
Sıradışı’ya, bir gün kocasının ölüm haberini alan Linda’nın(Sandra Bullock), ertesi sabah kocasının (Julian McMahon) yaşadığını görmesiyle başlayan önsezilerle örülmüş bir dram veya gerilim filmi diyebiliriz.
Bu önsezilerin pek de hayırlı olmaması zaten filmi gerilim türüne yakın tutuyor. Eğer, ikinci uzun metraj deneyimini “Sıradışı”( Premonition) ile yaşayan Mennan Yapo’nun amaçladığı buysa, istediğini, yarattığı atmosferle verdiği söylenebilir. Ancak yazık ki bu, filmin elle tutulur nadir taraflarından biri.
Bazı yapıtlar vardır ki, kurgusu, yönetimi, oyunculuğu, senaryosu, müziği, sesi ve diğer özellikleri konusunda daha iyisi düşünülemez. Ancak “Sıradışı”’da neredeyse bunun tam tersini düşünmek mümkün.
Diğer vasat oyunculuklar dışında, Sandra Bullock’un utangaç hali ve buğulu bakışlarından bıktığımdan olsa gerek, onu farklı halde görmek oyunculuk açısından ne yazık ki tek tesellim.
Ancak filmin tüm yükünün ona yüklenmesi pek de onun suçu olmasa gerek.Öte yandan senaryo, zeka pırıltıları içermesine rağmen bazı mantık hataları yüzünden eriyip gitmiş.
Her şeyin mükemmel gittiğini düşünen Linda’nın, birkaç önsezi sayesinde, evliliğini bir anda abartı biçimde sorgulaması bu hatalardan biri.. Ayrıca pederle yapılan ve zorlama olduğu belli, üzerine fazlasıyla anlam yüklenmeye çalışılan(ki fazlasının yüklenmesi anlamsız hale getirmiş) diyalog, her ne hikmetse bir anda Linda’nın bir çıkış yolu bulmasındaki ilk adımı haline geliyor.
Kameranın bazı yerlerde gereksiz hareketi de rahatsız edici ama buna, yönetmenin tercihi denilip, fazla bir şey söylenmesinin pek doğru olmadığını düşünüyorum.
Bu tür filmlerde sağlanması zor olan şey, yani hikayenin devamlılığı konusunda da ne yazık ki vasatın altında kalınmış.
Filmde belki de tek sıradışılık, ses.Sesler için gerçekten uğraşılmış ve sanki İsmail Karadaş’ın (Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak ve İklimler’de çalıştığı sesçisi) kalite seviyesinde bir ses keyfi veriyor (detay sesler açısından).
Ayrıca filmin iyi yanlarından biri de gereksiz çekimlerin olmaması.Dolgu çekimleri ayarında bırakılmış ve bu konuda sadelik sağlanabilmiş.
Tüm bu iyi yanlar dahi filmi kesinlikle kotaramamış.Daha önceden de dediğim gibi ses haricinde her konuda daha iyisi yapılabilirmiş.Şu sıralar daha güzelleri varken pek de gidip görülesi bir film olduğunu söyleyemem.
- "Aşkın Peşinde": Tutku-düzen arasında
- "Kartal Göz": Teşekkürler Paul G.!
- "Gölgeler": Kentli bir Balkan filmi
- "Babil M.S.": Bilimkurgu mu?
- "Süper Ajan K9": Fazla söze ne hacet!
- "Vol.İ": Dünya için tek umut
- "İşte Özgür Dünya": Alın size özgür dünya...
- "Kara Şövalye": Pudralı şövalye ve son perde
- "Kara Şövalye":Jokerden 'Baba' olur mu?
- "Kara Şövalye": Eski Batman'ler bardak oldu
- “Tatil Kitabı”: Mizoguchi sinemasının devamı
- “Çıkış yok” : İnsanlığın bittiği yer
- “Kadınlar Hakkında Her Şey”: Erkeklere yer yok
- “The X-Files: İnanmak İstiyorum”: Ama gözlerime inanamıyorum...
- Tatil Kitabı: Bir Taşra Hikayesi



Sean Penn, Naomi Watts, Danny Huston ve Carly Nahon'ın oynadığı "21"Grram" adlı film bu akşam 20:45'te Tv8 ekranlarında...

George: Senden korkmuyorlar, senin temsil ettiğin şeyden korkuyorlar.
Billy: Ne temsili be moruk! Onların gözünde saçtan başka birşeyi temsil etmiyoruz.
George: Yoo hayır. Onların gözünde, sen özgürlüğü temsil ediyorsun.
Billy: Özgürlüğün ne mahsuru var birader? Bütün mevzu bu.
George: Evet aynen öyle ama, söylemek başka, olmak başka.






Seanslar
Fragman
