
"Benim Aşk Pastam"daki diğer bölümler, Elizabeth'in kendini bulmak amacıyla çıktığı yolculuklarda tanıştığı insanların öykülerini anlatıyor. WKW sinemasında daha aşina olduğumuz tutkulu karakterler de buralarda karşımıza çıkıyor. Sonuçta "Benim Aşk Pastam"ı bir bağımlılık filmi olarak görmek mümkün. Kimi zaman mâşuka, kimi zaman aşkın kendisine, bazen alkole veya uyuşturucuya, bazen de, Leslie (Natalie Portman) karakteri gibi kumara karşı duyulan tutkunun filmi bu. WKW sinemasının karakterleri zaten genelde tutkuludur; her zaman tutkularını dile, eyleme dökemeseler de. Bu filmdeyse tutkulu karakterler yan hikâyelere sıkışmış; "esas" kızımız ve oğlanımız hayatın daha kenarında, kıyısında duruyorlar. Belki daha gerçek, ama aynı zamanda daha sıkıcı karakterler. Belki de bu yüzden, filmden çıkarken, merkezdeki Jeremy ve Elizabeth yerine, ucundan tanıştığımız Arnie (David Strathairn) ve Sue Lynn (Rachel Weisz) ilişkisinin hikâyesini izlemeyi tercih edeceğimi düşünüyordum.
İtiraf etmeliyim ki WKW şu anda çalışan yönetmenler arasında en sevdiğim sinemacı ve herhangi bir filmiyle ilk defa karşılaşmak bende büyük bir beklenti oluşturuyor. "Benim Aşk Pastam" bu beklentileri tamamen karşılayabilen bir film değil, Cannes Film Festivali'nde yarattığı hayal kırıklığı da bu konuda yalnız olmadığımı gösteriyor. Ancak sinemalarımıza gelen filmlerin tamamına göz attığımızda, zayıf bir WKW filmi bile, özellikle estetiği ile diğer filmlerin bir adım önüne rahatlıkla geçebiliyor. "Benim Aşk Pastam", bu soğuk kış günlerinde insanın içini ısıtmayı başarabilen bir film.
Kimler İzlemeli?
Kimler İzlememeli?
- "Ben Efsaneyim": Bir yalnızlık öyküsü
- "Ulak": Çağan Irmak'tan yeni bir haber var mı?
- "Don Kişot": Eşek Xote maceraları
- "İçerde": Bilinçdışının karanlık dehlizlerinde
- “Kelebek ve Dalgıç”: Bedene hapsolmak
- "American Gangsteri": Raconun sonu
- "Çocuk": Çizgi film estetiğine giriş
- "Şamar Oğlanı": Gerçek hayat... Vahşi hayat...
- "Hairspray": Haydi durma, eğlen, coş!
- "Benim Aşk Pastam": Buruk bir tat...
- "Bana Söz Ver": Tipik bir Kusturica filmi...
- "4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün": Sarsıcı bir film!
- Çılgın Dersane Kampta Faruk Aksoy sunar!
- "Ölüm Bekçisi": Korkunun Nefesi…
- "Hayatta İki Kez": Hüzünlü komedi



Morgan Freeman, John Cusack ve Jamie Anderson'ın oynadığı Kontrat adlı film bu akşam 22:30'da Star ekranlarında...

Önemli olan ne dediği değil, ne demek istediğidir.






Seanslar
Fragman
