"Batman Başlıyor"
Karanlık Şövalye yeniden karşımızda...
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Batman Başlıyor", 1989'da başlayıp 1997'de sona eren dört filmlik seriyle doğrudan ilişkisi olan bir film değil. Önceki serinin, özellikle son iki filmle dibe vurduğunu fark eden yapım ekibi, imajı fazlasıyla zarar gören 'Karanlık Şövalye'yi küllerinden ayağa kaldırmanın yolunu, efsanenin köklerine inmekte bulmuş. Ortaya çıkan sonuç, kimi aksaklıkları olmakla birlikte, önümüzdekli yıllarda izleyeceğimiz olası devam filmleri için umut veriyor.
Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Yönetmen Christopher Nolan ve senaryoyu birlikte yazdığı David S. Goyer'nin sürekli altını çizdikleri bir şey var: “Batman Başlıyor”, ne 50'ler ve 60'larda televizyon için çekilen “Batman” filmleriyle, ne de 1989'da muhteşem “Batman”iyle Tim Burton'ın açtığı yoldan ilerleyen “Batman Dönüyor” (“Batman Returns”, 1992), “Batman Daima” (“Batman Forever”, 1995) ve “Batman ve Robin” (“Batman and Robin”, 1997) ile doğrudan göbek bağı olan bir film değil. Adı üstünde, bu film yediden yetmişe popüler kültür takipçilerine malolmuş bir efsaneyi sinemada yeni bir yolculuğa çıkarmayı hedefliyor. Ancak bu yenilenme, “Batman Başlıyor”un Batman'in özellikle 90'lı yıllarda sinemada oluşturduğu birikimi elinin tersiyle bir köşeye ittiği, redd-i miras yaptığı anlamına da gelmiyor. Yönetmen Nolan'ın Tim Burton'ın ilk iki Batman filminden, özellikle Bruce Wayne'in karakterini oluştururken ve Gotham şehrini tasarlarken ilham aldığı çok açık. Eh, yönetmenin filmin çekimlerine başlamadan önce tüm ekibi toplayıp Ridley Scott'ın bilimkurgu başyapıtı “Blade Runner”ı izlettiğini ve “işte böyle bir film çekmeliyiz” dediğini düşünürseniz, Burton'ın yarattığı dünyaya kayıtsız kalmasına ihtimal vermeniz söz konusu değil zaten. Her ne kadar, kötü karakterlerin işlenmesinde bazı sorunları olsa ve genelde şablon bir senaryoyu izlese de, “Batman Başlıyor”un tüm efsaneyi önceleyen bir yapım (bir 'prequel') oluşu bu kusurlarının üstünü örtüyor ve film, sinemada çoktan tarihin tozlu raflarına kalktığını düşündüğümüz 'Karanlık Şövalye' efsanesinin yeniden başlayabileceğine bizi ikna etmeyi başarıyor. Önce her şey bir toz bulutuydu... Peki ne oluyor “Batman Başlıyor”da? İşin tadını kaçırmadan, önceki filmlerden aşina olduğumuz kahramanın geçmişine ve adım adım Batman haline gelişine tanıklık ettiğimizi söyleyelim. Yani, kendisini suç oranının git gide arttığı Gotham şehrini düzeltmeye adamış hayırsever babası ve güzel annesi gözlerinin önünde vurulan küçük Bruce'un içine, küçük yaşta 'intikam' ateşinin düşüşüne tanık oluyoruz önce. Sonra bir türlü dizginleyemediği öfkesiyle ve korkularıyla baş etmeyi öğrenme süreci geliyor karşımıza. Herkesin en büyük merakı, Bruce'un böyle bir öfkeden nasıl büyük bir adalet savaşçısı yarattığı ki bu noktada filmin hoş bir sürpriz sunduğu konusunda hakkını teslim etmemiz gerekiyor. Şöyle ki, Batman çizgi romanlarının en asil ve de en amansız kötü karakterlerinden olan ölümsüz Ra's Al Ghul, Bruce Wayne'e onu Batman'e dönüştürecek eğitimi veren kişi. Tabi ki Al Ghul'ın aklındaki onu ‘Gölgeler Birliği'ne lider yapmak, ama bunu düşünürken Bruce'un otoriteye karşı başkaldıran doğasını fazla hafife alıyor ve belki de amaçlarını gerçekleştirme konusunda kendisine engel olabilecek tek kişiyi kendi elleriyle yaratıyor. Ancak Bruce Wayne'in Batman'e dönüşmesinde, çocukluk travmaları ve Al Ghul'dan aldığı eğitim kadar, babasının kendisine bıraktığı büyük mirasın da rolü büyük. Öyle ki, insanlara önderlik edebilmek için bir kişi değil, önce