Kayıt
"Barda" - Taraf tutmak...
Sinema.com 5 Şubat 2007, Pazartesi 00:00
"Barda", yerli film enflasyonun yaşandığı şu günlerde tutarlı bir önermesi bulunan, dikkate değer bir söz söylemeye çalışan bir film olarak dikkat çekiyor. Film, sadece haksızlığa karşı koyduğu tavırla bile izlenmeye değer...

Bir haksızlık karşısında tarafsız kalmak; etik, hukuk, medeniyet, yasa gibi kavramların arkasına sığınmadan hangi safta yer aldığını belli etmemek haksızlığa ortak olmak, gerekçe ne olursa olsun haksızlığa alkış tutmaktır.



"Barda", başka hiçbir özelliği olmasaydı bile, başka bir söz söylemeseydi bile; sadece haksızlığa karşı koyduğu tavırla bile izlenmeye değer bir film haline gelebilirdi ki film bundan çok daha fazlası vaat ediyor elbette.

Öncelikle "Barda", yerli film enflasyonun yaşandığı şu günlerde tutarlı bir önermesi bulunan, dikkate değer bir söz söylemeye çalışan nadir filmlerden biri. Akar'ın filmini aslında iki bölüm ve iki söylem olarak incelemek gerekir: Birincisi "Barda"nın ana temasını oluşturan şiddet, şiddetin uygulanışı ve bu şiddeti doğuran unsurlar. İkincisi ise adalet ve ceza kavramlarının farklılığı ve medeniyetimizde bu iki kavramın nasıl bir koşutluk izlediğidir.



Birinci bölümden incelemeye başladığımızda, filmle ilgili en sık duyulan "nedensiz şiddet" lafının aslında çok da doğru olmadığı noktasından hareket edebiliriz. Zira insanın özündeki güç istenci ve sınıflı toplum yapısı, "Barda"daki şiddetin arkasında yatan temel motivasyonlardır ve bunlar, siyasal şiddet ya da aile içi şiddet gibi adı ne olursa olsun tüm şiddet türlerinin de kaynağıdır. Habil ile Kabil'den beri insanoğlu bir adım bile yol kat edememiştir bu anlamda. Dolayısıyla orta üst sınıf gençlerin eğlendiği bir barı basan, bu gençlere kendi güçlerini kabul ettirmeye burjuvalar arasında iktidar alanına sahip olmaya çalışan paryalar için de güç kullanmak yukarıda saydığımız iki temel sebepten kaynaklanır.

Hatta 80'lerden bu yana yine güç kullanarak pek çok paryanın, pek çok köylünün burjuvalar hatta aristokratlar arasında kabul görmesi de; barı basan adamlar için fazladan bir sebep de oluşturmaktadır. Liberalleşmeyi doğal süreciyle yaşayamayan, alt sınıfların üst sınıfa herhangi bir vasıfları olmadan sadece illegal yollarla geçebildikleri bir coğrafyada egzostçu Selim'in yaptıklarına da çok fazla şaşırmamalıyız. Olay örgüsüne yalınkat bakarsak elbette bir nedensizlikle karşılaşıyoruz, fakat karakterlerin genel anlamda çok iyi çizilmiş ve son derece derinlikli işlenmiş olmaları; sınıfsal farklılıklarını gerçekçi bir şekilde yansıtmaları (Burada filmin bir başarısından daha bahsetmek gerekir: Türk sinemasında sınıfsal farklılar genelde ya ağır bir siyasallıkla ya da arabesk bir duygusallıkla aktarılır. "Barda" ise toplumsal farklılıkları objektif ve reel bir biçimde yansıtmayı başarıyor,) bize şiddetin sebebine dair ipuçları veriyor.

