
Ortaya çıkan sonuç ise yine kusursuz bir eğlence kaynağı. Wright & Pegg ikilisi "Çılgın İkili 2" ("Bad Boys II", 2003) ya da "Kırılma Noktası" ("Point Break", 1991) gibi bariz göndermelerin yanında hemen her polisiye aksiyonda gördüğümüz türlü türlü kalıbı alıp yine İngiliz kültürüne başarıyla yedirmişler. Ortaya çıkan zıtlıklardan oluşan mizahın bu anlamda öne çıktığı çalışmanın en büyük avantajı ise aynı zamanda kendi içinde de mantıklı bir dramatik yapı kurabilmesi elbette.
1980'lerde "Uçak" ("Airplane!", 1980), "Top Secret!" (1984) ve "Çıplak Silah" ("Naked Gun") serisi gibi filmlerle sinema dünyasını altüst eden ve ZAZ ekibi olarak bilinen David Zucker, Jim Abrahams ve Jerry Zucker üçlüsünün o dönem yarattığı yenilik rüzgârının artık cılkının çıktığı günümüzde Wright & Pegg ikilisinin parodiye yepyeni bir hava kattığını söylersek abartmış olmayız. Hollywood sinemasının abartı skeçlerden oluşan ve espri zekasını iyice düşüren yapımlarının yanında İngiltere'den çıkan bu ikilinin sadece parodiye odaklanmayıp aynı zamanda son derece akıcı ve kendi içinde tutarlı bir sinema yapıyor olması filmlerini de daha değerli kılıyor şüphesiz. Bu anlamda baktığımızda gönül rahatlığıyla "Sıkı Aynasızlar"ın içeriğinin kuru bir alaycılıktan daha fazlasını verdiğini söyleyebiliriz. Her şeyden önce tonlarca skeçin arka arkaya dizilmesinden üretilen alıştığımız parodilerin aksine, bu filmin daha senaryo aşamasında ciddi bir avantajı mevcut.
"Sıkı Aynasızlar" öncelikle, kendi öykü dünyasının içindeki kuralları hiçe saymak ve bunları çok da aşırı bir noktaya taşımak gibi bir şeyin peşinde değil. Hatta işin parodi kısmını çıkartarak baktığımızda, mizah duygusunu yine taşıyan ama gayet tutarlı ve makul bir öykünün seyirciye aktarıldığını söyleyebiliriz. Bu nedenle filmi izledikten sonra, bizi güldüren birkaç espri yerine filmin tamamının verdiği hissin ön plana çıktığını belirtmek mümkün. Bunun yanında filmin en büyük albenilerinden birisi ise, yaratıcı ekibin aslında kuru kuruya alay etmekten çok ele aldıkları aksiyon filmlerini izlerken yaşadıkları eğlenceyi de hissettirmesi.
Bu hissin en önemli nedeni şüphesiz Wright & Pegg'in öykü anlatma tercihlerinden kaynaklanıyor. Aksiyon sinemasını ve belli bir oranda gizemli gerilimleri de tiye alan öykü dünyasını yaratırken anlatımda başvurdukları trüklerin türün klasik kullanımlarından oluşturulması filmi de alay ettiği türün bir parçası haline getiriyor aslında. Bu şekilde bol bol yabancılaşma etkisi kullanarak, hem bizi eğlendiren hem de çoğu zaman canımızı sıkan bu türün yepyeni bir versiyonunu izlemiş gibi oluyoruz. Filmin aksiyona odaklanması aşamasında "Zombilerin Şafağı" ile arasında da ciddi bir fark göze çarpıyor. Önceki filmlerinde zombi öyküsüne romantik komedi sosu (ya da tam tersi) ekleyip işin abartısı ve mizahında üst noktaya ulaşan ikili bu sefer o güçte bir tezattan yararlanmıyor. Bu tercihin sonucu elbette her seyircinin beğenisine göre farklı yorumlanabilir. Sonuçta filmin türler bağlamında ilki kadar zengin olmadığını söylemek mümkün. Ancak belli başlı tema ve öykülere odaklanmasıyla biraz daha odağını bilen ve derli toplu bir iş ortaya çıktığını da söyleyebiliriz.
"Sıkı Aynasızlar", hızlı montaj ve ses kurgusu tercihleri ile işin aksiyon kısmına mizah katarken aynı zamanda zeki bir gerilim öyküsüne de soyunuyor. Ancak film sadece türlerle değil, o bilindik taşra kültürüyle de dalgasını geçmekte. Son derece abuk (ama bir o kadar insani ve mantıklı) nedenlerle küçük bir kasabaya sürülen polis memuru Angel sayesinde seyirci de Amerikan banliyölerinin değişik bir versiyonu olan İngiliz tipi taşrasıyla tanışıyor. Ve her fırsatta da bu kültürü oluşturan ana elemanların mantıksızlığına tanık oluyor. Her şeyin mümkün olduğunca stilize ve yapay durduğu bu ortamda ortaya çıkan gizemli (ve son derece eğlenceli) cinayetler ise şüphesiz buradaki taşlamaların etkisini artırıyor.
Filmin yaratıcı ekibinden Simon Pegg, burada da başrolde yer alıyor elbette. "Zombilerin Şafağı"ndaki hafif savsak tiplemesinden sonra Pegg'in 'aksiyonun kralı' tarzı tiplemesinde de son derece etkili olduğunu söylemek mümkün. Oyuncunun özellikle Russell Crowe'vari yakaladığı tonlamalar performansını daha da cazip kılıyor. Yine ilk filmden tanıdığımız Nick Frost'un yanında filmde oldukça heyecan verici bir yan kadro da bulunmakta. Ufak bir rolle karşımıza çıkan Bill Nighy'nin yanında, 'bile bile karikatür' tiplere can veren Jim Broadbent, Paddy Considine ve Timothy Dalton gibi İngiliz sinemasının başarılı oyuncuları da filmin tüm kadrosuyla beraber tadına doyulmaz bir eğlence yaşamanızı sağlıyor.
Wright & Pegg ikilisinin tarzına ilk defa maruz kalacak olan ülkemizin seyircisi genel anlamda nasıl bir tepki verecek bilinmez. Ancak "Zombilerin Şafağı"nın tadına bakmış olanlar nasıl bir manzarayla karşılaşacaklarını biliyorlardır. İlk aşamada alıştığımız skeç topluluğu kılığındaki parodilere olan alışkanlık sebebiyle bir yabancılaşma yaşanması olası elbette. Ancak yine de en muhafazakar seyircinin bile "Sıkı Aynasızlar"ı denemesi gerekiyor. Günümüzde bu derece zeki, inceden inceye mizahını yapan ancak aynı zamanda sivri dilinden de sakınmayan komedilerle pek karşılaşmıyoruz.
Kimler İzlemeli:
Kimler İzlememeli:


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!









Seanslar
Fragman

