
Kişisel gelişim kitabı tadında
Küçük şişmanca bir çocuğun, sadist beden öğretmeni Bay Woodcock (argoda ereksiyon manasına gelen 'Woodcock' filmin espri seviyesini de ele veriyor aslında) tarafından sınıfın ortasında rezil edilmesine tanık oluyoruz filmin başında. Bu küçük çocuk, Scott tarafından canlandırılan başkahramanımız John Farley'den başkası değil tabii ki. Sadist Woodcock'un spor salonu, sadece onun için degil, tüm diğer öğrenciler için de tam bir kâbus: mütemadi bir aşağılama, nedensiz bir fiziksel şiddet. Ama hakkını yemeyelim, Woodcock'un tüm bu yaptıkları için bir açıklaması var: 'Hayat çok sert ve acımasız; siz muhallebi çocukları buna hazır olmalısınız!'
Bu kısa başlangıç sekansından sonra Farley'nin on üç yıl sonrasına gidiyoruz. Artık büyümüş ve geçmişindeki bu travmatik olaylarla arasına set çekmiş. O, çok satan bir kişisel gelişim kitabının yazarı artık ve şehir şehir dolaşıp hayranlarına imza dağıtıyor. Kitabının konusu ise basit: 'Geçmişinizden nasıl kurtulursunuz?'. Geçmişini unutup geleceğe bakmaya dayalı bu dâhiyane(!) hayat felsefesi, Farley'nin, kasabasına dönüp annesinin yeni sevgilisinin kim olduğunu öğrenmesiyle son buluyor. Farley'nin ölesiye nefret ettiği bu yeni damat adayının Thornton'ın hayat verdiği Bay Woodcock'tan başkası olmadığını hepiniz çoktan tahmin ettiniz bile. Kitaplarında maziye perde çekmeyi telkin eden Farley'nin geçmişi, hiç ummadığı bir yerden fırlayıp annesinin yatak odasından çıkıyor. Tam bu noktada umutlanıp, filmin Farley'nin yazdığı kişisel gelişim kitabıyla dalga geçeceğini sanıyorsunuz; ama film ilerledikçe bu son umut parçası da yok oluyor. Film, 'geçmişini unut' düsturunu değiştirip, yerine -sanki çok yeni bir şey söylüyormuşçasına- 'geçmişinle yüzleşmelisin' mesajını yerleştiriyor. Farley'nin yazdığı kişisel gelişim kitabını eleştirip, yerine o zihniyetin bir başka ürününü koyuyor. Tüm bunları yaparken de, Woodcock'un çocuklara uyguladığı, sadizmin sınırlarını zorlayan muameleleri olumluyor; akıl almaz bir duyarsızlıkla işi, 'Woodcock ne yaptıysa, o çocukları adam etmek için yaptı'ya getiriyor.
Böyle bir filmden, hikâyesinin imkân verdiği kanalları kullanıp ödipal sorunları deşmesini ya da üvey baba figürünün zaten en baştan bir 'Woodcock' olarak algılanmasının kaçınılmazlığının üzerine gitmesini beklemek saflık olurdu. Ama yine de, insan en azından bir tutam duyarlılık ya da hiç olmadı gülünecek birkaç zekice espri bekliyor. Bunu da bulamayınca, filmle ilgili yapılabilecek tek şey, Farley'nin kitabındaki tavsiyeyi dinleyip, bu filmle ilgili anılarımızı zihnimizden tamamen silmek oluyor.
Kimler İzlemeli:
Kimler İzlememeli:


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Yarını düşünmeden, bilmeden yaşamak istiyorum.








Seanslar
Fragman

