
Türk çizgi roman geleneği, tarihinin başından beri İtalyan üslubunun takipçisi olmuş; sevdiğimiz tüm yerli çizgi karakterler Teksas, Tommiks'in muadili olarak yaratılmışlardır. Suat Yalaz'ın bugün vücuda gelen Yandım Ali'si de yine bu üslup uyarınca kağıda dökülmüştür. İtalyan çizgi roman karakterleri genel anlamda yüzeysel, derinlemesine incelenmeyen, karakter analizleri yapılmayan, aksiyona dayalı bir hayat yaşayan, avantür karakterlerdir. Geçmişlerinden bahsedilmez, varoluşlarıyla, yaşayışlarıyla ilgili sorunları yoktur, ilgilendikleri yegâne iki şey bir sonraki düşmanın nasıl alt edileceği ve bir sonraki hatunun nasıl tavlanacağı, hatta yatağa atılacağıdır…
Bu anlamda Yandım Ali de geçmişiyle herhangi bir sorunu olmayan, yaptığı işle iç huzurunu bir şekilde bulmuş, aşka bakış açısı derinden olsa da her an başka hatunları da sevebilecek, en yakın dostlarının ihanetleriyle dahi kaygısızca baş edebilecek, tek amacı maceranın sonraki aşamasına geçmek olan bir karakter şeklinde yaratılmış. Yani bir çizgi roman uyarlaması olsa da Amerikan usulü bir Marvel ya da DC Comics karakteri perdeye yansımıyor Yandım Ali ile... Öte yandan bir aksiyon filminin genel formülüne çok uygun karakter özellikleri taşıyor Yandım Ali: Güçlü, yakışıklı, çapkın, cesur… Bu yüzden filmin üzerine kurulduğu ana karakter, aksiyonu destekleyen bir öğe konumunda olduğu için diğer tüm karakterlerin iki boyutluluğu, öykünün karakterleri üstün körü anlatması göze batmıyor. Bir çizgi roman uyarlamasından çok, dedemizden dinlediğimiz bir macera masalını perde izliyor gibi oluyoruz: Ali sürekli yeni bir şeyler yapıyor, düşmanları sorgulamadan kovalıyor, dostları sorgulamadan yardım ediyor.
Destansı bir iklimde, karmaşık bir hikâye... Filmi aksiyon sineması kalıpları içinde değerlendirsek bile yine de içindeki karmaşayı görmezden gelemiyoruz. Her şeyden önce filmde çok fazla sayıda karakter bulunuyor ve bu karakterler arasındaki ilişkiler bir süre sonra karmaşık bir yumak haline geliyor. Kimlerin işbirliği yaptığı, kimin kime aşık olduğu, kimin ihanet ettiği çözülemiyor. Film tam bitti, çözüldü derken yeniden bir macera başlıyor. Bu da aslında senaryonun tek bir olay örgüsüne odaklanamamasından, dramatik yapının ve hikâyenin devamlılık sorunlarından kaynaklanıyor. Yani filmden çıktığınızda Ali'nin bir sürü şey yaptığını hatırlıyorsunuz ama esas olarak kimi yendi, ne kazandı gibi sorular kalıyor aklınızda. Öte yandan Yandım Ali, bizi aslında sinemamızda yoğun olarak işlememiz gerekirken çok ihmal ettiğimiz, belli klişelerin dışında izleyemediğimiz, destansı bir iklime götürüyor: Kurtuluş Savaşı'na.
Mustafa Kemal'in önemli sayılabilecek bir süre aldığı filmde Yandım Ali, farklı maceralara koşsa da özünde İstanbul'un işgali sırasında, düşmana karşı koyan, Türk bayrağının indirilmesini önleyen, İttihatçıları Anadolu'ya taşıyan, isyancı bir Türk olarak sivriliyor. Belki de filmi toparlayan ve izlenir kılan bu dönemin yansıtılması-yansıtılmaya çalışılması oluyor. (Değişik bir açıdan bakmayı denersek filmin içindeki karmaşa, 1918 İstanbul'unun içinde bulunduğu karmaşayı destekliyor aslında.) Her ne kadar gerçekdışı yanları olduğunu söylesek de Yandım Ali, Türk sinemasının tarihsel çizgi roman uyarlamaları arasında hem anlattığı olayların gerçekliğiyle hem de baş karakterinin kahramanlık kapasitesindeki sahicilik ile ön plana çıkıyor. Kara Murat'ı, Tarkan'ı, Malkoçoğlu'nu fersah fersah geride bırakıyor. Belli planlarıyla hatta postmodern çizgi roman uyarlama üslubunu geliştiren "Sin City"ye göndermeler dahi yapıyor, evrensel olanla bir bağlantı kurmaya çabalıyor. Yandım Ali, senaryo eksikliklerine ve bazı post prodüksiyon zaaflarına rağmen Türk sinemasının yaptığı en iyi çizgi roman uyarlamalarından biri olarak geliyor karşımıza.
- "A.R.O.G": Zor olanın peşine düşünce...
- "Muro": Devrimciliğin parodisi
- "Madagaskar 2": Firar devam ediyor
- "Sınıf": Gerçekliğin sınırında...
- "Aramızda Casus Var": Okumadan yakma!
- "Lorna’nın Sessizliği": Medeniyetin cehennemi
- "Osmanlı Cumhuriyeti": Kolpa padişahın kolpa yurtseverliği
- "Gomorra": Günah şehri insanları
- “Gomorra” : Otonom Mafya
- "Son Buluşma": Bir sözlü tarih denemesi
- "High School Musical 3": Nasıl yani?
- "Rec: Ölüm Çığlığı": Sıradan bir korku filmi
- "Quantum of Solace": Her şey kişisel
- "Issız Adam": Demode formüller peşinde...
- "Mükemmel Bir Gün": Özpetek çıkış arıyor


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Her sokak kösesinde, her evde, ölümcül bir günah görüyoruz ve hoşgörüyoruz. Hoşgörüyoruz çünkü sıradan, çünkü olağan. Sabah, öğle ve aksam hoşgörüyoruz. Hayır, artik olmaz. Ben örnek oluyorum ve yaptığım şey şaşırtacak, incelenecek ve izlenecek... Sonsuza dek...
John Doe









Seanslar
Fragman

