"Hicran Sokağı": Yeşilçam hatırası (mı?)
Seçil Toprak 13 Aralık 2007, Perşembe 00:00
Eskisiyle yenisiyle kalabalık bir oyuncu kadrosu, klasik bir aşk çatısı üzerine kurduğu senaryosu ve eski Yeşilçam filmlerine saygı duruşu izlenimi veren havasıyla, seyirci karşısına çıktı "Hicran Sokağı".
1950'lerin son yıllarından itibaren yazdığı senaryolarla sinema dünyasında yer almaya başlayan Safa Önal, bugüne kadar birçok yapıma imza atmış tecrübeli bir senarist ve yönetmen. Yeşilçam'ın o masal diyarı gibi görülen zamanlarını yaşamış, unutulmaz aşkların anlatıldığı melodramları ve daha birçok filmi künyesine katıp bugüne kadar gelebilmiş bir sinema emektarı. Senaryo ve yönetmenlik hanesinde Safa Önal'ı görüp, oyuncu kadrosundaki isimlere bir göz atınca, "Hicran Sokağı", Yeşilçam'ın resmigeçidi gibi duruyor uzaktan. Kimler yok ki kadroda! Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit (hani Filiz Akın ve Fatma Girik de katılsa, dört yapraklı yonca bir arada olacakmış), Cüneyt Arkın, Selma Güneri, Engin Çağlar, Selda Alkor, Ayla Algan... Kadroyu tamamıyla saysak zaten yazının sonunu getiririz. Üstelik bu çınarların yanına eklenen filizler de var: Ahu Türkpençe, Arda Esen, Pelin Batu gibi... "Hicran Sokağı" belki isminin de verdiği bir hüzün havasıyla, eski filmlerin tadını yaşatacakmış gibi geliyor insana. Peki, uzaktan hoş gelen davulun sesi yakına geldikçe ne hale geliyor?

Çıkmaz Sokak

Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi "Hicran Sokağı", merkezine, klasik aşk çatısı üzerine kurulmuş bir hikâyeyi alıyor. Nedir bu aşk? Zengin bir kız, fakir bir erkek... Sınıf farkının doğurduğu olumsuzluklar, işe pardon aşka karışan aile vs.vs... Tabii bununla bitmiyor. Filme eklenen fakir ve kimsesiz erkeğin anne-baba hikâyesi ve bunun getirdiği acı dolu bir geçmiş, yan karakterlerin yarım kalan hikâyeleri; başlanıp sonu getirilmeyen, sanki bir köşede unutulan aşk öyküleri...

Filmi izlemeye başladığımızda, oyuncuların performansları ve hikâyenin işlenişi, zaman geçtikçe izleyicide en olumlu bakış olarak "bir parodi mi izliyoruz?" sorusunu akla getirebilir. En azından bu, bir iyi niyet göstergesi olarak akıldan geçebilir. Ancak, parodi desek parodi değil; eskiye bir saygı duruş, bir anı yaratma isteği desek, film buna da hizmet etmiyor. Peki, eksik olan ne? Aslında eksiklik değil, filmde fazlalık var. İlk bakışta görebileceğimiz gibi, filmin oyuncu sayısındaki fazlalık, hikâyede çeşitlenmeye ve hikâyenin ayrılan kollarının yeteriyle işlenememesine yol açıyor. Bu da doğal olarak dramatik yapıda bir çöküş yaratıyor. Filme tutunamıyorsunuz, film de bir yere tutunamıyor. Yapı o kadar dağılıyor ki, o her biri "efsane" niteliği taşıyan Yeşilçam oyuncuları birer biblo haline geliyor. Kimin nerden çıkacağı belli değil. Üstelik kendilerine ayrılan birkaç dakikalık sürede, kendi ekran personalarını yansıtan o eski çınarlar, filme yabancılık hissi de katıyorlar. Yani, o kadar ismi bir araya getirmek, hikâyeyi işleyemedikten sonra binayı ayakta tutmaya değil, adeta yıkmaya hizmet ediyor. Ya yeni oyuncular? İçlerinden Ahu Türkpençe'yi bir kenara ayırarak, şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki; filmin genel yapısı içinde kayboluyorlar. Özellikle Pelin Batu ve Arda Esen'in filmin başlangıç anından itibaren perdedeki yapmacık duruşları, filmden iyice soğumanıza sebep olabilir. Tamam, eski Türk filmleri dediğimizde belirgin oranda o melodramların yapısında yer alan yapmacıklık veya abartı aklımıza gelebilir ve "Hicran Sokağı"nın genel havasını belki bu görüşle o filmlere yapılan bir gönderme olarak değerlendirebiliriz. Ancak, bildiğimiz bir şey daha var ki, o da Yeşilçam melodramları ne kadar ağdalı, ne kadar abartılı hikâyelere ve oyunculuklara kucak açsa da gene havasında yer alan samimiyet ve eskilerin içtenliği, filmleri bugün bile bir sempatiyle izlememizi sağlıyor. "Hicran Sokağı", bu samimiyetin, bu becerinin çok çok uzağında.

Filmin tek olumlu yanı belki de Yeşilçam'a emek vermiş onca oyuncuyu bir arada görebilmek. Ancak, son zamanlarda böylesi bir aradalık halini birçok filmde yaşadığımız için kalabalık kadro, yabancısı olduğumuz ya da özlemle beklediğimiz bir durum olmaktan çıktı. Hatta bu bir furya olmuş, almış başını gidiyor.

Kimler İzlemeli:

  • Yeşilçam'ın emektarlarının ne hale geldiklerini görmek isteyenler.
  • Zengin kız, fakir erkek aşkını özleyenler.

    Kimler izlememeli:

  • Eski öyküler de oyuncular da kalbimde eski halleriyle kalsın diyenler.
  • Nostalji yapmak isteyenler...
  • Toplam 2 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    TV'de bugün
    Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
    Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
    Replik
    21 Gram
    Kaç hayat yaşıyoruz? Kaç defa ölüyoruz? Sadece 21 gram kaybettiğimizi söylüyorlar... Ölüm anında... Herkes.
    Paul Rivers
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com