"Angel": Arızalı Bir Melek
K. D. Yılmaz 24 Kasım 2007, Cumartesi 00:00
Neslinin en yetenekli yönetmenlerinden François Ozon'un tamamını İngilizce çektiği ilk filmi olan "Angel" yönetmenin kendine has damgalarını içinde barındıran bir film. Ancak yine de Fransa'nın yaratıcı çocuğunun bu denemesi önceki işlerinin gölgesinde kalıyor.
François Ozon'un sinemasını çok farklı sıfatlarla tanımlamak mümkün. En ciddi denemelerinde bile alaycılığından vazgeçmeyen, öfkesini dışa vuran ama soğukkanlı olmasını da beceren ve her daim şaşırtmaya müsait muzırlıklarıyla çok renkli bir filmografiye sahip olan Ozon, ne dersek diyelim Fransa sinemasının son dönemde çıkardığı en yetenekli ve yaratıcı yönetmen belki de.

"Angel"ın ise yönetmenin kariyerinde büyük bir önemi var. Zira tamamı İngilizce olan bu filmiyle birlikte Ozon artık uluslararası sularda daha rahat yelken açıyor. "Angel"ın elbette en büyük handikapı da burada başlıyor. Zira diğer işlerine göre nispeten daha zayıf olan bu denemesini değerlendirirken şüphesiz pek çok yerde bu 'dil farkı'ndan bir rahatsızlık olarak bahsedilecek ve bu başarısızlığının sebeplerinden birisi olarak gösterilecek. O yüzden şunu en başta belirtmek gerekiyor ki, filmin İngilizce olmasından kaynaklanan bir zaafı yok. Aslında Ozon yine bildiğimiz hınzırlığıyla solak bir film daha çıkarmayı başarmış ama ne var ki işin özündeki öykünün zayıf ve yetersiz içeriği yönetmenin çabalamalarını boşa çıkarıyor.

'Bir Yıldız Doğuyor' hikâyesi

Elizabeth Taylor'ın bir romanından uyarlanan (burada belirtmek gerek, yazarın bizim bildiğimiz aktris Taylor'la bir ilgisi yok –ancak şunu da belirtmek lazım öykünün pek çok noktası sanki aktrisin kişiliğine de uygun bir şekilde ilerliyor) "Angel" son derece sinir bozucu bir karakter olan Angel'ın hızla zirveye çıkışını ardından ise aşkla beraber yaşanan düşüşünü anlatıyor. Son derece bildik atmosferler ve yan karakter öyküleriyle bir nevi 'Bir Yıldız Doğuyor' öyküsü izliyoruz ve özellikle öykünün tamamına ciddi bir iyimserliğin sindiğini görüyoruz. Film zaten 30 veya 40'lı dönemlerin, yüzümüzde bir gülümseme bırakarak izlediğimiz, 'kendini iyi hisset' filmleri gibi başlıyor. Ki zaten pek çok kadraj seçeneğinde (özellikle araba sahneleri gibi) ve kimi sahnelerde yapaylığın iyice abartılmasıyla eski dönemlere yapılan referanslara rastlamak mümkün. Tüm bu yabancılaştırıcı efekt elbette sadece içerikte değil öykünün içeriğinde de mevcut. Aslında son derece antipatik bir karakterin, tüm garipliklerine rağmen bir yandan sevimli bir dahillik cazibesi taşıması da filmin solaklığını giderek artırıyor.

Bu aşamada aslında filmde hiçbir sorun yok gibi gözüküyor. Film Ozon'un klasik muzırlıklarıyla eğlenceli bir öykü anlatıyor aslında. Bir yandan da elindeki metnin 'trashy' yapısını da destekler bir hale geliyor. Ancak ne var ki işler kötüleşene kadar film çok vakit kaybediyor. Filmin özellikle son bölümlerinde içerdiği soğuk espriler ve kitsch anlara gelene kadar "Angel"ın o sempatiklik ve antipatiklik arasında gidip gelen kişiliğine dair ayrılan fazlaca zaman bir süre sonra sıkmaya başlıyor. İşte sırf bu yüzden de filmin sonlarında içerdiği o parlak fikirler ve deli işi espriler de maalesef arada kaynıyor.

En son "Kefaret"te ("Atonement", 2007) izlediğimiz genç oyuncu Romola Garai'nin etkileyici ve eğlenceli performansını lokomotif olarak kullanan filmde Sam Neill ve Ozon'un her daim favorisi Charlotte Rampling'in yanında öyküye eşcinsel bir ilişki teması da ekleyen Nora karakterini canlandıran Lucy Russell dikkat çekiyor. Filmin tüm prodüksiyon değerlerine baktığımızda ise öykünün ve anlatımın kitsch yapısına uygun olacak şekilde tasarlanmış set, kostüm, makyaj ve saç tasarımlarıyla karşılaşıyoruz.

Ozon'un garipliklerle dolu o eğlenceli dünyasında "Angel"ın bir yeri kesinlikle var. Yani yönetmenin İngilizce film çekerek ruhunu sattığını düşünen varsa önyargılı olmaması gerektiğini söyleyelim. Belki ileride kendine has kült bir hayran kitlesine de sahip olabilecek bir yapım "Angel". Çünkü öykü başlı başına buna lâyık bir karakteri işliyor. Ancak genel bir pencereden baktığımızda öyküdeki dengesizlikler filmin solaklığını giderek artırıyor ve şüphesiz Ozon'un o hep katlanılabilen ve ince bir çizgide seyreden absürd anlarının değerini düşürüyor. Bu aşamada bize de filmi sadece azılı Ozon hayranlarına tavsiye etmek düşüyor.

Kimler İzlemeli:

  • Ozon'un elinden ne olsa izlenir diyenler.
  • Kitsch öğeler taşıyan filmlerden hoşlananlar.

    Kimler izlememeli:

  • Ozon'un kendine has absürd yaklaşımından hoşlanmayanlar.
  • Yönetmenin çıtayı en az önceki filmlerindeki düzeyde tutturacağını umanlar.
  • Henüz kimse yorum yapmamış.
    TV'de bugün
    Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
    Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
    Replik
    Kılıçları ile savaşanlar bir gün kılıçların acımasızlığına boyun eğeceklerdir.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com