Kayıt
Çılgın Dersane Kampta Faruk Aksoy sunar!
Kerem Akça 10 Ocak 2008, Perşembe 00:00
Geçtiğimiz yıl ilkini izlediğimiz "Çılgın Dersane" serisinin ikinci filmi "Çılgın Dersane Kampta", Alp Kırşan, Paşhan Yılmazel gibi genç dizi oyuncuları ile Cüneyt Arkın, Mustafa Topaloğlu, Sibel Tüzün gibi medyatik isimleri bir araya getiren tipik bir popüler gençlik komedisi. Son birkaç yılda yükselişe geçen Türk sinema endüstrisinin artık sıkça rastlanan ürünlerinden olan yapım, daha çok yapımcı Faruk Aksoy'un ticari beyninden çıkmasıyla dikkat çekiyor...
Filmi değerlendirmeden önce 'Faruk Aksoy Kimdir?' ve 'Türk sinemasının gençlik filmleri eğilimindeki son durum nedir?' sorularını cevaplanması gerektiğini düşünmekteyim... Bu doğrultuda öncelikle ikincisinin cevabını kısa bir özet halinde verip, daha sonra esas konu olan birinciye geçeceğim...

Türk sinema endüstrisinde, son 2 yıldaki niteliksel artışın bir sonucu da gençlik filmleri oldu. Zira ABD'deki stüdyo sistemi gibi sanayileşerek popüler bir yol izleyen ülke sinemaları, bir koldan tür filmleri üretmeye, bir koldan da bağımsız filmlere destek olmaya başlarlar. Geçtiğimiz yıl çekilen "Çılgın Dersane" ve onun başarısını takip eden "Çılgın Dersane Kampta" da bu ivmenin bir ürünü. Tabii "Hababam Sınıfı" serisinin 4 sene önce yeniden doğarak 2003, 2004 ve 2005'de birer filmle onurlandırılması, bunun yanına 2004 yılında "Okul"un belli bir gişe başarısı eklemesi ve 2006'da "Sınav" ile türün dramatize edilmiş bir versiyonunun gişede iyi kazanç sağlaması, yeni yeni oluşan 'Türk stüdyo sistemi'nin gençlik filmlerini de ticari bir kaynak olarak görmesini sağladı. "Çılgın Dersane" serisi de bu toplamın arasında en gişeye dönük proje olarak dikkat çekiyor ve devamının gelmesi de şimdilik muhtemel gözüküyor...

Faruk Aksoy kimdir?

Filmin esas meselesi olan 'Faruk Aksoy kimdir?' sorusuna geldiğimizde karşımıza ilginç cevaplar çıkıyor. Faruk Aksoy, öncelikle 2002'de "Yeşil Işık"ın yapımcı-yönetmeni, ardından 2004'de "Büyü"nün yapımcısı kimliğiyle sinema dünyamıza girdi. Bu süreçte de Türk sinema piyasasına yeni bir yapımcı şirket olan 'Aksoy Film Productions'ı armağan etti. Tabii bu oluşum, dağıtımcı şirketlerin desteği ile çalışan ve sadece para toplayan bir şirket. Bu nedenle de Warner Bros. Türkiye, Özen Film veya UIP Türkiye gibi herhangi bir dağıtımcının altında çalışmak zorunda. İşte bu yolda "Çılgın Dersane", Warner Bros. Türkiye; "Çılgın Dersane Kampta" ise Özen Film'in dağıtımıyla vizyona girdi...

Peki bunda ne kötülük var? Aslında bir kötülük yok. Tabii kötülüğü nasıl algıladığınıza bağlı... Faruk Aksoy, ticari kafası iyi işleyen bir yapımcı. Ancak ilginç bir şekilde bizim sinema piyasamızın çarpık düzeninde yönetmenlik de yapıyor. İşte işin püf noktası da burada yatıyor. Örneğin "Büyü", her ne kadar Orhan Oğuz'un yönetmenliğinde çekilmiş olsa da aslında bir Faruk Aksoy filmi. Çünkü oyuncular da senaryo da tanıtım da gişe potansiyelinin değerlendirilmesi de projenin oluşumu da ondan geçiyor. Yılların sanat filmi yönetmeni Orhan Oğuz ise orada sadece piyonluk yapan, daha doğru bir tanımla işini yaparak para kazanan bir 'işçi' aslında. "Büyü"nün 'Faruk Aksoy'a göre' beklenilen gelirin altında gişe yapması (yaklaşık 700.000 kişi izledi) ise belli ki yüksek ego sahibi Faruk Aksoy'u hareketlendirmiş. Zira "Çılgın Dersane" serisinde kendisini bizzat yönetmenlik koltuğunda görüyoruz. Bunun zararları da ortada zaten...

Türk Jerry Bruckheimer iş başında!

