
Yaratıklar veya canavarlar sinema tarihinde, kişisel olarak bir bireyin ya da toplumsal düzeyde bir grubun bilinçaltı korkularını ifşa etmek için bulunulmaz bir fırsat sunar. Bununla birlikte anlatılmak isteneni doğrudan göstermek yerine çeşitli imalarla dile getirmek, çoğu zaman daha etkili bir yol olarak kullanılabilir. "Yaratık" ("Gwoemul", 2006) da bu doğrultuda metamorfoza uğramış bir deniz mahsulü üzerinden Güney Kore'nin korkularından biri, yani Amerika üzerine söz söyleyen bir film olarak göze çarpıyor ilk bakışta.
Joon-ho Bong ilk filmi "Flandersui Gae" (2000) ile profesör olmaya çalışan, karısıyla sorunlu, köpek düşmanı bir akademisyenin hikâyesini anlatıyordu. Bunu yaparken de ele aldığı kişinin kendi içindeki çelişkilerini gösteriyor ve az da olsa toplumdaki yozlaşmaya, rüşvete, ünlü olma hevesine değiniyordu. Bong, ikinci filmi "Cinayet Günlüğü"nde ("Salinui Chueok", 2003) ise iki dedektifin bir kasabada gerçekleşen cinayetlerin katilini arayış hikâyesini ele alıyordu. "Zodiac"ı (2007) biz bugün konuşaduralım, o film "Zodiac"ın öykü yapısını -yani seri katili araştırma işine yoğunlaşmak ve sonunda da katili açıklamamak- 4 yıl evvelden kurmuş oluyordu. Bütün bunları geçelim, işin ilginci "Cinayet Günlüğü" askeri diktatörlük döneminde geçiyor ve polislerin kimi zaman insan haklarını zedeleyen davranışlarını diktatörlük dönemiyle bağdaştırıyordu. Yani Bong'un halkına ve ülkesinin tarihine dair söyleyecekleri olduğu o zamandan anlaşılıyordu. Bunların dışında "Cinayet Günlüğü"nün, polisiye türünün kalıplarıyla oynadığına değinmeye gerek bile yok.
Bong'un üçüncü filmi "Yaratık"ı anlamak içinse Güney Kore tarihi hakkında az buçuk bilgiye sahip olmak işe yarayabilir. Ya da en azından ikiz kardeşi Kuzey Kore'nin dik başlı tavrının aksine, Güney'in ABD'nin etkisi altında bir yazgısı olduğunu akılda tutmak, filmi çözümlemek açısından ziyadesiyle faydalı olacaktır. Ayrıca Amerika'nın sözüm ona 'koruyucu' tavrına karşı, bu tavırdan memnun olmayan Korelilerin çeşitli eylemlerle bu duruma karşı geldiğini bilmek, filmdeki çeşitli 'eylem'leri anlamlandırabilmeyi sağlayabilir.
"Yaratık", Kore'deki bir Amerikan ordusu üssünde başlıyor. Amerikalı yetkili bir Koreliye zehirli kimyasalları lavaboya boşaltmasını emrediyor. Koreli bunun doğru olmadığını söylese de Amerikalı, 'yetkili' olduğundan kimyasallar sonuç olarak lağım sularına karışıyor. Bu sahne filmde gerçekleşeceklerin –ve belki de Güney Kore tarihinin?- bir özeti gibi düşünülebilir: Çeşitli sorunlara yol açan Amerikalının tavrına karşı gelmek isteyen Korelinin basiretsizliği ve Amerikalı karşısında küçük düşüşü... Zaten 'Kore'deki bir Amerikan üssü' tamlaması bile, Kore'nin kendi topraklarındaki iktidar yitiminin bir yansıması gibi. Sonrasında ise filmde zaman atlamalı bir şekilde, bu kimyasalların sonucu olarak meydana gelen devasa 'yaratık' çıkageliyor ve birer birer Korelileri haşat ediyor. Filmin geri kalanını ise bu yaratığı alt etme mücadelesi oluşturuyor. Bu noktada söz konusu yaratığın ABD'nin bir metaforu olduğunu düşünmek çok zorlama olmayacaktır herhalde. Çünkü yaratığın hayata geliş müsebbibi ABD ve hem ABD hem de yaratık Korelilerin zihninde, birbirlerine benzer bir şekilde yer alıyor; ikisi de Korelilerin topraklarında beslenen ve onlar üzerinde iktidar kurmaya çalışan bir varlık sonuç olarak. Tüm bunlarla birlikte yaratığı çökerten saldırının molotof kokteylli yani 'gerilla tarzı' bir şekilde gerçekleşmesi ve Koreli muhalif öğrencilerin ABD'ye karşı gelişlerinin buna benzer biçimlerde vuku bulması, ABD ve yaratık benzerliğine dair akıllarda pek soru işareti bırakmıyor. Yani her ikisine karşı yapılan mücadelede de benzer taktikler benimseniyor.
Filmde ara ara görülen haber bültenlerinde ise Amerikan askerlerinin kahramanlığından ve Kore hükümetinin beceriksizliğinden dem vuruluyor. Yaratıkla temas eden ailenin bir virüs saçtığından ve Koreli yetkililerin bu aileyi yakalayamamasından, basiretsizliğinden bahsediliyor. Hâlbuki iddia edildiği gibi bir virüs söz konusu değil; bu, ABD'nin dikkati başka yere çekmek ve kontrolü elinde tutmak için benimsediği bir yöntem sadece. Bültenlerde geçen bu haberlerde de yine Korelileri aşağılayan bir üslup olduğu dikkat çekiyor. Filmin sonunda, yaratık öldürüldüğünde ise haberlerin de tonu değişiyor. ABD bir virüsün olmadığını ve hata yaptıklarını kabul ediyor. Yani yaratığın öldürülmesiyle birlikte, ABD de bir 'yara' almış oluyor.
"Yaratık" bu Amerikan muhalifi tavrıyla birlikte aile dramından komediye, aksiyondan gerilime birçok tonu da içinde bulunduruyor. Yaratık tarafından kaçırılan kızlarını bulma çabası içindeki aileyi anlatarak kimi zaman hüzünlü dokunuşları içinde barından filmde, Joon-ho Bong'un önceki filmlerinde de yer alan mizah anlayışı kimi zaman su yüzüne çıkıyor. Bong, hüzünlü anlarda karakterlerinden birinin davranışı ya da sözüyle birlikte 'komik' bir durum yaratmayı beceriyor ve ortamın ciddi havasını bir anda kırarak kendi mizah anlayışını göstermiş oluyor. "Yaratık"taki toplu cenaze töreni sahnesinde yaptığı gibi yönetmen, 'ciddi' anların ağır havasını bir anda tuzla buz ediveriyor.
Ezcümle, "Yaratık" Güney Korelilere musallat olan bir yaratığı anlatırken, heyecanı, aksiyonu, dramı, gerilimi tek koltukta taşıyor. Fakat filmin önemi, Koreliler için bilinçaltlarından kopup gelen bir canavarı alegorik bir şekilde anlatması ve doğrudan 'Amerika ülkemiz için bir canavardır' demek yerine bunu çeşitli imalarla dile getirmesinden kaynaklanıyor.
Kimler İzlemeli
Kimler İzlememeli



Jim Carrey, Ian McNeice, Simon Callow, Maynard Eziashi ve Bob Gunton'ın oynadığı "Budala Dedktif 2" adlı komedi filmi bu akşam 22:00'da Atv ekranlarında...

Ölümden gerçekten korkmaya başladığında hayatın değerini anlıyorsun.






Seanslar
Fragman
