"Böcek": Kaşındıran bir deneyim
K. D. Yılmaz 2 Haziran 2007, Cumartesi 00:00
Uyarlandığı ünlü tiyatro oyununun altında ezilmeyen "Böcek", sinemanın süslü oyuncaklarının cazibesine kapılmadan, karakterlerin psikolojisini ön plana çıkararak ne kadar güçlü bir gerilim filmi çekilebileceğini bir kez daha kanıtlıyor. Ashley Judd da nihayet aradığı rolü bulmuş gibi...
70'lerde çektiği "The Exorcist" (1973) ve "The French Connection" (1971) gibi klasiklerden sonra çok da sağlam filmlere imza atamamış olan yönetmen William Friedkin'in son filmi "Böcek" ("Bug", 2006) geçtiğimiz sene Cannes Film Festivali'ndeki 'Yönetmenler Haftası' bölümünde gösterilince büyük bir patırtı koparmış ve festivalin sonunda da bölümün büyük ödülünü kazanmıştı. Tracy Letts'in kültleşmiş oyunundan yine Letts'in kendisinin senaryolaştırdığı "Böcek", tıpkı oyunun kendisi gibi seyirciyi hiç de rahat hissetmeyeceği bir ortama sokup sonuna kadar da germeyi başaran filmlerden.

Teatrallik tuzağına düşmeyen bir uyarlama

Uyarlandığı oyunun da etkisiyle çoğunlukla tek mekânda geçen filmin en büyük erdemi hiç şüphesiz işin tiyatro kısmını büyük ölçüde geride bırakmayı başarmış olması. Her şeyden önce sarf edilen diyalogların sinema kullanımı içinde hiçbir şekilde sırıtmadığını söylemek mümkün. Diğer yandan Friedkin'in de kamerasıyla birlikte oyunculara dahil olması bir oyun izliyormuş izlenimi yaratmıyor. Elbette uçarı bazı sahnelerde teatrallik hissedildiğini söyleyebiliriz ama genel anlamda alınan farklı planlarla birlikte, kurgu masasında da tembellik yapılmamış olması "Böcek"i sinema perdesinde izlenmeye değer bir hale getiriyor. Yine de çok süslü bir filmden de bahsedemeyiz. Friedkin'in "Böcek"te genel olarak son derece sakin ve mümkün olduğunca yorumdan uzak duran bir öykü anlatımı benimsediğini söylemek mümkün.

Bu aşamada, aslında "Böcek"in korku türünden çok gerilime yaslandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Başından itibaren türlü türlü korku klişelerine açık kapı bırakıp bu hususta hiçbir zaman aksiyona geçmeyen filmde, korku türünün olmazsa olmazı ani şok sahnelerine rastlamak mümkün değil. En başta tekinsiz bir ortam yaratırken karakterleri tanıtma konusunu da es geçmeyen "Böcek" bu sayede seyircinin onları benimsemesini ve önemsemesini de sağlamış oluyor. Hemen ardından öyküye girilmesiyle birlikte seyirci ana karakterlerin geçirdiği değişimleri –aralarda yer alan zaman geçişlerini (ellipsis) saymazsak– adım adım izleyip onları nelerin beklediğinin işaretlerini de bize net bir şekilde ulaştırıyor. Karakterin farkında olmadığı bir şeyin bilincinde olan seyirci de haliyle filmin dünyasına kendisini daha kolay kaptırıyor.

İşte "Böcek"in bu aşamada işi bir adım daha ileri götürdüğünü de söyleyebiliriz. Her ne kadar aralarda önemli zaman geçişleri yaşansa da ve seyirciye bu paranoyanın kaynakları ile biçimi net bir şekilde aktarılsa da yaratılan atmosferin gücü bir süre sonra seyirciyi de hapseder hale geliyor. Bu sene İstanbul'daki Tiyatro Dot'ta da aynı mantık üzerinden seyirciyle iç içe oynanan oyun bu sefer güçlü bir sinemasal dille sinemadakileri içine almayı başarıyor.

Ashley Judd, nihayet!

Bir paranoya öyküsü olarak tanımlandırabileceğimiz "Böcek"in en güçlü kozu ise her biri mükemmel performanslar çıkaran oyuncuları. Belki de ilk defa bu kadar rahat at koşturabileceği bir role kavuşmuş olan Ashley Judd bunun sefasını sürüyor. Çocuğunu kaybetmiş, boşanmış, yalnız kadın karakterini; deliliğin en üst sınırlarına etkili bir şekilde taşıyan Judd filmin gücünü tamamen kendine mal edecek kadar iyi bir performans sergiliyor. Tiyatro oyununda da aynı karakteri canlandırmış olan Michael Shannon ve şarkıcı oyuncu Harry Connick Jr. da Judd'ın yanında son derece cesur performanslara imza atıyorlar. Özellikle Shannon'ın rolünün önemi ve büyüklüğü sayesinde öne çıktığını ve Judd'ın oyununu mükemmel bir şekilde beslediğini söylemek mümkün.

Oyunculara ek olarak filmin teknik özelliklerinden bahsetmek gerekirse, genel olarak 'basit ve etkili' tanımlamasını yapabiliriz. Son derece izbe ve kasvetli bir otel odasında geçen öyküye hizmet etmek üzere set tasarımları da klostrofobik duyguyu destekler biçimde kullanılmış. Bunun yanında cilasız ve seyircinin algısıyla da oynamadan basit bir şekilde oluşturulan kadrajlar sayesinde de kameranın oyuncuların arasına rahatça girmesi sağlandığı gibi yorum içeren görüntülerden de kaçınıldığını görüyoruz ki bu tercih sayesinde de seyircinin filmin atmosferini yabancılaşmadan soluması sağlanmış.

"Böcek" yukarıda bahsettiğimiz özellikleri ile seyirciyi içinde barındırdığı paranoyak oyuna davet etmeye çalışan bir gerilim. Oyunculardan sete tüm malzemelerini bu amaca hizmet etmek için kullanan film Friedkin'in de yıllar sonra yaptığı en iyi çalışma kuşkusuz. İşin psikolojik yönünü ön plana çıkarıp, bilindik aksiyonu neredeyse sıfırlayan yapısıyla da türün son yıllarda rastladığımız en aykırı, yaratıcı ve kışkırtıcı örneklerinden. Aynı zamanda ciddi bir kaşınma isteğine de sebebiyet verebilir.

Kimler İzlemeli:

  • Ashley Judd'ın kariyerindeki en iyi performansını görmek isteyenler.
  • Herhangi bir ekstra süs barındırmadan da gerilim yapılabileceğini görmek isteyenler.
  • Gerilim ve korkuda psikolojik öğelerden hoşlananlar.
  • Komplo teorilerini sevenler.

    Kimler İzlememeli:

  • Psikoloji, paranoya bana sökmez; ben aksiyon görmek istiyorum diyenler.
  • Şizofreni konusunda hassas olanlar.
  • Hızlı karakter gelişiminden hazzetmeyenler.
  • Toplam 3 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
    TV'de bugün
    Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
    Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
    Replik
    Esir Ruhlar
    Hayal kurmayı sürdürmezseniz hayatın ne anlamı kalır.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com