'Hadi Gel Köyümüze Geri Dönelim' Melodramı
Sinema.com 20 Şubat 2006, Pazartesi 00:00
Ulaş Ak'ın ilk uzun metraj filmi olan "Dün Gece Bir Rüya Gördüm", sinemamızda sıkça rastladığımız 'çok şey anlatmak isteyip pek bir şey anlatamayan' filmlerden. Filmin, özellikle Yeşilçam'ın son demlerine denk gelen uyuşturucu temalı gençlik filmleriyle kurduğu tuhaf ilişki fazlasıyla havada kalmış.

Çok şey anlatmak isteyip, ipin ucunu kaçırarak hiçbir şey anlatamama birçok filmin temel sorunu. Söz konusu Türk sineması olursa, bunun kemikleşmiş bir mesele olduğunu söylemek de mümkün. "Balans ve Manevra", "Ayın Karanlık Yüzü" gibi Ulaş Ak'ın Pelin Batu'lu, Emre Kınay'lı ilk filmi "Dün Gece Bir Rüya Gördüm" de bu sorundan muzdarip. Filmin değindiklerinin bir kısmı şöyle: ebeveynlerin ayrılmasının çocuk üzerindeki etkisi, uyuşturucu, metropolde yalnızlık, ensest, taşralı adamla uyuşturucu âlemlerine ait bir kızın aşkı, evde kalmışlık, depremde aileyi kaybetme… Liste daha da uzatılabilir. Zira film, bunlardan Doğu'daki terör olaylarına kadar birçok soruna parmak basmak istiyor. İstediğiyle de kalıyor. Çünkü bu kadar çok sorunu kendine dert edindiğinden, iki saat gibi kısıtlı bir sürede bunlardan hiç birine yeterli ilgiyi gösteremiyor. Bu yüzden adını andığı her mesele bir sabun köpüğü gibi uçup gidiyor. 

Ne yazık ki, filmin tek sorunu bununla kalmıyor. Film, karakterlerin çok kısa süre içindeki tutarsız davranışlarıyla da irtifa kaybeder hale geliyor. Mesela Lale'nin babası Adem'in, kızının arkadaşı Sibel ile tartışmasında, taraflar birbirlerinin tepkilerinden bağımsız olarak zaman zaman birbirlerine sert çıkışıyorlar. Eğer ki, Sibel'in bu tutarsızlığını uyuşturucuya yoracaksak, Adem'in sinirli halini açıklamak imkânsızlaşıyor. Karakterlerin davranışlarındaki uyuşmazlık, Lale'nin hareketlerinde de gözlemlenebiliyor. Mesela Lale, gece yarısı Deniz'in istediği yere gitmeye razıyken, sabah uyandığında Deniz'e tepki gösteriyor ve hemen ardından Deniz'in ailesiyle kalmaya razı oluyor, uysallaşıyor. Bu da izleyiciyi yoruyor. Bununla birlikte Emre Kınay tarafından canlandırılan Deniz karakterinin, aptallık ile saflık arasında gidip gelmesi, filmin inandırıcılığını yitirmesinde bir hayli etkili oluyor. Aşkını itiraf edemeyen, sakarlık üstüne sakarlık yapan, Lale'nin uyuşturucu müptelası olduğunu bir türlü anlayamayan Adem, bir anda aşk üstüne beylik sözler sarf edebiliyor. Filmin diğer bir kusuru da melodramatik yapısıyla gereğinden fazla ağdalı bir dil kullanmasından ve bunun da etkisiyle inandırıcılığını kaybetmesinden kaynaklanmakta. Film iyilerin saf iyi, kötülerin de saf kötü olduğu bir yapı kurarak, karşımıza iki boyutlu karakterler çıkarıyor, kaderin cilvesi ve tesadüfler sayesinde olayların akışını sağlamaya çalışıyor. Deniz ve Lale'nin komşu olması, bununla yetinmeyip aynı iş yerinde çalışmaları, Deniz'in sara krizini tam Lale'nin evinin girişinde geçirmesi ve bu esnada cüzdanını düşürmesi söz konusu tesadüflere örnek olarak gösterilebilecek olaylardan sadece birkaçı. Film neden-sonuç ilişkilerinden çok, tesadüflere dayanınca da, filmin eksi hanesine bir işaret daha düşmek farz oluyor. Bunlar da yetmezmiş gibi film, 80'lerde pek de revaçta olan, fakat artık miadını doldurmuş Ahu Tuğba ve Nuri Alço'lu uyuşturucunun zararlarını konu alan, Yeşilçam'ın son demlerine denk gelen filmlerin olay örgüsünü ve temel karakterlerini ödünç alıyor. Yine taşradan gelen ve yaşadığı yerin saflığını taşıyan kara yağız bir delikanlı; uyuşturucu batağına saplanmış ve özünde 'iyi' olan bir kız; ve kızın erkekle kurduğu 'mutlu' düzeni tehdit eden 'kötü adam' filmin temel karakterleri. Hatta tam da, Nuri Alço'nun bugünkü versiyonu olarak addebileceğimiz bir karakter filmin kilit noktasında yer alıyor ve kendi işlevini yerine getirebilmek için kullandığı yöntem bile Alço'nunki ile benzeşiyor: aşırı dozdan 'iyi' kızın ölümüne sebep olmak. Bunlarla birlikte "Dün Gece Bir Rüya Gördüm", söz konusu filmlerin olmazsa olmazı disko sahnesini de bir yerlere iliştirerek, sanırım o filmlere selam ettiğini (!) düşünüyor. 

Filmin, acıklı olayların üst üste bindirilmesi ile bir tempo yakalamaya çalıştığını söylemek mümkün. Ama bu konuda da vazifesini lâyıkıyla yerine getiremiyor. Saf delikanlı, kızı içinde bulunduğu bataklıktan çıkarıp, köyüne götürüyor. Çift, köyde düğün planları kuruyor. Fakat kötü adam yakalarını bırakmıyor. Lale'nin ailevi sorunları işin içine giriyor ve onun ölümüyle film, duygu sömürüsü yapmaya yelteniyor. Fakat film o ana kadar inandırıcı karakterler ve hikâye gelişimi sunmadığından –üstüne üstlük bizatihi içinde bulunulan durumun inandırıcılıkla alâkası olmadığından- izleyicileri söz konusu durum içindeki karakterler adına üzülmesini sağlayamayarak, onları filmin kurmaca dünyası içine çekip, kandıramıyor. Bütün bunlara senaryo hataları da –Deniz'in Lale'yi kurtarmak adına, yoldan geçen birinin arabasına el koyması ve araba sahibinin buna tepkisizliği, yine Deniz'in, Lale'nin arkadaşlarına, ortada tehlikeli bir vaziyet söz konusu değilken, saklanmaları için kendi evinin anahtarını vermesi- eklenince film, elle tutulur yanı kalmayan bir hal alıyor. Sözün özü, Türk sineması bağımsız addebileceğimiz bir yapımın hüsranı ve genç bir yönetmenin umut vaat etmeyen çıkışı ile yüz yüze kalıyor. "Dün Gece Bir Rüya Gördüm", hem bavuluna çok şey almak isteyip o bavulu kapatamadığından, hem de samimiyet ve inandırıcılıktan çok uzakta seyrederek yer yer komik durumu düştüğünden başarısız filmler listesine adını yaldızlı harflerle yazdırıyor. 

Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
Frida
Günün sonunda, düşündüğümüzden daha fazlasına dayanabiliyoruz.
Frida Kahlo
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com