
"Nasıl dürüst olunur bilmiyorum, belki bu yüzden metaforları seviyorum."
Söyleceğin sözü bağıra bağıra söylemek, söylediğin şeyleri ve kendini fazla ciddiye almak, genel geçer değerleri savunurken körlemesine bir kabalık kullanmak sözünüzün değerini düşürmekten başka bir işe yaramaz. Söyledikleriniz boş laf veya sizin kuruntunuz, içinde buluduğunuz topluma yaranma çabanız olarak algılanır. Oysa kendi vakurunuz içinde özeleştirilerle ilerlemek, yargılamadan sorgulamaya, hüküm vermeden değerlendirmeye çalışmak, sözününüz kıymetini artırır.
"Hırsız"da ("Breaking and Entering") Minghella -aynı "İngiliz Hasta"da veya "Yetenekli Bay Ripley"de olduğu gibi- söyleyeceğini insanın kalbine işleyecek şekilde ilmek ilmek dokuyor. Minghella, aslında çok da bildik bir tema üzerinde hareket ediyor ve aile içi iletişimsizliği daha da doğru söylersek toplumsal iletişim problemlerimizi hikâyesinin merkezine yerleştiriyor. Fakat sözünü bununla sınırlamıyor, hatta sadece belli bir noktaya kadar bu iletişimsizliği metafor olarak kullanıp sonrasında bundan bahis dahi etmiyor. Minghella, hiçbir şekilde klişelerin kolaycılığına kaçıp tek boyutlu bir öykü yaratmıyor bilakis her karakterden ayrı birer film çıkartabilecek kadar derinlikli ve orijinal bir metni işliyor.
Metaforlarla ilerleyan bir film?
"Hırsız" baştan sona metaforlarla ilerliyor. Karakterlerin söylediği pek çok şey aslında söylemek istedikleri başka bir şeyi çağrıştıyor. Her davranış ya da her olay yönetmenin film boyunca vermek istediği temel mesaja hizmet ediyor.
Misal, Will Francis (Jude Law) mutluluğu dışarıda aramaya başladığında gidip bir fahişeyle birlikte olmuyor tam tersine gidip sevgilisinin neredeyse birebir aynısı; sorunlu bir çocuğu olan, derin iç sıkıntıları yaşayan bir göçmenle birlikte oluyor. Amira (Juliette Binoche) büyük acılar yaşadığı fakat ait olduğunu düşündüğü şehre geri dönerek mutluluğu bulmaya çalışıyor. Liv (Robin Wright Penn) ise kocasının kendisini aldatmasını neredeyse tepkisiz bir şekilde karşılıyor, hatta gidip toplum önünde kendini küçük düşürmeye bile razı oluyor, zira onun da kalbi aslında yıllarını birlikte geçirdiği sevgilisine değil, özürlü çocuğuna ait; diyor Minghella...
Kalplerimiz bütün ömrümüz boyunca bir ülkeye, bir şehre, bir kadına, bir erkeğe veya çocuğa aittir. Kırıp girsen de dışarıda kalmaya makumsundur; yani kırmak sadece senin ve çevrendekilerin mutsuzluğuna sebep olur, diyor. Geri kalanı beyhude bir sedadır cihanda...
Bu yüzden metaforları okumadan aslında filmdeki her karakterin bir benzerini 'modern toplumun iletişimsizliği' klişesini konu edinen filmlerde daha önce gördüğümüzü zannediyoruz ama hikâye ilerledikçe ve biraz düşünmeye başladığımızda karakterlerin orijinalliğini fark edebiliyoruz.
Örneğin hiçbiri yaptıkları için vicdan azabı çekmiyor; daha ötesi hırsızlık ya da aldatma gibi "ahlâk hazretleri" tarafından cezalandırılması gereken suçlar da cezasız kalıyor. Minghella, hiçbir karakterini yargılamıyor, hiçbirine benzer konuları işleyen filmlerdeki gibi ?örneğin yakın zamanda izlediğimiz "Little Children"- ahlâk dersi vermeye filan çalışmıyor. Karakterler bir hayat dersi alıyor ama bu hayat dersinin içeriği aileyi korumak, toplumun kötü saydığı şeyleri yapmamak değil de başka bir şehir -"Yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın"- şeklinde oluyor. Sanki Kavafis'in şiiri yönetmenin vizöründe canlanıyor?
Minghella, "Hırsız"ı de tüm filmleri gibi yavaş yavaş akıtıyor. Sona vardığınızda aslında ne kadar ekstrem durumlarla karşılaşmış olsanız bile pastoral bir şehir manzarasıyla, birkaç insanın yaşamından kesitlerle karşılaştığınızı hissediyorsunuz. Filmi, sevgi hakkında söylenmiş uzun ve uyaksız, duru bir şiir gibi izliyorsunuz.
- "Tropik Fırtına": Dilinin Kemiği Yok!
- "Aşkın Peşinde": Tutku-düzen arasında
- "Kartal Göz": Teşekkürler Paul G.!
- "Gölgeler": Kentli bir Balkan filmi
- "Babil M.S.": Bilimkurgu mu?
- "Süper Ajan K9": Fazla söze ne hacet!
- "Vol.İ": Dünya için tek umut
- "İşte Özgür Dünya": Alın size özgür dünya...
- "Kara Şövalye": Pudralı şövalye ve son perde
- "Kara Şövalye":Jokerden 'Baba' olur mu?
- "Kara Şövalye": Eski Batman'ler bardak oldu
- “Tatil Kitabı”: Mizoguchi sinemasının devamı
- “Çıkış yok” : İnsanlığın bittiği yer
- “Kadınlar Hakkında Her Şey”: Erkeklere yer yok
- “The X-Files: İnanmak İstiyorum”: Ama gözlerime inanamıyorum...



Rob Schneider, William Forsythe, Eddie Griffin ve Arija Bareikis'in oynadığı "Erkek Jigolo" aslı komedi filmi bu akşam 22:00'da CNBC-e ekranlarında...

23 yaşına geldiğinde olman gereken tek şey kendindir.






Seanslar
Fragman