Eğer Türk sinema piyasasının yavaş yavaş endüstrileşmeye başladığını iddia ediyorsak, Aksoy da bu piyasanın içinde Jerry Bruckheimer'a tekabül ediyor. Bilindiği üzere Bruckheimer'ın da bir şirketi var ve ürettiği filmleri büyük dağıtımcıların katkısıyla vizyona sokarak para kazanıyor. Tabii kendi imzası da çok önemli. Çünkü belli bir etiketi var piyasada. Örneğin "Karayip Korsanları" serisi, Gore Verbinski yönetmenliğinde çekilmiş gözükse de, aslen bir Jerry Bruckheimer filmi, çünkü proje sahibi o. Aynı şeyler Michael Bay filmi olarak kabul edemeyeceğimiz "The Rock", "Armageddon" gibi Bruckheimer projeleri için de geçerli. Bu filmlerin tamamında (özellikle de "Karayip Korsanları"nda), Bruckheimer'ın zihnindeki o yaratıcı ticari beynin nasıl işlediğini görebiliyoruz. Bu nedenle de zekice tasarlanmış, iyi çekilmiş ve eğlenceli birer blockbuster olarak bakabiliyoruz Bruckheimer yapıtlarına. Çünkü yarattığı karakterlerle ve arkasına aldığı bütçe ile göze hitap eden sahneler çekmeyi ve ince işçilik sunmayı başardığı için takdir ediyoruz (Aksoy'da bunu bile göremiyoruz, Türk sinema endüstrisi bir yere gelmediği için), arkasına baktığımızda yönetmeni hiçe saydığını veya metni olmayan bir fikirden neredeyse senaryosuz filmler ürettiğini görsek de...

Peki, Aksoy'a nasıl yansıyor bütün bunlar? Öncelikle, Faruk Aksoy, henüz Bruckheimer gibi isim yapamadığı için egosunun sarsılmasından korkuyor ve kendi ismini yönetmenlik koltuğuna da yazdırıyor. Bunun sebebi henüz piyasada Sinan Çetin gibi popüler bir kimliğe sahip olmaması. Neyse, isim yazdırmak önemli bir şey değil, 'sadece afişte yazar' diye düşünerek kendimizi avutabiliriz. Ancak bu egosantrik tavrın özellikle "Çılgın Dersane Kampta"da ilk filmin iyi gelir getirmesinin güveniyle 'yönetmenlik sanatı'na da yansıdığını görünce, önümüze gelen 'film benzeri' esere bakışımız tamamen negatif yöne kayıyor. Bunun ana sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:

1) Aksoy, yola çıktığı fikirlerin olağanüstü komik olduğunu düşündüğü için bunları geliştirmiyor.
2) Yan karakterleri diğer gençlik filmlerinden kopyalayarak akılcı birer mizah ikonuna dönüştüreceğini zannetse de bunun için kaleme ihtiyacı olduğunu unutuyor.
3) Popüler bir sinema dili oluşturmak için yüksek volümlü müziğin yeterli olduğunu düşünüyor.
4) Kalça, basen, göğüs yakın planlarını aralara 'hızlı kurgu' yapıyormuş gibi sokarak göze hitap edip, video klip estetiği uyguladığını zannediyor.
5) Popüler bir türün hikâye olmadan ilerleyebileceğini ve karakter yazımına ihtiyacı olmadığını düşünüyor.
6) Üstüne üstlük kendi egosunu araya giren üst açılar yoluyla 'Ben sizi izliyorum' ahlakçılığıyla sergiliyor vs vs...

Yani kısa bir özet geçersek, Faruk Aksoy, yapım aşamasında projeyi kafasında bitirmiş ve görsel yapı, dramatik yapı gibi sinemanın ana kanunlarını hiç umursamıyor. Sadece eğlendireceğini ve dikkat çekeceğini düşündüğü 'ticari' anları üst üste yapıştırarak zirveye çıkmaya çalışıyor. Bir taraftan güzel bir tatil yöresinde 'frikik' yakalama anlayışıyla prim yapma mantığını sergilerken, diğer bir taraftan da tek boyutlu bir 'kötü adam' prototipi inşa ederek hikâye varmış gibi yapıyor. Hatta genç oyuncular arasındaki samimiyete yönelmeye dahi tenezzül etmiyor, yukarıdan bakışı sayesinde... Tabii en trajik olan da filmin eğlenceli bir gençlik komedisi sıfatıyla son yıllardaki tuvalet komedisi eğilimini romantizm dozuyla birleştirirken 120 dakikalık bir süreye sahip olması. Faruk Aksoy'a içimizden "Sayın Aksoy, sadece güldürmek isteyen bir gençlik komedisinin süresi 100 dakikayı geçmez. Yalnızca 70'li 80'li yıllarda çekilen daha derin gençlik filmleri bu süreyi geçmiştir zaten. Sizin filminize en yakın formattaki 'Amerikan Pastası' bile 96 dakika ile başarıyı yakaladı" demek geliyor...

Kimler İzlemeli?

  • Gençlik filmleriyle arası iyi olanlar.
  • TV'deki magazin programlarını takip edenler.
  • Türk sinema endüstrisinin gidişatını takip edenler.
    Kimler İzlememeli?
  • Başarılı gençlik komedilerini bile sevmeyenler.
  • Sinemada yüksek volümlü müzikten hoşlanmayanlar.
  • Derin alt metinleriyle dikkat çeken sanat filmleri arayanlar.
  • Toplam 3 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    Haftanın Filmi
    Dante 01
    Dante 01
    5.8/10
    TV'de bugün
    Görev (8 Eylül 2008 21:00 Tv8)
    Robert De Niro, Jeremy Irons, Ray McAnally ve Aidan Quinn'in oynadığı Görev (The Mission) adlı film bu akşam 21:00'da Tv8 ekranlarında...
    Replik
    Dünya Ticaret Merkezi
    Acı senin dostun; yaşıyorsun demektir.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com