
Sözünü ettiğimiz filmlerin gişede yapımcıların yüzünü güldürdüğü belli ki, formüle dayanan bu yapımların ardı arkası kesilmiyor. Bu tarz filmlerdeki olay örgüsü birkaç ayrıntı dışında çok fazla değişmiyor açıkçası. İlk başta yeni bir muhite taşınan genç kadın (aslında erkek de olabilir, ama kadınların fiziksel açıdan daha zayıf olduğu hesaba katılırsa bu tercih daha anlaşılır gözüküyor), yeni çevresine adapte olmaya çalışıyor ve pek sorun yaşamıyor. Sonrasında ise tedirgin edici kasaba sakinleriyle tanışıyor. Bir parantez açarsak, ana karakterin taşındığı yerin kasaba olması tercih sebebi, çünkü evlerin birbirinden uzak olması nedeniyle baş karakterin yardım alması zorlaşıyor. Bunun dışında eğer taşınılan yer şehir merkezindeyse 'garip' bir yer olması sağlanıyor. Mesela "Karanlık Su"daki ("Dark Water", 2005) gibi ıssız bir apartman dairesi. Parantezi kapatıp, 'formüle' filmlerin olay örgülerini anlatmaya devam edelim. Finale doğru karakterimiz, taşındığı evin 'lanetli' olduğunu anlıyor ve söz konusu lanete neden olan geçmişteki 'trajedinin' izini takip etmeye çalışıyor. Finalde ise trajediye neden olan kimseler cezalandırılarak düğüm atılan olay örgüsü çözülüyor ve kısmi bir rahatlama yaşanıyor. Filmin en sonundaysa küçük bir işaretle (mesela hayaletin hapsolduğu sandığın hafifçe kımıldaması) tehlikenin aslında geçmediği vurgulanıyor. Bu filmlerin olay örgüsü dışında bazı ortak özellikleri de mevcut. Mesela filmin kadrosuna iliştirilen bir ünlü oyuncu. Söz konusu filmlere son dönemden birçok örnek verilebilir. Örneğin, Demi Moore'un oynadığı "Alacakaranlık" ("Half Light", 2006). Ya da ana karakteri tek başına bir kadın değil de bir aile olarak alırsak, "The Amityville Horror"u (1979) kendine rehber edinen "Messengers" ("The Messenger", 2007).
Karbon kağıdının altındaki bataklık
"Lanetli Bataklık" ("The Marsh", 2006) da bu formüle dayanan ve sıkça perdede beliren korku filmlerinden bir tanesi. Olay örgüsü bir önceki paragrafta anlatılandan neredeyse hiç sapmıyor. Üstelik anlatabileceği bir derdi varken bunu da kullanamıyor ne yazık ki. Filmin dert etme potansiyelinin olduğu ama havada kalan tema ise 'çocuk tacizi'. Böylesine hassas bir mevzuyu ele almak yerineyse film, artık oldukça aşina olduğumuz, gözbebeği olmayan ve yüzlerinde bolca pudra bulunan hayaletleri deşifre etmeyi seçiyor. Bu da filmi oldukça basit kılıyor. Sonuçta sinema tarihi, belirli olay örgülerinin tekrar ve tekrar ele alınması üzerine kuruludur, bunu biliyoruz. Fakat belirli bir fikre özgün unsurlar katılmaksızın, karbon kağıdının altından çıkan kopya kağıtlar gibi önümüze sunulması biraz can sıkıcı bir hal alıyor doğrusu. Bu doğrultuda Walter Salles gibi, filmlere kendi damgasını vuran ve yarattığı atmosfer ile izleyiciyi yakalamayı başaran bir yönetmenin "Karanlık Su" filmi bir kenara, türün diğer örnekleri karbon kağıdının altında yer almaya mahkummuş gibi gözüküyor.
Ünlü oyuncu ihtiyacı doğrultusunda Forest Whitaker'ın kadrosunda yer aldığı "Lanetli Bataklık" da zihinlerde kapladığı yeri hemencecik boşaltacak türde, formüle bir yapım. Arkadan geçen belli belirsiz karaltıların, izleyiciyi sıçratmak üzerine icra edilen ses efektlerinin ve 'ürkütücü' hayaletlerin (artık ne kadar ürkütücü olduğu size kalmış) filmi yani. Fazlası değil.
Kimler İzlemeli:
Kimler İzlememeli:



Fox'da bu akşam 23:00'da başrollerini Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo'nun paylaştıkları Son Kale (The Last Castle 2001) adlı film ekrana geliyor.

Belki bu dünyada kimse için huzur diye birşey yoktur. Ama biliyorum ki, yaşadığımız sürece kendimize dürüst davranmamız gerekiyor.






Seanslar
Fragman
