"Zeynep'in Sekiz Günü": Başarısız bir deneme
Berke Göl 28 Kasım 2007, Çarşamba 00:00
44. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde yarışan "Zeynep'in Sekiz Günü", monoton bir hayatı anlatmaya çalışırken monotonluk tuzağına düşen bir film. Obsesif-kompülsif bir kadının sekiz gününü konu alan film, etkileyici bir karakter portresi çizmenin oldukça uzağında.
Cemal Şan'ın ilk uzun metrajlı filmi "Zeynep'in Sekiz Günü", sinemamızda eşine fazla rastlanmayan bir denemeye girişiyor. Film, obsesif-kompülsif bir kadının sekiz günlük bir süreç içinde başından geçenlerin öyküsünü anlatıyor. Ancak hemen belirtelim, yönetmenin bu ilk filminden alnın akıyla çıktığını söylemek ne yazık ki oldukça güç...

Yalnız yaşayan Zeynep'in günleri, aynı rutinin tekrarıyla geçmektedir: Her sabah aynı saatte uyanır, aynı şekilde yatağından kalkar, yüzünü yıkar, dişlerini fırçalar, giyinir, aynı şeyleri yer, aynı yoldan geçerek işe gider ve kimseyle konuşmadan akşam eve gelip yatar. İşte filmin problemleri de, daha bu monoton hayatı anlatmaya başladığında ortaya çıkıyor. Zeynep'in gündelik rutininin anlatılışındaki monotonluğun, aynı hareketlerin uzun uzun tekrarlanmasının izleyicinin onun dünyasına girmesini sağlamak için kullanıldığı anlaşılıyor. Ancak karakterin ruhsal durumunu ve hastalığını anlatmak için başvurulan bu yol, sorunlu bir insanın sıkıcı hayatını yansıtmaya çalışırken kendisi sıkıcılaşıyor. Oysa sıkıcı bir şeyi anlatmakla sıkıcı olmak arasında çok belirgin bir fark var. Zeynep'in Ali'yle tanışmasının ardından renklenen dünyasıyla birlikte filmin de renklenmesi ise, belki hoş bir numara olsun diye kullanılmış ama açıkçası öğrenci filmlerinde görünce bile burun kıvırdığımız derece bayat bir anlatım yöntemi.

Filmin bir başka problemi, inandırıcılığını kaybetmesine yol açan teknik hataları. Örnek olarak Zeynep'in arkadaşlarının ısrarıyla gitmek zorunda kaldığı doğumgünü kutlamasını ele alalım. Herkes eğlenirken Zeynep'in tek başına bir köşede oturduğu, sonra Ali'nin müdürden aldığı para karşılığında dans eden insanları coşturduğu ("Disko, disko, disko..."), Zeynep'i görüp yanına gittiği, onu dans etmeye ikna ettiği ve Zeynep'in "çılgınca" dans ettiği disko sahnesi neredeyse 10 dakika sürüyor. Kesmelerle ilerleyen bu sahnenin tamamı boyunca tek bir şarkının çalması, izleyiciyi çileden çıkaracak kadar acemice bir hamle. Ayrıntı gibi görünebilir ama bu tür özensizlikler, filmin inandırıcılığını tamamen ortadan kaldırıyor.

Uzun, yersiz bir tirad

Birlikte geçirdikleri gecenin ardından Ali'nin ortadan kaybolması ve bir daha görünmemesi üzerine kendini kaybederek sokaklarda onu aramaya başlayan Zeynep, Ali'nin bir arkadaşının evine gelir. Bu arkadaşın Zeynep'e Ali'nin onu sevdiğini söyleyerek "bana kalırsa sen o kaleyi çoktan fethetmişsin," demesinin arkasından Zeynep'in attığı uzun tirad, izleyicinin filmle ilişkisini tamamen koparan nitelikte. Duygusal anlamda belki de filmin doruk noktası olması hesaplanan bu sahnede, Fadik Sevin Atasoy'un sözleri önce uzayarak duygusal etkisini yitiriyor, ardından bir türlü bitmeyerek absürd bir havaya bürünüyor. Film de bu noktada yaratmayı istediği duygu her neyse, onu tamamen yitirmiş oluyor.

Aslında başroldeki Fadik Sevin Atasoy'u filmin başarısızlığından sorumlu tutmak çok da doğru olmaz. Filmin neredeyse tamamında kadrajın içinde olmasına, zaman zaman abartılı hareketlere ve mimiklere başvurmasına rağmen, bu aksaklıklar Atasoy'un oyunculuğundan ziyade senaryodan ve yönetmenlikten kaynaklanıyor. Zira Zeynep karakteri obsesif-kompülsif ve asosyal olmanın ötesinde; algısının yavaşlığıyla, tepkilerinin tuhaflığıyla yer yer zekâ özürlü bir karakter gibi çizilmiş. Oysa hikâyenin gelişimi gösteriyor ki Zeynep'in sorunu bu değil. Karakterin yaratılmasında ortaya çıkan bu sorunu çözmek konusunda oyuncunun elinden fazla bir şey gelmemesini doğal karşılamak gerek. Cemal Şan'ın yazıp yönettiği bu ilk film, başta da belirttiğimiz gibi sıradışı bir deneme olmanın ötesine geçemiyor.

Kimler İzlemeli:

  • Sorunlarına rağmen farklı bir karakter portresi çizmeye çalışan bir film görmek isteyenler.
  • Fadik Sevin Atasoy hayranları.

    Kimler izlememeli:

  • Obsesif-kompülsif bozukluğa dair derinlemesine bir inceleme bekleyenler.
  • Başarılı bir ilk filmle karşılaşacağını düşünenler.
  • Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    TV'de bugün
    Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
    Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
    Replik
    Şike
    Bir soru için 64 bin dolar mi? Umarım sana hayatin anlamını soruyorlardır...
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com