
Öykünün bu kısmını, altı yıl sonra Jane’in ‘synthesizer’ından dinleriz. Bu alet olmasa, Jane’in derdini anlatması bütün gece sürebilir. Hastalığın son aşaması sayılan ses kaybına uğramış genç kız. İlk kez doğru dürüst iletişim kurabildiği sosyal hizmetli Richard’dan bekaretini yitirmek için yardım ister. Richard’ın beden sağılığı yerindedir de ruh sağlığı için aynı yargıya varılamaz. Ressam olarak başarısızlığıa uğrayınca depresyona girmiş, kız arkadaşından ayrılmış, kafayı uçmaya takmış, tuvallerinden kanat yapıp kız arkadaşının çalıştığı bankanın tepesinden Hezarfen Çelebi gibi süzülmeye kalkmıştır. Sanatçı egzantrizmini anlayışla karşılayan yargıç, cezasını sosyal hizmetler görerek çekmesini sağlar.
Ağzı bozuk ve aşırı tepkili Jane ile pasif ama davranış bozukluğu gösteren Richard, birbirlerine yakınlaşmaya başlar.
Yönetmen Paul Greengrass’in elindeki metnin ağırlık noktası aşırı uçlara kaymaya eğilimli. Elde mendille izlenen bir melodram da olabilirdi, absürdün sınırlarında gezinen bir fars da. Ne de olsa çok hassas bir konu. Ancak Greengrass hüzün ve mizah dengesini sağlamayı başarmış. Duyarlıkla ele alınan film, öyle büyük bir başarıya erişmiyor ama keyifle izleniyor.
Zaten özellikle oyunculuğa meraklı sinemaseverleri cezbedecek iki oyuncusu var. İngiliz sinemasına özgü ölçülü oyunculuğu temsil eden, genç kuşağın gözde isimleri Helena Bonham Carter ve Kenneth Branagh. Bonham Carter ilelebet dönem filmlerinin zarif yıldızı olarak kalmak istemiyor. “The Fight Club”ın yanısıra bu alçakgönüllü yapımda da rol aldı. İkinci Laurence Olivier olarak anılan Branagh ise Shakespeare uyarlamaları dışında da projerle katkıda bulunuyor elbette.
Bonham Carter kısacık kesilmiş saçlarıyla oğlan çocuğu görünümünde, tekerlekli sandalyesi üzerinde boynu bükük ama çaresiz durmayan Jane’i gayet iyi canlandırıyor. Ünlü ressam Paul Klee ile uçağı icat eden Wright Kardeşler arasında bir yere konumlanmış Richard’da Branagh her zamanki gibi sevimli. Gitgide yakınlaşan ve aşık olan bu ilginç çift kaçınılmaz sonun verdiği korkuyla bir türlü ilişkiye giremez. Richard, sosyal hizmetlilerden umudu kesince, Jane’e bir jigolo bulur. Onun parasını ödemek için banka soymaya kalkar. Bu absürd durum normale doğru evrilir, çok şükür.
Komik olduğu kadar duygusal bir serüvenin ardından iki sevgili, Richard’ın uçma tutkusu üzerinde birleşir ve ihtiyaç duydukları özgürlük duygusuna kavuşurlar.
İyi yazılmış diyalogları ve oyunculukla öne çıkan bu filmden çok fazla şey beklememek gerek, ama dokunaklı öyküsünden de etkilenmemek elde değil.
- "A.R.O.G": Zor olanın peşine düşünce...
- "Muro": Devrimciliğin parodisi
- "Madagaskar 2": Firar devam ediyor
- "Sınıf": Gerçekliğin sınırında...
- "Aramızda Casus Var": Okumadan yakma!
- "Lorna’nın Sessizliği": Medeniyetin cehennemi
- "Osmanlı Cumhuriyeti": Kolpa padişahın kolpa yurtseverliği
- "Gomorra": Günah şehri insanları
- “Gomorra” : Otonom Mafya
- "Son Buluşma": Bir sözlü tarih denemesi
- "High School Musical 3": Nasıl yani?
- "Rec: Ölüm Çığlığı": Sıradan bir korku filmi
- "Quantum of Solace": Her şey kişisel
- "Issız Adam": Demode formüller peşinde...
- "Mükemmel Bir Gün": Özpetek çıkış arıyor


Michael Haneke, "Kent Üçlemesi"nin bu ilk filminde, sıradan orta sınıf Avusturya ailesini karanlık bir sona doğru giderken soğukkanlı bir gözlemci edasıyla izliyor. The Seventh Continent bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de!

Bir kez arka kapıdan çıktınmı bir daha ön kapıdan giremezsin.







Seanslar
Fragman