bir sembol, sonra da bir efsane olması gerektiğini fark eden Bruce'un bu efsaneyi yaratmasında, babasının kurduğu Wayne Corporation'ın mali gücü ve ürettiği silahların çok büyük katkısı var. Hatta efsanevi Batmobile'ı bile, babasının şirketinin köprü inşasında kullanmak üzere ürettiği bir aracın üzerinde küçük değişiklikler yaparak inşa ediyor. Tüm bu işlerde, önceki filmlerden tanıdık olduğumuz, birkaç kuşaktır ailesine hizmet eden uşağı Alfred ve polis dedektifi Jim Gordon'un yanı sıra, babasının iş arkadaşlarından Lucius Fox'un da Bruce'a büyük yardımları oluyor. El ele şehri suçlulardan temizlemekle kalmayıp, Ra's Al Ghul ve işbirlikçisi Doktor Jonathan Crane'in (nam-ı diğer 'Korkuluk') Gotham'ı yok etmek için yaptıkları planların karşısına dikiliyorlar. Bu noktada filmin zayıf ayaklarından birinin daha altını çizmekte yarar var: Her ne kadar Christian Bale Bruce Wayne ve Batman'e başarıyla can verse de, çocukluk arkadaşı olan cesur savcı Rachel Dawes rolünde izlediğimiz Katie Holmes biraz zayıf kalıyor ve yeni serinin bu ilk (hatta sıfırıncı) filminde Batman'in karşısında bir denge noktası olamıyor. Bruce'un Batman kimliğini Rachel'a açık edişinin oldukça özensiz bir sahneyle geçiştirilmesi bu durumu daha da vahimleştiriyor (ki önceki Batman filmlerinde diğer karakterlerin Batman'in asıl kimliğini öğrenme çabaları uzun uzun işlenir ve bunun yarattığı gizem filmin akışına önemli bir zenginlik katardı.) Süper kahraman değil, aramızdan biri... Filmin Bruce Wayne'in Batman'e dönüşümünde en çok dikkat ettiği ve altını çizdiği noktalardan biri, Batman'in fantastik filmlerde karşılaştığımız diğer karakterlerin aksine süper güçleri olmayan bir süper kahraman oluşu. O, gerekli koşulları bir araya getirip kendini adaletin hizmetine sunan herkesin olabileceği 'aramızdan biri', 'bir adalet ikonu'. Yönetmen Christopher Nolan da, Batman'in bu insani yanının altını çizmek için özel özen gösterdiklerini söylüyor: Batman’in her zaman için en büyüleyici yönü oldukça olumsuz duyguların etkisiyle hareket ediyor olması. Batman bir insan ve kusurları var. Ama o bu çok güçlü ve yıkıcı duygularından çok olumlu bir şey yaratmış biri. Benim için, Batman’i günümüz dünyasına olağanüstü uygun bir kişilik yapan şey bu.” “Blade”, “Crow: City of Angels” ve “Dark City” gibi büyük ilgi gören fantastik filmlerde imzası bulunan senarist David S. Goyer de bu konuda Nolan'la tam bir görüş birliği içinde: Batman’i türünün diğer örneklerinden ayıran şey herhangi birinin olabileceği bir kahraman oluşu. Asla bir Süpermen olamazsınız, asla bir İnanılmaz Hulk da olamazsınız, ama herhangi birinin Batman olabilmesi mümkün. Yeterince çok çalışır, yeterince uğraşırsanz, belki, sadece belki, Batman olabilirsiniz.” Karanlık Şövalye'nin herkesin olabileceği birisi olma özelliğinin senarist ve yönetmenin karşısına getirdiği ilk sorun, tabii ki gerçekçilik sorunu ki filmi izlerken Nolan ve Goyer'nin “Batman Başlıyor”da en çok bu noktaya kafayı taktıkarını çok net bir şekilde görmek mümkün. Ekip, Batman'in kostümünden silahlarına, mağarısından aracına kadar kullandığı her şeyi gerçekçi bir yolla geliştirmesine özel önem vermiş. Zaten Goyer de hazırlık aşamasını “senaryo üzerinde çalıştığımız süre içinde Chris’in parolası ‘gerçek olmalı, gerçek olmalı’ydı” sözleriyle anımsıyor ve şöyle devam ediyor: “Bu felsefeyi hikâyenin her yönüne uyguladık, en küçük ayrıtılara bile. ‘Yarasaların kulakları neden bu kadar uzundur? Batmobil’in görünümü neden böyle?’ gibi sorular sorduk ve Bruce Wayne’in yaptığı her şey ve filmde kullandığı her aygıt için mantıklı bir açıklama sunduk.” “Korkuların ol ki senden korksunlar” Nolan ve Goyer’nin Bruce Wayne’in efsanevi hikâyesini kendi getirdikleri yorumla birleştirmek ve gerçekçi bir yaklaşımla sunmak için kullandıkları tema 'korku' olmuş. Hikâyede, küçük Bruce kazara Wayne Malikanesi’nin altındaki yarasa mağaralarını keşfediyor ve bu anısı hafızasından asla silinmiyor. Nolan ve Goyer, Bruce'un geleceğinin şekillenmesinde temel oluşturan bu deneyimi, Bruce’un ailesinin ölümü yüzünden duyduğu suçluluk duygusuyla birleştirmişler ve böylece, Bruce’un, kendinde bu kadar korku ve endişe uyandıran bir yaratığın görünümüne bürünme kararı daha da dikkat çekici ve ilginç bir hale gelmiş. Yönetmen Nolan bu konuyla ilgili olarak “Birinin içindeki korkularla yüzleşmesi ve sonra da o olmaya çalışması fikri beni büyülüyor” diyor. Filmde Bruce Wayne ve Batman'i canlandıran Christina Bale de canlandırdığı karakterin en çok bu yanından etkilenmiş: “Yarasa onun için çok kişisel bir simge. Çocukluğunda korku beslediği bir yaratık ve yetişkin olarak da kendisine ailesinin öldüğü geceyi ve taşıdığı suçluluk duygusunu sürekli olarak anımsatan bir şey. Bruce zihinsel ve fiziksel becerilerini geliştirdikten sonra Gotham’a döndüğünde, yarasa kimliği, onun kılık değiştirme ihtiyacına net bir çözüm oluyor. Bunu başkalarına göz dağı vermek ve gerek kendi korkularını gerekse onlarınkini kendi kontrolünde tutmak için kullanıyor.” Bildiğiniz gibi, normalde süper kahramanlar hem halkın gözü önünde, hem de gizli bir güç olarak yaşamak zorundayken, Bruce Wayne'in bambaşka iki kişilikle halkın önünde var olması ve gerçek kimliğini çok dikkatli bir şekilde saklaması gerekiyor. Kâğıt üzerinde basit gözükse de, sinemasal araçları kullanarak izleyiciye bu çetrefil durumu aktarabilmek o kadar da kolay değil. Nolan bu durumun altını başarıyla çizmek için nasıl bir yaklaşımı olduğunu şöyle açıklıyor: “İlgimi çeken tek şey Batman ile Bruce Wayne arasındaki ikiliği irdelemek değildi. Serüvenini doğru bir biçimde sunabilmek için, karakterinin üç yüzünü de portrelememiz gerekiyordu:
  • 1) Bruce’un öfkesini dışa vurduğu maskeli savaşçı Batman

  • 2) Gotham’ı ailesinin canını alan kötülerden kurtarmak için hayatını adayan, perişan Bruce Wayne

  • 3) halkın gördüğü şekliyle, şımarık playboy Bruce Wayne

  • . Bu üçüncü kimlik, Gotham sakinlerinin, Batman olması bir yana, şehirdeki yozlaşmayı umursamasını en son umduğu kişi. Halkın gördüğü Bruce Wayne de tıpkı Batman gibi bir maske aslında.”
    Bruce Wayne’i Batman olmaya yönlendiren şartlar uç noktada olsa da, yitirmenin verdiği acı, haksızlığa duyulan öfke ve kızgınlığı dışarı vurmanın bir yolunu bularak olumsuz duyguları olumlu davranışlara dönüştürme ihtiyacını anlamak ve bu ihtiyaçla özdeşleşmek zor değil. Daha önce de dediğimiz gibi, eğer gücünüz, dayanıklılığınız ve cesaretiniz varsa Batman olmak mümkün ve Batman’i böylesine sürükleyici ve kalıcı yapan da en çok bu özelliği. Batman efsanesine yeniden hoşgeldin derken, sözlerimizi Karanlık Şövalye'ye yeniden hayat veren Christian Bale'in sözleriyle bitiriyoruz: “Onun ne yapacağını asla kestiremiyorsunuz, davranışları tartışmaya açık olabilir, dürtüleri ise çok saf olmayabilir. Yine de, sonuçta iyi bir güç olduğunu biliyoruz. Bu karmaşıklık Batman’i en sıkı süper kahraman yapıyor.”
    Henüz kimse yorum yapmamış.
    TV'de bugün
    Yedinci Kıta (The Seventh Continent) 5 Aralık 2008, 22:00, Cnbc-e
    Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!
    Replik
    Örümcek Adam 2
    Büyük güçle birlikte büyük sorumluluk gelir.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com