
İnsanlığın neden olduğu yıkımlar ve bu yıkımların yaratan sınıfsal, toplumsal, tarihsel durum ile bunların arkasında yatan düşünsel temeller üzerine bugüne kadar sinemada birçok yapıma imza atıldı ve atılmaya devam ediyor.
Malum yaşadığı dünyayı yok oluşa doğru sürükleyen insanoğlunun, insankızının yaptığı tahribat ve yıkım bitmez, dolayısıyla filmlere konu olmaya devam edecek. İşte bu hafta gösterime giren “Pan’ın Labirenti” (El Laberinto del Fauno) de bu yapımların başarılı ve etkili örneklerinden biri.
Büyüklerin katı ve yıkıcı dünyası Ofelia’nın fastastik dünyasıyla kesişince...
“Pan’ın Labirenti” büyüklerin katı ve yıkıcı dünyasıyla karşılaşan bir çocuğun fantastik dünyaya yelken açarak çözüm araması üzerine kurulu. Daha önce de örneklerini gördüğümüz (ilk anda akla elen “Narnia Günlükleri” gibi) bu kaçış hikayesi; yönetmen Del Toro’nun sağlam senaryosu (filmin senaryosu da onun imzasını taşıyor), yarattığı olağanüstü ve fantastik dünyaya rağmen, inandırıcı ve başarılı karakterleriyle gerçeklik duyumuzu zedelemeden çarpıcı bir anlatıya dönüşüyor.
Küçük kahramanımız Ofelia (Latince’de ophelia "suçsuz" anlamına geliyor) annesiyle birlikte üvey babasının yaşadığı ve komutanlığını yaptığı karargaha geldiğinde; ilerleyen dakikalarda derinliklerine dalacağı/mız fantastik dünyanın ilk işaretleriyle karşılaşıyoruz.
Baskı ve otoritenin simgesi üvey babasının katı dünyası ve yaşanan iç savaş nedeniyle (İspanya devrimcileri, faşist yönetime karşı direnmektedir) iç dünyasının labirentlerine dalan küçük kız masalsı, şiirsel bir dünyaya adım atarak mitolojik karakter Pan’la karşılaşıyor.
Çocuklardan çok büyüklerin dünyasındaki arzuları ve gücü simgeleyen Pan’ın fantastik ve fantastik olduğu kadar karanlık dünyası gerçek dünyanın karanlığına paralel biçimde Ofelia’nın korkutucu ve tehlikeli denemelere kalkışmasına neden oluyor.
Ofelia annesine ve özgür yaşama hakkına kavuşmak, Pan’ın vaat ettiği mutluluğa ulaşmak için Pan’ın sınavlarından başarıyla geçmek zorunda aklıyor, tıpkı devrimcilerin özgür ve adil bir ülkeye kavuşmak için kıyasıya bir mücadeleye girişmesi gibi...
Del Toro’nun başarılı sinema dili ve ince işçiliği filmin her anında hissediliyor. Yarattığı atmosfer kadar oyuncu yönetimindeki başarısı uzun süre akılda kalıcı karakterlerin ortaya çıkmasını sağlamış.
Özellikle filmin kötü adamı komutan Vidal rolünü canlandıran Sergi López’in oyunculuğu hayli etkileyici. López, sinemanın unutulmaz kötü adam karakterleri arasında anılmayı hak ediyor. Filmin artıları yanında zaaflarını gözardı etmediğimizde, filmde türün benzer yapımlarında olduğu gibi kötülerle iyiler arasında net sınırlar çizdiğini, karakterlerin simgeledikleri değerleri açıktan, tarşışmaya mahal vermeyecek biçimde temsil edebilmeleri için kalınlaştırıldığını vurgulamak gerekiyor.
Fantastik labirentlerden düşünsel labirentlere...
“Pan’ın Labirenti”nin “Yüzüklerin Efendisi” ve “Harry Potter”ı hatırlayan yaratıcı fantastik dünyası filmin tematik boyutuyla kurduğu güçlü ilişki sayesinde eğlenceli ve heyecanlı olmanın ötesine geçmeyi başararak, adında geçen, filmin içinde biçimsel olarak karşımıza çıkan labirenti düşünsel dünyamızın labirentlerine doğru çekerek bizi farkındalığa davet ediyor. Yaratığımız labirentlerin karanlığa açılmaması için hepimize görev düşüyor...


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Geç gelmesi hiç gelmemesinden iyidir.









Seanslar
Fragman

