
Öncelikle şunu söylemek lazım ki, film başladığında kafalardaki 'klip' kaygısı yatışıyor. "O Kadın", dramatik yapı niyetini ortaya koyan, sinematografik; üstelik merak da uyandırabilen hızlı bir açılış yapıyor. Aynı hız, film ilerledikçe, izleyicide karakterlere karşı empati güçlüğü yaratıyor. Hıza ayak uydurabilseniz dahi, ani bir fren ile, bir sonraki şarkı boyunca aynı histe uzun zaman duraksıyor ve niye orada bu kadar vakit harcadığınızı anlayamıyorsunuz. Kadının hissettikleri, altı fazlasıyla çizilerek, tekrarlardan kaçınmayarak yansıtılırken; bu hislerin nedenleri, o ana kadar yaşananlar yüzeysel geçiliyor. Filmin 'özel'liğindeki ince dezavantaj kendini belli ediyor: Hikâye akıyor, 'o kadın'a bir şeyler oluyor ve siz uzak bir mesafeden etkilerini izliyorsunuz. Filmdeki aşk da, olay örgüsü de sizi içine çekemiyor. Sezen Aksu şarkılarının tam aksine.
Kelimelerin varlığı da, yokluğu da yetmiyor
"O Kadın"ın hikâyesinin, bir de anlatıcısı var. Diyalogsuz olarak lanse edilen filmde, esas aşk, kelimelere gerek duymadan, hareket, yüz ifadesi ve müzik ile aktarılırken; filmdeki uzun ve büyük cümleleri, Erol Günaydın'ın canlandırdığı yazar kuruyor. Aslında, film söylemek istediklerini hissettirebilmeyi başarsa, bu sözlerin hiç birine gerek yok. Üstelik, Nefise Karatay'ın canlandırdığı karakterin -ve performansının- etkisiyle, araya giren yorumlar, insanı hikâyeye oldukça yabancılaştırıyor. Hikâyeye katkıda bulunmaktan çok, Sezen Aksu parçaları arasında soluklanmamızı hedefliyor gözüken bu sahneler olmasaydı, filmin kendini çok daha güzel ifade edeceğini düşünmemek elde değil. Kelimelerin varlığı da, yokluğu da yetmiyor.
Filmin, hikâyesindeki acıya ve Sezen Aksu şarkılarına rağmen, bir türlü hedeflediği duygusal etkiyi yakalayamamasının altındaki neden, seçmiş olduğu riskli kurgu yapısı. Kurgudaki kısıtlayıcılık bir yana, filmdeki diğer teknik seçimler de, ortalamanın çok üzerinde bir özgünlük sağlamalarına rağmen, bir aşk filmine adapte olmayı güçleştirir nitelikte. Tedirgin edici yakın planlar, renk kullanımı, flashback ve rüya sahnelerinin keskin tarzı, filmin henüz başından itibaren, tür kargaşası izlenimi veriyor. Filmi başka tonlara çekme etkisini göz ardı edersek, bu tercihlerin, reklam filmi estetiğinde, çarpıcı bir seyir keyfi sunduğu kesin.
"O Kadın", senaryosundaki mecburi aksamalara rağmen, kendini izletiyor. Müzikleri gibi, seneler, hatta nesiller sonrasına kalacak nitelikte bir film olup olmadığı tartışmaya açık. Ancak, seneler içinde daha da cesur, özgün filmler yapacağına şimdiden kesin gözüyle bakabileceğimiz bir yönetmenin ilk filmi.
Kimler İzlemeli:
Kimler İzlememeli:


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Gözyaşları söyleyemediğin şeyleri anlatır.








Seanslar
Fragman

