Angelina Jolie: Arzularımızın Karanlık Nesnesi
Umut Barış Dönmez 9 Haziran 2005, Perşembe 00:00
Angelina... biz seni, Gwyneth ödülünü salya sümük ağlayarak alırken ve kendini geçmişin zerafet temsilcileri Grace Kelly ve Audrey Hepburn gibi yıldızların izinden gittiği yanılgısıyla aldatırken; sen, törende tam tersine umursamaz bir tavırla ve sert bir edayla sadece teşekkür ettiğin için ve yanındaki erkek kardeşini dedikodulara yol açacak denli ateşli bir şekilde öptüğün için seviyoruz…

Önümüzdeki fotoğraf yığınından bir tane çekelim... Yaşıtları muhabbet kuşu, tavşan yavrusu, kedi ve köpek gibi evcil hayvanlar beslerken, bir yılanla vakit geçirmeyi tercih eden küçük bir kız çocuğu görüyoruz...Bu küçük kız babasına kızgın; daha kendisi bir yaşındayken annesinden boşandığı için ona çok kızgın. Ancak yirmili yaşlarında baba mesleği olan oyunculuğu seçtiğinde, babasının dünyasında var olmanın çetin koşullarıyla yüzleştiği zaman öfkesi yatışacak ve onu anlamaya başlayacak... 

Fotoğraflar arasında eşelenmeye devam edelim...Siyahlar giymekten hoşlanan boylu boslu genç bir kızla karşılaşıyoruz bu defa... Tiyatro sahnelerinde Tenesse Williams'tan replikler okuyor... Bir başka fotoğrafta belirginleşen hatlarının çekici kıldığı bedenini dövmelerle kapladığını görüyoruz... Büyüdükçe vücudunun günümüzün sihirli rakamları olan 90-60-90'a yakın ölçüler tutturması profesyonel mankenliğin kapısını aralıyor ona. Robert Altman'ın bir sirk olarak nitelendirdiği ve kendisini üzerine film yapmaktan alıkoyamadığı moda dünyasının ışıltılı podyumlarında, renkli dergi kapaklarında, süslü televizyon reklamlarında rastlıyoruz ona... Rolling Stones, Meatloaf, Lenny Kravitz (Bu adamın herhangi bir klibinde görünmeniz güzelliğinizin tescillenmesi demektir) gibi ünlü isimlerin kliplerinde oynadığını öğreniyoruz.... 

Fotoğraflar peş peşe akıyor önümüzden...Özenle koleksiyonunu yaptığı tehlikeli, keskin uçlu, parlak bıçaklarla oynuyor güzelimiz...Tuhaf biri; her zaman böyle olduğunu söylüyor babası... Daha yirmisinde bile değilken bazı televizyon ve sinema filmlerinde görünmeye başlıyor... Hackers'daki rol arkadaşıyla evleniyor aniden. Törende üzerinde beyaz bir tişört var; sırtına evlendiği adamın adını kendi kanıyla yazmış... Korkunç! (Yanındaki adam “Trainspotting”teki Sick boy değil mi?) 80'lerin süpermodeli, lezbiyen, uyuşturucu bağımlısı, sansasyonel isim Gia'nın hayatını anlatan bir televizyon filminde başrolü kapıyor. Kendini Gia ile fena özdeşleştiriyor, kendi hayatını canlandırdığı hissine kapılıyor (O dönem onun da böyle sakıncalı alışkanlıkları yok değil), depresyonlara giriveriyor... Gerçekçi kompozisyonu kendisine televizyon kategorisinde bir Altın Küre kazandırıyor...Hiç fena değil... O ne yapıyor? Ödülü aldığı gibi üzerinde derin yırtmaçlı elbisesi ve topuklu ayakkabıları olduğu halde kendini su dolu bir havuza atıyor... Matrak...Gia'nın hayatından çıkardığı derslerle asi ruhunu arada bir gemlemesini öğreniyor ve oyunculuğa sıkı sıkı bağlandığından New York Üniversitesi'ne gidip sinema eğitimi almaya karar veriyor... Bu arada çoktan kocasından ayrılmış, “Playing God”da birlikte rol aldığı Timothy Hutton'a aşık olmuş ve onu temsil eden bir "H" harfini omzuna kazımış bile... Vahşi, tehlikeli, arzu dolu, başkaldırmaya hazır ruhunun iplerini sıkı sıkı elinde tutan bu güzel kadının oyunculuk yeteneğine güvenen, artık iyice eskimiş "bağımsız başlayıp Hollywood'a transfer olma" hikayesinin temsilcilerinden James Mangold, ona “Girl Interrupted”daki sosyopat kız rolünü teklif ediyor... Film ona bir Altın Küre bir de Oscar kazandırıyor... Daha 25'inde bile değil henüz... Dünya onu keşfediyor ve bağrına basıyor... People, Empire gibi dergiler her daim yaptıkları o "en iyi...", "en güzel...", "en seksi..." listelerine hem de üst sıralardan onun ismini de ekliyorlar. İşlem tamam... Güzelimiz en son fotoğrafta, sivilceli, gözlüklerinin ardındaki gözleri fıldır fıldır dönen, kafalarını renkli monitörlerin başından kaldırmayan bilgisayar çağı neslinin idolü haline gelmiş, Lara Croft adlı bilgisayar oyunu ikonunu beyazperdede canlandırarak arz-ı endam ediyor, hem de tam iki kere... Biz kendimizi bu 'deja vu' şaşkınlığından kurtaramamışken, bakıyoruz, kimileri Sigourney Weaver'ın yaşı gereği emekliye ayrılmasıyla doğan kadın aksiyon yıldızı boşluğunu onun dolduracağını söylüyorlar...

Angelina... biz seni, Gwyneth ödülünü salya sümük ağlayarak alırken ve kendini geçmişin zerafet temsilcileri Grace Kelly ve Audrey Hepburn gibi yıldızların izinden gittiği yanılgısıyla aldatırken; sen, törende tam tersine umursamaz bir tavırla ve sert bir edayla sadece teşekkür ettiğin için ve yanındaki erkek kardeşini dedikodulara yol açacak denli ateşli bir şekilde öptüğün için seviyoruz...Üstelik Billy Bob Thornton gibi esaslı bir adamla evlendiğin için de sana hiç kızmıyoruz. (Boşanmanın bizi sevindirdiğini inkâr edemesek de...) Hep seksi, tekinsiz, isyankar ve aldırmaz karakterleri canlandıran Angelina, işte bunu söylediğimiz an bize dönüyor ve arı sokmuş gibi duran, ıslak, öpülesi dudaklarını aralayarak şu sözleri kulağımıza fısıldarken arzularımızın karanlık nesnesi olmaya devam edeceğini çok iyi biliyor: "Karşılıklı oturup çay içerek iki çift laf etmekten hoşlanmayacağım karakterleri asla canlandırmam canım..." 

[Bu yazı Altyazı Aylık Sinema Dergisi'nin tanıtım sayısında (sıfırıncı sayı) yer almıştır.]

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
Replik
21 Gram
Kaç hayat yaşıyoruz? Kaç defa ölüyoruz? Sadece 21 gram kaybettiğimizi söylüyorlar... Ölüm anında... Herkes.
Paul Rivers
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com