Serdar Akar, filmin ana temasını izleyiciye hakkıyla aktarabilmek adına şiddeti hoyratça, neredeyse hiç sakınmadan kullanıyor. Tecavüzler, dayaklar, cinayetler, çığlıklar, kan ve hepsinin toplamında kaybedilen masumiyetler tüm çıplaklığıyla, neredeyse sinir bozucu bir tonda peliküle yansıyor. "Barda"nın uyandırdığı en temel duygu -yönetmenin istediği şekilde- sinir bozuculuk oluyor. Hele seyirci, karşındaki mekânları ve insanları son derece yakından tanıdığını anladığında, özdeşlik kurma potansiyeli daha da artıyor ki bu durum yabancı bir filmin yaratacağından çok daha büyük bir etki yaratıyor.

Sonuçta ilk bölüm boyunca şiddetin nedeni sık sık sorgulanıyor, uyuşturucu maddeler de dahil şiddeti doğuran unsurlar irdeleniyor. Küçük burjuvaların kendi içlerindeki problemlerin aslında ne kadar gerçekdışı bir pembelikte olduğu, varoşlardan gelen kaba etkilerle ne kadar kolay kırılabilecekleri üzerinde duruluyor. Alt sınıfların sahip olamadıkları üst sınıflarınsa fazla fazla sahip olduğu ve magazin kültürünün bu ayrımı cümle aleme duyurmasının, bir sosyal patlamaya neden olduğunu ve bu patlamanın sokaktaki şiddetle kendini belli ettiğini çok yakında evlerimize, eğlence yerlerimize kadar da geleceğini söylemeye çalışıyor, Akar.

Buraya kadar doğru tespitlerde bulunan "Barda", 10 dakikalık son bölümde ise seyir değiştirip yepyeni bir söz daha söylemeye başlıyor. Hukuk adaleti sağlamaya yeter mi?

Film işte tam da bu noktada taraf olma konumuna geliyor. Serdar Akar, hepimizin sinirlerini bozduktan sonra "korkmayın adalet vardır ve sağduyulu insanlar olduğu sürece adalet de tecelli edecektir" diyor. Adaletin gerçekleşmesini engelleyen, bürokrasi, etik, ceza hukuku gibi liberal kavramları bir kenara koyup suça gerekli cezanın verilmesi konusunda neredeyse Dostoyevski'ye selam duran bir üslupla hareket ediyor. Söyleyeceğini hiç de sakınmadan gayet açık bir şekilde söylüyor, tüm suçlular hak ettikleri şekilde cezalandırılıyor. Kadim bir mutluluk veriyor suçluların işledikleri suçlar oranında cezalandırılmaları.

Akar ilk filmi "Gemide"nin temalarına döndüğünde yine başarılı olabileceğini gösteriyor. Dediğimiz gibi, hiçbir şey olmasa dahi duruş sahibi bir yönetmen olarak karşımıza çıkıyor. Filmde tüm karakterlerin iyi repliklere sahip olduklarını ve bunun ötesinde de çok iyi oyunculuklar çıkardıklarını söylesek de tekrar gözden geçirme hikâyesi ve bu hikâyeyi anlatan karakter filme sonrada eklenmiş gibi duruyor. Onun da, Akar'ın her filminde yer alan uzun, şairane, gereksiz repliklere sahip karakter kontenjanından oynadığı varsayabiliriz.

"Barda" ile bu kadar şey yazınca, Nejat İşler için de bir kaç söz söylemek gerekir; zira kötülüğü Önder Somer, Erol Taş, Tecavüzcü Coşkun gibi karikatürize oyunculuklar ve karakterlerle tanımış bir sinema ekolü içinde gerçek bir sosyopat karakteri canlardırarak seyircinin "haklı nefreti"ni kazanmak her oyuncunun kolay kolay altından kalkabileceği bir yük değil (hele ki hemen öncesinde bir pembe dizinin başrolünde oynadığı düşünülerse). Ne var ki İşler, salt kötülüğü izleyiciye kusursuz bir şekilde aktarıyor ve dışarı çıktığınızda yolda gördüğünüz potansiyel bir egzostçu Selim'den çekinmenizi yol açıyor.



Toplam 2 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.

TV'de bugün
Takvim Kızları (11 Ekim 2008 20:45 Tv8)
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...
Replik
Temel İçgüdü
"Öldürmek, sigara içmeye benzemez. Onu bırakamazsın."
Catherine Tramell

« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com