
Genelde oldukça eğlenceli, hafif ve seyirciyi zorlamayan ancak aynı zamanda oldukça olumlu tepkiler de alan "What's Eating Gilbert Grape" (1993), "Tanrının Eseri Şeytanın Parçası" ("The Cider House Rules", 1999) ve "Çikolata" ("Chocolat", 2000) gibi filmlerin arkasındaki isim Lasse Hallström'un kariyerinde "Sahtekar" farklı bir seçim gibi gözükebilir. Ancak her ne kadar işin içinde psikolojik sorunları olan karakterlerin yanında, önemli politik göndermeler yer alsa da "Sahtekar", yönetmenin hafifmeşrep havasından yine de payını alıyor. Ve onca ciddiyet içine inceden bir mizah duygusunu yaşatmayı da beceriyor.
Bildiğiniz 'çorba'lardan değil…
"Sahtekar"ın en önemli özelliği belli bir tema üzerinde yoğunlaşmamasına rağmen 'her şeyden birazcık' mantığına uygun hazırlanmış olması şüphesiz. Bir yandan en ince ayrıntılarıyla bu dolandırıcılık öyküsünü işlerken ve bu süreç içerisinde de işleyişe dair pek çok ciddi öğe barındırırken, işin daha eğlenceli ve mizahi yanlarına odaklanmayı ihmal etmemesi, filmi belgesel havasında bir drama olmaktan çıkarıyor. Diğer yandan öykünün belli aralıklarında özellikle Clifford Irving karakterinin yaşadığı ikilemleri ve zamanla geliştirdiği ruhsal bozuklukları ayrıntıyla incelerken aynı zamanda sadece karakteri ön plana oturtan ve onun akli dengesini tamamen her şeyin önüne koyan bir yapıyı da elinin tersiyle itiyor. Bu yapı karışıklığı kimilerinin filmi şüphesiz 'bir çorba misali' olarak görmesine neden olacaktır. Elbette tek bir ana tema üzerinde yoğunlaşılmamış olması da seyircinin filmden yeterince etkilenmesini, hatta filmi ciddiye almasını engelleyebilir. Ancak yine de bu formülün filme ayrı bir hava kattığını söylemek gerekiyor. Aynı zamanda karakterin ve yaşadıklarının da anlamlandırılması yönünde daha avantajlı bir öykü anlatımı tercih edilmiş şüphesiz.
Sonuçta Irving'in sahte kitap yazma işine girişmeye nasıl karar verdiği ve bu süreci 'sanki bir oyun oynuyormuşçasına' kendisinin de hafife alıyor oluşu, "Sahtekar"ın anlatım yapısının neden çok ciddi bir gerilim ya da drama olarak kurulmadığını da açıklıyor aslında. Özellikle Irving'in çalışma ortağı Dick Susskind (Alfred Molina) karakterinin de kitabı yazma süreci içerisinde işe ayrı bir mizah katmasıyla birlikte film içten içe bize bu oyunun son derece riskli ama oldukça da davetkâr ve eğlenceli olduğunu gösteriyor. Elbette filmde bu eğlence anlayışının hep aynı dozajda devam etmediğini de belirtmeliyiz. Sonuçta karakterlerimizin başlarına açtıkları işin iyice ciddiye binmesi ile birlikte film de çok daha ciddi ve karanlık atmosferler yaratmaya başlıyor. "Sahtekâr"ın tutarlı olduğu yan ise burası. Her ne kadar öykünün başı ile sonu arasında ciddi bir fark olsa da, William Wheeler'ın yazdığı senaryonun aradaki nüanslar dışında belli bir çizgiyi tutturabilmesi ve Lasse Hallström'ün abartılı atmosferlerden kaçınması ile birlikte film bir süre sonra, kendisini "Başkanın Tüm Adamları" ("All The President's Men", 1976) gibi bir şey zannetme tuzağına düşmüyor.
Richard Gere'in kariyerinde yeni bir sayfa (mı?)
"Sahtekar" çok anormal düzeyde yaratıcı ya da şaşırtıcı bir malzeme sunmuyor belki bize ama yine oldukça keyifli bir seyirlik olup çıkıyor. Yine de filmi tamamen ayrı bir yere koyduğumuzda işin oyuncu yönünden özel olarak bahsetmek gerekiyor. Hope Davis, Marcia Gay Harden ve Julie Delpy gibi günümüz sinemasının önemli yetenekleri nispeten ufak rollerde karşımıza çıkıyor. Elbette her biri çıktıkları sahnede tüm ilgiyi üstlerine çekiyorlar ancak yine de canlandırdıkları karakterleri bu oyuncuların uyurken bile oynayabileceklerini söylemek lazım. Alfred Molina, filmin ikinci adamı olarak müthiş eğlenceli bir performans sergiliyor ve anlatımdaki mizah duygusunu da tetikleyen bir öğe görevi üstleniyor. Filmin yıldızı ise elbette Richard Gere. Normalde geçen senenin sonlarında vizyona girmesi beklenen film hakkındaki duyumlar sayesinde Gere'ın adı Oscar kulislerinde geçmeye başlamıştı aslında. Ancak filmin gösteriminin 2007 ilkbaharına ertelenmesiyle birlikte de hemen gündemden kalkmıştı. Yazık olmuş demek lazım, çünkü Gere herhalde kariyerinde yer alan en sağlam rolü layığıyla canlandırmış.Irving karakterinin zamanla yaşamaya başladığı ikili delilik hallerinde oyuncunun geçirdiği değişim çok başarılı. Ayrıca özellikle öyküde yer alan yalan söyleme anlarında araya giren kilit 'flashback' sahnelerinin de doğru bir ritmle koyulmuş olması Gere'in zaten iyi olan performansının daha da güçlenmesini sağlamış. Oscar zamanına kadar gündemde kalmayı başarır mı bilinmez, ama yıllardır sektörde yer almasına rağmen "Chicago" (2002) dışında 'iyi oyuncu' ünvanını yakalayamamış bir oyuncu için kariyerinin ikinci baharına geçişi sağlayacak bir kapı olabilir bu film.
Toparlamak gerekirse "Sahtekar" içerdiği öykünün karanlık sonuçlarına rağmen ayarında mizahıyla seyirciyi hoş tutan, diğer yandan da karakterlerinin psikolojik yapılarını ve dönemin koşullarını es geçmeyen keyifli bir seyirlik. Richard Gere'in övgüyü hak eden performansı ise filmin kaymağı.
Kimler İzlemeli:
Kimler İzlememeli:



Kanal 1'de bu akşam 21:30'da Joan Allen ve Kevin Costner’ın başrolü paylaştığı romantik komedi "Öfkeli Aşıklar" adlı film ekrana geliyor.

Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara gereksinimi var...
Guy Pearce






Seanslar
Fragman
